<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152</id><updated>2011-07-30T16:53:10.983-07:00</updated><title type='text'>Komünist Direniş</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>42</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-1974967941242736605</id><published>2009-12-20T07:24:00.000-08:00</published><updated>2009-12-20T07:26:06.697-08:00</updated><title type='text'>Katliamın 9. yıldönümünde, Ulucanlar'da kalan eski bir tutsağın kaleminden:</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;9.YILINDA ULUCANLAR KATLİAMI VE MERKEZ KAPALI’NIN YEDİVEREN GÜLLERİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulucanlar Cezaevi; tutsaklar arasında namı meşhur Şeftali Sokağı'nın sonradan daraltılmış hali&lt;br /&gt;25 Eylül’ü 26 Eylül’e bağlayan gecenin sonunda sabaha doğru gelmişlerdi...Koğuşun tavanındaki mazgallardan, gözetleme kulelerinden gaz bombalarıyla, mermilerle saldırıyorlardı.Bir yandan da; Habiiip!... İsmeeet!... Cemaaaal!... Sadıııık!... Enveeer!... nidalarıyla alacakaranlığın sessizliğini yırtarak öldürecekleri insanların ismini okuyorlardı!..&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Devletin elinde, dört duvar arasındaki devrimci sosyalist tutsaklara karşı planlı, programlı, tasarlanarak hazırlanan bu devlet katliamını; sabahın erken saatlerinden, hatta operasyonun başladığı alacakaranlıktan itibaren televizyon kanalları; "Ankara Ulucanlar Cezaevinde İsyan"!... diye duyuruyorlardı!...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Oysa "İSYAN" dedikleri şey 19 Eylül’de başlamış 25 Eylül’de "anlaşma" ile sonuçlanmıştı.Yıllardır 20-30 kişi kapasiteli; "devletin at ahırından bozma" koğuşlarda balık istifi 80-90-100 kişi kalan devrimci siyasi tutsaklar; "nefes alamıyoruz, bize bir koğuş daha açın" diye cezaevi idaresine, Adalet Bakanlığı’na dilekçe üstüne dilekçe vermişlerdi. Her seferinde de; "tamam bu sefer çözeceğiz, Adalet Bakanlığı’ndan onay bekliyoruz…" diye oyalanmışlardı.En son sayı 120’ye çıktığında artık tahammül sınırları çoktan aşılmıştı ve hala olumlu bir gelişme yoktu.Onlar da bir gün havalandırmanın duvarında eskiden açık olup sonradan tuğla ile örülen kapıyı yeniden açarak yan tarafta 15-20 adli tutuklunun bulunduğu 7. koğuşa geçerek "nefes alabilecekleri bir ikinci koğuş" sorununu yine cezaevi içinde fiilen çözmüşlerdi. Cezaevi idaresinden de bu durumu onaylamalarını ve yeni geçtikleri koğuşun boya ve badanasını yapmak üzere kireç-fırça ve boya istiyorlardı."İsyan" dedikleri buydu!..Tıpkı Yılmaz Güney’in ünlü "Duvar" filmine konu olan "Sübyan koğuşundaki isyan" gibi idi.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt; Onlar da kışın zemheri soğuğunda sobasızlıktan, kırık camlar nedeniyle kar, yağmur ve rüzgarda titremekten ve kişi başına günde verilen bir ekmekle doymadıklarından "soba, pencere camı ve iki ekmek" talebiyle "isyan" etmişlerdi.Bu kez bir hafta boyunca avukat ve aile görüşünün yasaklandığı, her an bir saldırı olur korkusuyla ailelerin ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin cezaevi karşısındaki parkta sabahladığı "gerginlik" 25 Eylül 1999 Cumartesi günü "anlaşma" ile sonuçlanmıştı.Koğuş temsilcileriyle cezaevi savcısı ve yönetimi arasında tutsakların vekili üç avukatın tanıklığında anlaşma yapılmış, koğuşlarını boyamaları için kireç, boya, fırça v.b. badana-boya malzemesi de verilmişti.…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Ve o gün Cumartesi olmasına rağmen Eski İHD Genel Başkanı, FİDEF Genel Başkan Yardımcısı Akın BİRDAL tahliye edilmişti.O gün bu tahliyeye kimse bir anlam verememişti.Hatta bunu da devletin bir "iyi niyet jesti" gibi algılayanlar bile olmuştu.O gecenin sabahında kanlı saldırı başladığında işin rengi açığa çıkacaktı...Çok sevdiklerinden değil ama bir süre önce İHD Genel Merkezi'ndeki bir suikastte kıl payı ölümden dönen Akın BİRDAL’a bu kez devletin güvencesi altındaki bir cezaevinde halel gelirse bunu dünya kamuoyuna anlatmakta zorlanacaklardı. İçeri saldıkları "ekibin" Akın BİRDAL'ı sağ bırakabileceklerine de güvenemedikleri için olsa gerek, cumartesi günü de olsa apar topar tahliye etmişlerdi.İlk saldırıda kurşunla yaralanan Ümit Altıntaş, Abuzer Çat ve henüz 17’sinde cezaevine düşen Zafer Kırbıyık katledilmişti. Habip Gül ise ağır yaralanmıştı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Kalanlar gaz bombaları ve makineli tüfek tarakaları arasında yan taraftaki 4. koğuşa geçmişlerdi.Ranzalar-yataklar-yastıklar siper; içi su dolu leğenler ve ıslak havlular-çarşaflar gaz bombalarına karşı savunma araçlarıydı.Uzaktan avlayamadıkları tutsakları dışarı çıkarmak için itfaiye araçlarını yardıma çağırmışlardı.Melih Gökçek’in Büyükşehir Belediyesi’nden gönderilen itfaiye araçlarından 4. Koğuşa, havalandırmaya insan boyuna kadar köpük sıkılmıştı.Yangın söndürmede kullanılan köpük bu olayda insan boğmakta, yine yangın söndürmede kullanılan uzun demir kancalar insan avlamakta kullanılmıştı.Saatler süren tüfekli, gaz bombalı, köpüklü, kancalı saldırıyla direnç kırıldıktan sonra havalandırmaya dalan robocoplar yaralı ve bitkin tutsakları cam kırıkları üzerinden ayaklarından tutup kafa üstü sürükleyerek 500 metre ötedeki hamama götürmüşler, kullanılan zehirli gazlar saptanmasın diye üzerlerindeki tüm giysiler çıkarılıp çırılçıplak üst üste hamama yığılmışlar, sonra da kalaslarla öldüresiye dövülmüşlerdi.Bununla da yetinmemişler, kimisine özel işkenceler uygulamışlardı...Kalas darbeleriyle bütün vücudu, göğsü, omuzları, boynu, kafatası mosmor ve paramparça hale gelen İsmet Kavaklıoğlu’nu ayrıca hızar atölyesine götürüp belini 15 cm. uzunluğunda 2 parmak derinliğinde hızarla kesmişler, hayalarını, cinsel organını, bacaklarını kasatura darbeleriyle parçalamışlardı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;En son çenesinin altından sıktıkları, kafatasında sol kulağının arkasında kalan kurşun çekirdeğini kasaturayla kanırtarak çıkarmışlardı.Cemal Çakmak’ın bacaklarını delip geçen uzun namlulu kurşun yaralarına kalın demir mıhlar çakmışlar, göğsüne sıktıkları kurşunla "öldü" deyip; "leşini ordan alsınlar" diyerek Çankırı’ya gönderdikleri ring arabasının içine atmışlardı.Sabahın ilk saatlerinde vurulan Habip Gül, kanı çekilinceye kadar hastaneye gönderilmemiş, öğleye doğru hastaneye götürülürken öldürülmüştü. Yüzü-gözü kasatura darbeleriyle paramparça edilmişti!..Halil Türker’in karnı itfaiye kancası ile yarılmıştı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;9. yılında hala bu vahşeti anlatmaya kelimeler yetmiyor...Onlar; bacı, kardeş, eş ve çocuktular… Sömürü ve zorbalığın olmadığı sosyalist bir ülke ve dünya düşü -düşüncesi ile yola çıkmışlardı. Bir işçi mitinginde bildiri dağıtırken, bir memur mitinginde pankart taşırken izlenmiş, evlerine, işyerlerine yapılan baskınlardan götürülüp, işkenceli polis sorgularında alınan ifadelerle 15-20 yıla mahkum edilmişlerdi...Her şey baş-göz üstüne ama cezaevinde de olsa insan her zaman insandı. Balık istifi tıkıldıkları koğuşlarda fareler gibi havasızlıktan ölmek yerine nefes alabilecekleri bir koğuş istemişlerdi ve istemekle kalmayıp yan taraflarında bomboş duran olanağı fiilen kullanmışlardı.Bu son derece masum ve insani talepleri karşılandığında da kimsenin burnu kanamadan 1 hafta süren direnişlerine son vermişlerdi.Ama onlara "terörist" diyen devlet, onlarla yaptığı anlaşmayı demokratik kamuoyunu, ailelerini, avukatlarını kandırmak için iki yüzlü bir manevra olarak kullanmış, 24 saat bile beklemeden sabaha doğru içeriye saldığı ölüm mangalarıyla canlarını almaya gitmişti.Her türlü puşt işi zulme hazırlıklı olan onlar galiba bu kadarını da bu devletten bile beklememişlerdi. Yine de dört duvar arasında bütün güçleri ile direnmişlerdi.Katliamdan hemen sonra Kızılay Meydanı’ndaki protesto eyleminde Merkez Kapalı’nın yediveren gülleri ile çekilmiş fotoğrafı ile o her zamanki ağlarken gülümsermiş gibi, gülerken ağlarmış gibi duran hali ile, capcanlı, insanın gözünün içine bakan Abuzer Çat’ın görüntüsü yürekleri dağlıyordu.9 yıl sonra da onlar anmalarda, etkinliklerde koro halinde söyledikleri şarkıdaki gibiydiler."…dimdikti başlarıyiğit yoldaşlarınkızıl güller- karanfiller içinde…"Onlar bugün de taptaze anılarımızda Merkez Kapalı’nın yediveren gülleri idi.9 yıl sonra 10 kişiyi katleden, 100’e yakınını yaralayan katiller hala aramızda… kimseye bir ceza verilmiş değil...O günkü ölüm mangasının başında tanıdık bir isim; yıllar sonra Hrant Dink cinayetinde adı ön plana çıkan Trabzon İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz!..&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Devletin muhalif tutsaklara saldırısı Ulucanlar’la sınırlı kalmadı.O bir provaydı.1 yıl sonra 19 Aralık 2000’de 32 kişinin katledildiği, yüzlercesinin yaralandığı, büyük cezaevi saldırısının adını da "Hayata Dönüş" operasyonu koymuşlardı utanmazca...Onun da hesabını soran olmadı...Bugünlerde çokça; "demokratikleşme, Ergenekon, çetelerden hesap sorma" iddiaları havada uçuşuyor.Beri yanda devletin kirli yüzünü deşifre eden başta Temel Demirer gibi aydınlara peş peşe davalar açılmaya devam ediliyor.Bu konuda bir iç tutarlılıktan geçtik bir parça samimiyetten söz edilecekse Fırat’ın öte yakasındaki faili meçhullerin ve elbette cezaevindeki devrimcilere yönelik katliamların hesabı sorulmalıdır.Yoksa ozanın dediği gibi;"sabahın bir sahibi varSorarlar bir gün sorarlar…"Özgür ve sisteme aykırı düşünmenin, bu düşünceler doğrultusunda mücadele etmenin suç olmadığı, aykırı düşünenlerin işkenceye, zulme uğramadığı, öldürülmediği; öldürenlerden, kılına dahi dokunanlardan hesap sorulduğu bir ülke yaratıncaya kadar hangimiz özgür, hangimiz güvencede olabiliriz ki?..Devrimci tutsakları ruhen teslim almak için kanlı katliamlar pahasına açtıkları "5 yıldızlı otel konforundaki" F-tipi cezaevinde bugün darbeci emekli paşaların çok değil 1 ay gibi kısa bir sürede mesafe algısını kaybedip merdivenden yuvarlanarak boynunu kırması da tarihin bir ironisi olsa gerek.Ne demişler?.."Keser döner sap döner. Bir gün dönüp sahibini de keser..."&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Kime niyet açılan F-tipi zindanlar açık kaldıkça daha kimleri konuk eder?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Kim bilir?..&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;22 Eylül 2008 Ankara&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;MAHMUT KONUK&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-1974967941242736605?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/1974967941242736605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/12/katliamn-9-yldonumunde-ulucanlarda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/1974967941242736605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/1974967941242736605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/12/katliamn-9-yldonumunde-ulucanlarda.html' title='Katliamın 9. yıldönümünde, Ulucanlar&apos;da kalan eski bir tutsağın kaleminden:'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-7671844126665664472</id><published>2009-12-07T16:11:00.000-08:00</published><updated>2009-12-07T16:12:28.006-08:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan  / BİR ENKAZ YIĞINI; HASAN BALCIOĞLU</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;BİR ENKAZ YIĞINI; HASAN BALCIOĞLU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her alanda devrimciliğe savaş açmış bu enkaz yığını, hem kendi geçmişine hem de mücadele arkadaşlarına saldırmayı kendine görev edinmiş durumdadır. Onlar, devrimciliği her alanda bir sorumluluk olarak üstlenenlere karşı “eleştiri” kültüründen çok uzak, küfürvari bir yaklaşımla ne kadar ( devrimci ) olduklarını ortaya koymuş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimci mücadele uğruna şehit olan, o değerli insanlar üzerinden prim yapmaya çalışan bu adam, onlara kendi ağzıyla saygısızlık yapmaya devam ediyor. Kendi açmış olduğu sitesinde de bunu açıkça ifade ediyor. “…bizler örgütü yeniden inşa etmek değil de o tarihi sizlerle paylaşmak  için vb…” şeklinde yazıyor. Evet, buradan çıkan sonucu anlamamak mümkün değil, herkes devrimci olmaz ne kadar öyle gözükmeye çalışsa da… Devrimcilik her alanda onun için mücadele etmektir. Bunu bir yaşam biçimi haline getirmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Devrimcilik küfürleşme değil, sevgiyi, doğruluğu ve dürüstlüğü ister; birbirlerinin boğazından tutan değil, birbirlerine artılar kazandıran, eksiklerini arındıran bir ilişki ister. Devrimci olmak kişilik isteyen, onurlu olmayı, sorgulayıcılığı davranmayı, hesap verme ve hesap sormayı dayatan; ilkeli, prensipli olmayı, şerefli ve haysiyetli davranmayı, yaşamayı, söylediğini yapma ve sözüyle özü bir olmayı gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok şey mi isteniyor sizce? Sıradan ilişkilerin içinde de olması gereken bu değerler aslında “insan olma”nın ortak değerleri değil midir? Siz ki sıradanlığa bile ulaşamamışken, burada hangi kimlik ve değerler adına  kimleri temsil ediyorsunuz? Hangi inanç, öğreti ya da siyasi perspektifin içinde bu ahlak ve insanlık anlayışı var, söyler misiniz bana? Düşmansanız bunun da bir etiği olmalı. En kanlı savaşlarda bile düşmana karşı centilmenlik ilkesi hakim olmuş, bunu uygulamayanlarsa tarih boyu nesillerce yargılanmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendime duyduğum saygı ve etik gereği, sizin insanlık tutumunuz için insana yakışmayan hiçbir sözcüğü kullanmamaya gayret gösteriyor ve sizi kendi halinize bırakıyorum. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-7671844126665664472?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/7671844126665664472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/12/kemal-dogan-bir-enkaz-yigini-hasan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7671844126665664472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7671844126665664472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/12/kemal-dogan-bir-enkaz-yigini-hasan.html' title='Kemal Doğan  / BİR ENKAZ YIĞINI; HASAN BALCIOĞLU'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-8485197157313929338</id><published>2009-11-09T09:39:00.000-08:00</published><updated>2009-11-09T09:40:02.310-08:00</updated><title type='text'>KİM DEĞİŞTİ, DEĞİŞEN NE?</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt; Bundan 20 yıl öncesinde TDKP girmiş olduğu rotaya ve daha sonraları Dev Yol ve benzerlerinin girmiş oldukları legalizm ve reformizm batağına bir başkası girdi hemde düne kadar onların legalleşmelerini düzen içerisine çekilmelerini en ağır dille eleştiren marksist leninstler adım attı ve bu açılımda ve bu doğumda ESP doğdu? ESP kuruluşunu şöyle duyuruyor. “Emperyalist küresel krizin yerküreyi sardığı, dünyanın pek çok ülkesinde savaş ve işgallerin hüküm sürdüğü; Kürt ulusal direnişinin bölgesel çapta sömürgeci cepheyi bunalttığı; kırdan kente göçün artarak emekçi semtleri birer üretim ve yerleşim havzasına dönüştürdüğü; fabrikaların işçi hapishanelerine ve işçi sınıfının üretim tutsaklarına dönüştürüldüğü; Türk egemen sınıflarının “Kürt sorunu” ve “Ermeni sorunu” üzerinden tarihsel gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalarak iç ve dış politikalarını yeniden yapılandırmaya giriştiği; evrensel ölçekte marksizmin saygınlığını yükselttiği koşullarda kurulan Ezilenlerin Sosyalist Partisi, dünya halklarını Türkiye’deki evrensel mevzisi olarak, işçi sınıfı ve ezilenlerin bağrında devrim umudunu büyütecek, sosyalizmi seçenekleştirecektir.”&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt; ESP’yi kuracak işçiler, kadınlar, gençler, aydınlar ve yoksulların uzun yıllardır özgürlük ve sosyalizm için mücadele ettiğine dikkat çekerek, “Onları yaşamın tüm alanlarındaki çetin savaşımlardan tanıyorsunuz. O yüzdendir ki, ESP senelerdir yürütülen devrimci mücadelenin yasal formda en üst örgütsel biçime kavuşturulmasıdır” Bu söylemleri çok önceden söyleyenler oldu hafızalarımızı tazeleyelim. Bütün dünyada emperyalist kapitalist sistemin derin bir bunalıma girdiği bir dönemde gerçekleşen Emek Partisi Kongresi, işçi sınıfımızın ve halklarımızın mücadelesini daha da ilerletecek, önümüzdeki süreci bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin zaferi için değerlendirecek bir dizi kararlar almıştır. Kapitalizm, bütün olanaklarını seferber etmesine rağmen, içine düştüğü krizden kurtulmanın yolunu bulamamaktadır. Aşırı ve anarşik üretim, kitlelerin gittikçe derinleşen yoksulluğunun uçurumuna düşmüştür. Emperyalizm, dünya çapında çöküş sürecine girmiştir. Sermaye, krizden çıkış olanaklarını, işçi ve emekçi kitlelerin hayatının içinde arıyor. Daha ağır sömürü koşulları yaratarak, birikimlerine el koyarak, haklarını kısıtlayarak işçi ve emekçilerin sırtından kendi krizini atlatmaya çalışıyor. Bugün en önemli ve temel görevimiz, halk güçlerinin birliğinin sağlanmasıdır. Başta işçi sınıfımız olmak üzere, kır emekçilerinin, küçük üretici köylülüğün, kamu emekçilerinin, Kürt halkının, kadınların, gençlerin ve aydınların kitlesel demokratik birliğinin sağlanması için gerekli araçların yaratılmasında, partimizin belirleyici bir rol oynayacağı açıktır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt; Bu amaçla, sendikalar, meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, aydın ve sanatçı kuruluşları, fabrikalardan, işyerlerinden, üretim alanlarından, en küçük yerleşim biriminden en büyük kentlere kadar her yerde birlikte örgütlenmenin bütün olanaklarını kullanarak birleşik bir halk hareketi yaratmaya seferber etmeliyiz. Kongremizden aldığımız güçle, tam bir irade birliği içinde, emperyalizme ve kapitalizme, tekelci burjuvazinin siyasal, iktisadi, sosyal ve kültürel saldırılarına karşı, işçilerin ve emekçilerin iktidarı için çalışmak üzere, görevimizin başındayız. Devam edelim benzeri söylem içerisinde olanlarla. 21. Yüzyıl‘da hem uluslararası düzlemde hem de Türkiye‘de, sermaye egemenliğinin dışında ve bunun ötesine geçen bir çözüm aramak, bunun gerektirdiği mücadelenin sorumluluklarını üstlenmek, bir insanlık görevi olarak karşımızda duruyor. Sınıflı toplumların ortaya çıkışından bu yana insanlığın özlemi olan, işçi ve emekçi sınıfların pratiğinde kendini yeniden üreten eşit, özgür, sömürüsüz ve sınıfsız bir dünya arayışı bu mücadelenin eksenini oluşturuyor. Bu evrensel ve tarihsel özlemin taşıyıcısı olan Özgürlük ve Dayanışma Partisi, kapitalizmin ve onun insanlığa dayattığı bütün baskı, sömürü, şiddet ve eşitsizlik biçimlerinin ortadan kalkmasını savunur. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;ÖDP, özgürlükçü, özyönetimci, enternasyonalist, demokratik planlamacı, ekolojist, militarizm karşıtı ve feminist bir sosyalizm doğrultusunda, sermaye güçlerinin egemenliğini ve emperyalizmin tahakkümünü ortadan kaldırarak emek güçlerinin siyasi iktidarının kurulmasını amaçlar. Marksist Leninist kominstler bakın nasıl degerlendiryordu bu legalizmi ve teorisyenlerini. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;PARLAMENTODAN DEVRİMCİ AMAÇLARLA YARARLANMA&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt; Türkiye, güçlü olmasa da belli bir parlamentarizm geleneğine sahiptir. Ezilen ve sömürülen milyonlar, burjuva liderlerin arkasından gitmeye, burjuva partileri desteklemeye ve oy vermeye eğitilmişlerdir. Çok yanılsamalı bir biçimde, burjuva ideolojisinin hegemonyası altında burjuva partilerin varlığı+seçimler+parlamento; demokrasi olarak sunulmakta ve algılanabilmekte, milyonlar, parlamentoda dönen dolaplardan habersiz, ülkenin oradan yönetildiğini, belirleyici kararların orada alındığını vb. sanmakta, temsilcilerini oraya göndermek istemektedirler. Günümüzde devletin ve sermayenin en ücra köşelere değin ulaşabilen güçlü propaganda aygıtlarının da etkisiyle, yığınlar için parlamento, kendi çıkarlarının da söz konusu olduğu önemli bir politik kurum olarak görülmektedir. Komünistler, parlamentarizme karşı ilkesel tutumlarını baştan itibaren açıklıkla ilan etmişlerdir. Dünya ölçeğinde günümüz koşullarında parlamentarizm yönündeki eğilimin geçici güçlenmesine karşın, parlamentarizm, tarihsel bakımdan aşılmıştır. İşçi sınıfı ve emekçi yığınların devlet yönetimine doğrudan ve sürekli katılımını, seçilmiş temsilcileri üzerindeki egemenlik ve denetimini olanaklı kılan, yasama ve yürütmeyi birleştirerek bürokrasiyi azal-tan, devlet yönetimini basitleştiren sovyetler (konseyler, komünler, halk meclisleri vb.) işçi sınıfı ve emekçi yığınların devlet örgütlenmesinin en ileri biçimi olarak parlamentarizmin aşılması demektir. "Sol" adına, işçi sınıfı ve çalışan yığınların öncülüğü adına, parlamentarizm biçimindeki reformizmin yaygın ve güçlü olduğu koşullarda, parlamentodan devrimci amaçlarla yararlanma taktiği sekterce reddedilmeksizin, parlamentarizme karşı savaşımın aralıksız ve yoğun olarak sürdürülmesi asla ihmal edilemez bir görevdir. Bu ilkesel tutumun temel bir yönünü de, işçi sınıfı ve çalışan yığınların, parlamentoda çoğunluk oluşturmak yoluyla iktidarı burjuvazi ve egemen sınıflardan alınabileceğine dair yaygın ve güçlü hayallerine (parlamenter ahmaklık) karşı savaşım, iktidarın alınabilmesi için işçi sınıfı ve emekçi yığınların silahlı başkaldırısının hazırlanmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunun açıklanması ekseninde sistematik bir biçimde sürdürülmesi oluşturmalıdır. En demokratiğinden en uydurmasına değin parlamento, burjuvazinin sınıf egemenliğini gizleyen "demokratik" bir örtüdür. Parlamentoların sahip olduğu hukuki yetkiler ne olursa olsun, iktidar, parlamento dışındaki devlet organlarındadır. Ülkemizde, bu herşeyden önce MGK ve Genelkurmaydır. Parlamentoyu politik mücadelenin başlıca alanı olarak gören yaklaşım ve mücadele tarzı, parlamentarizm biçiminde reformizmin tuzağına düşmek, düzen içine çekilerek burjuvazinin hegemonyası altına girmek demektir. "Sol"da, günümüz koşullarında bu türden eğilimlerin belirgin bir biçimde güçlenmekte olduğu asla gözden kaçırılmamalıdır. Diğer yandan, lafta ne denirse densin parlementoyu sınıf mücadelesinin bir alanı olarak görmeyen yaklaşım, seçimler ve parlamentodan devrimci amaçlarla yararlanılmasının reddini getiren sekterce ilgisizliktir. Parlamento dışında yığınların devrimci inisiyatifini geliştirmeyi, parlamento dışı mücadele yöntem ye biçimlerini temel alan komünistler; bunu parlamentodan devrimci amaçlarla yararlanma taktiği ile birleştirmek, parlamentoyu geniş yığınlara seslendikleri, burjuvazinin iktidarının gerçek yüzünü teşhir ettikleri bir kürsü olarak kullanarak, parlamento dışı mücadeleye tabi kılarlar. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Parlamento seçimlerinden devrimci amaçlarla yararlanmada izlenebilecek taktik, bağımsız komünist adaylar göstermekten, komünistlerin diğer olanaklı güçlerle devrimci bir seçim bloku oluşturulmasına ya da devrimci bir kitle partisi vb. kurulmasına değin varan çok değişik biçimlerde somutlaşabilir. Şimdiden şu kadarı söylenebilir ve söylenmelidir: Komünistlerin örgütsel ve politik güçlerinin zayıflığının yanı sıra propaganda, ajitasyon ve örgütlenme özgürlüğünün bulunmadığı faşist diktatörlük koşullarında, devrimci amaçlarla kullanmak üzere parlamentoya komünist adayları göndermeyi başarabilmeleri, bugün için zordan da öte imkansız gibi bir şeydir. Bu durumda, komünistler seçimler döneminde devrimci, yurtsever, ilerici ve anti-faşist güçlerle devrimci bir temelde olanaklı en geniş güçleri birleştiren seçim anlaşmaları yapmaya dayanan taktikler izlemeyi öngörmelidirler.. Burada sormak gerekiyor bu kurulan ESP taktikselmidir yoksa stratejik bir değişimmidir? Bu ülkede eğer emek sermaye çelişkisi yalın bir şekilde ortada duruyorsa ve bu ülkeyi parlementer sistem değilde MGK yönetiyorsa ki öyledirde bu değişimi nasıl okumalı nasıl değerlendirmeliyiz? EMEP ÖDP ve öncelleri reformist parlementeristse ESP ve onun kurucu kurmayları nasıldır nasıl değerlendirelim? Yok eğer günün koşulları gereği ve sınıfın partileriyse demekki bunlar ESP den 20 yıl daha ileri düzeydeler, bunun başka bir izahı varsa onuda bu arkadaşlar izah etsinler, etmelilerde? Yoksa demokratik açılımın ürünümü bu ESP. Değişen kim, değişen ne?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-8485197157313929338?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/8485197157313929338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/11/kim-degisti-degisen-ne.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/8485197157313929338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/8485197157313929338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/11/kim-degisti-degisen-ne.html' title='KİM DEĞİŞTİ, DEĞİŞEN NE?'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-3317199697333878433</id><published>2009-11-06T08:27:00.000-08:00</published><updated>2009-11-06T08:28:49.674-08:00</updated><title type='text'>Tasfiyecilikte Son Nokta .</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SvROvI9ZFMI/AAAAAAAAAMU/_AW4kJKEzqs/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 124px; FLOAT: left; HEIGHT: 82px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5401028424889865410" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SvROvI9ZFMI/AAAAAAAAAMU/_AW4kJKEzqs/s200/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Uzun zamandır Legalizm batağının içinde sürünen Ezilenlerin Sosyalist Platformu , Bugün Ezilenlerin Sosyalist Partisi Girişimi imzasıyla bir açıklama yaptı, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;"Umudun ve özgürlüğün partisi olma inancı ve iddiasıyla başlatıyoruz yürüyüşümüzü"&lt;/span&gt; denildi.&lt;br /&gt;Her fırsatla legalizmi yerden yere vuracak açıklamalar yaparken, bir taraftan o bataklığın içinde çırpındıkları ortadaydı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Devrimci Yol, Tdkp ‘ den sonra Türkiye Devrimci Hareketi içersinde legalizm batağının içersinde yol almayı tercih eden ESP’ye başarılar. Ama unutmamaları gereken bir çok nokta var onlara fazla değinmeden Mücadele uğruna onca Devrim Şehidi bunun için ölmedi onların ve Kutsiye Ablanın kemikleri sızlıyor şimdi.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-3317199697333878433?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/3317199697333878433/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/11/tasfiyecilikte-son-nokta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/3317199697333878433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/3317199697333878433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/11/tasfiyecilikte-son-nokta.html' title='Tasfiyecilikte Son Nokta .'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SvROvI9ZFMI/AAAAAAAAAMU/_AW4kJKEzqs/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-6875943189512242975</id><published>2009-10-29T04:14:00.001-07:00</published><updated>2009-10-29T04:16:56.251-07:00</updated><title type='text'>V.İ . Lenin</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sul5N2alRPI/AAAAAAAAAMM/QyaY43e7VyE/s1600-h/Lenin.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; FLOAT: left; HEIGHT: 300px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5397978907232519410" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sul5N2alRPI/AAAAAAAAAMM/QyaY43e7VyE/s400/Lenin.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt; &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;BİZE GEREKLİ OLAN NASIL BİR ÖRGÜTTÜR?&lt;/span&gt;   &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;   Bütün söylenenlerden, okur, "plan-olarak-taktikler"imizin, hemen saldırıya geçmeye çağrıyı reddettiğini; "düşman kalesinin etkin bir biçimde kuşatılmasını" istediğini; ya da bir başka deyişle, bütün güçlerin kalıcı bir ordunun toplanmasına, örgütlenmesine ve seferber edilmesine yöneltilmesini istediğini görecektir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Raboçeye Dyelo'yu ekonomizmden birdenbire saldırı çığğrtkanlığına ("Listok" Raboçego Dyela,[&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kurtuluscephesi.com/lenin/neyapmali.html#a79"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;79&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;] &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a name="79*"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;n° 6, Nisan 1901) atladığı için alaya aldığımiz zaman, bu gazete elbette bizi "doktriner" olmakla, devrimci görevimizi anlamamakla, ihtiyatlı olmayı öğütlemekle vb. suçladı. Biz bu suçlamaların, tamamen ilkelerden yoksun olanlardan ve bütün tartışmalardan derin bir "süreç-olarak-taktikler"den dem vurarak kaçanlardan gelmesine elbette hiç şaşırmadık; tıpkı bu suçlamaların, kalıcı programlara ve taktik ilkelere küçümseme ile bakan Nadejdin tarafından yinelenmesine de şaşmadıksa.       Tarihin kendi kendini yinelemediği söylenir. Ama Nadejdin, tarihin kendini yinelemesi için her türlü çabayı harcıyor ve "devrimci eğitimi" suçlayarak, "tehlike çanlarının çalınması" ve özel bir "devrimin arifesi görüşü" [sayfa 209] vb. konusunda bağırıp çağırarak Çakov'u taklit ediyor. Besbelli ki, özgün tarihsel olay bir trajediyse onun kopyası bir komedi olacaktır, yolundaki ünlü sözü unutmuş[&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kurtuluscephesi.com/lenin/neyapmali.html#a80"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;80&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;] &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a name="80*"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Çakov'un propagandasıyla hazırlanan ve gerçekten dehşet yaratan "dehşet yaratıcı" terör yoluyla gerçekleştirilen iktidari ele geçirme girişimi, görkemli bir şeydi, oysa bu küçük Çakov'un "kızıştırıcı" terörü sadece gülünçtür, özellikle bunu vasat insanlar örgütü düşüncesiyle desteklemeye kalktığı zaman.       "Eğer İskra", diye yazıyor Nadejdin, "o kitabilik havasından bir kurtulsaydı, bunların [örneğin İskra n° 7'de yayınlanan bir işçinin mektubu, vb. gibi olayların] "saldırının" yakın, pek yakın olduğunu gösteren belirtiler olduğunu ve şu anda [aynen böyle!] Rusya çapında bir gazeteye bağlı bir örgütten sözetmenin masabaşı düşünceler ve masabaşı eylemler yaymak olduğunu görürdü. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;"Ne akıl almaz bir karışıklık!" Bir yandan kızıştırıcı terör ve "ortalama insanlar örgütü" savunuluyor ve bu yapılırken "daha somut" bir şey çevresinde, örneğin yerel gazeteler çevresinde biraraya gelmenin "çok daha kolay" olduğu ileri sürülüyor; öte yandan, bütün Rusya için bir örgütten "şu anda" sözetmenin, masabaşı düşünceler yaymak olduğu iddia olunuyor, yani, daha açık söylemek gerekirse, "şu anda" artık çok geç kalındığı söyleniyor! Ama "Yerel gazetelerin geniş bir biçimde örgütlendirilmesi"nden ne haber — bunun için de artık çok geç değil mi sevgili L. Nadejdin? İskra'nın görüşünü ve taktik çizgisini bununla kıyaslayınız; kızıştırıcı terör saçmadır; bir ortalama insanlar örgütünden ve yerel gazetelerin yaygın bir biçimde yayınlanmasından sözetmek, ekonomizme kapıları ardına kadar açmak olur. Bütün Rusya'yı kapsayan tek bir devrimciler örgütünden sözetmeliyiz; ve kâğıt üzerinde değil de gerçek saldırı başlayıncaya dek bundan sözetmek için hiç bir zaman geç kalınmış olunmayacaktır. [sayfa 210]       "Evet", diye devam ediyor Nadejdin, "örgütlenme konusunda durumumuz hiç de parlak değildir; evet, İskra, savaş güçlerimizin büyük kısmı gönüllülerden ve isyancılardan meydana gelmektedir derken tamamen haklıdır. ... Güçlerimizin durumunu soğukkanlılıkla doğru olarak değerlendirmemiz iyi bir şey. Ama, yığınların hiç de bizim malımız olmadığını ve bu yüzden de askeri harekâta ne zaman başlanacağını bizden sormayacaklarını, kendiliklerinden 'harekete geçeceklerini' unutmak niye. ...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt; Kalabalığın kendisi ilkel yıkıcı gücüyle harekete geçtiği zaman, saflarına hep son derece sistemli örgütlenmeyi sokmaya çalıştığımız, ama bir türlü başaramadığımız 'düzenli birlikler'in üstesinden gelip onları safdışı edebilir." (italikler bizim.)       Şaşılası bir mantık! Asıl "yığınlar bizim malımız olmadığı" içindir ki ani bir "saldırı" konusunda çığırtkanlık etmenin gereği yoktur, bu saçma bir davranıştır; çünkü, saldırı, düzenli birliklerin hareketidir ve yığının kendiliğinden atılımı olamaz. Kalabalığın düzenli birliklerin üstesinden gelmesi ve onları safdışı etmesi mümkün olduğu içindir ki, sürekli birlikler arasında "son derece sistemli örgütlendirme" çalışmamızla kendiliğinden atılıma mutlaka "yetişmeliyiz", çünkü bu örgütlendirme işini ne kadar çok "başarırsak" düzenli birliklerin kalabalık tarafından safdışı edilmeyip ileriye doğru kalabalığın başında yürümesi şansları o ölçüde artar. Nadejdin yanılmaktadır, çünkü, sistemli örgütlenme sırasında, birliklerin onları yığınlardan tecrit eden bir şeyle uğraştığını sanmaktadır, oysa gerçekte birlikler, tamamıyla çok yönlü ve her şeyi kucaklayan siyasal ajitasyonla, yani yığınların ilkel yıkıcı gücüyle devrimciler örgütünün bilinçli yıkıcı gücünü birbirine yaklaştıran ve tek bir bütün halinde birleştiren bir çalışma içerisinde bulunmaktadırlar. Siz, baylar, kendi suçunuzu başkasına yükleme çabasındasınız. [sayfa 211] Çünkü programına terörü sokarak bir teröristler örgütünün kurulmasını isteyen, Svoboda grubunun kendisidir, ve böyle bir örgüt, ne yazık ki henüz bizim malımız olmayan ve ne yazık ki mücadeleye nerede ve nasıl girişeceklerini henüz bizden sormayan, ya da pek seyrek soran yığınlarla birliklerimizin daha sıkı bağlar kurmasını gerçekten önlerdi.     &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;  Ve Nadejdin, İskra'yı korkutmaya çalışarak, "Devrimin kendisinin de geldiğini göremeyeceğiz", diye yazıyor, "nasıl ki, bizi hazırlıksız yakalayan son olayların geldiğini görmedikse." Bu tümce, yukarıya aktarılan sözlerle birlikte ele alındığında, Svoboda'nın icat ettiği "devrimin arifesi görüşü"nün saçmalığını açıkça gösterir. [&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kurtuluscephesi.com/lenin/neyapmali.html#bm100*"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;100*&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;] &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a name="100"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Açıkça konduğunda, bu özel "görüş", tartışmak ve hazırlanmak için "artık" çok geç olduğu sonucunu vermektedir. "Kitabiliğin" çok değerli muhalifi, eğer durum buysa, "Teori [&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kurtuluscephesi.com/lenin/neyapmali.html#bm101*"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;101*&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;] &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a name="101"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;ve Taktik Sorunları" üzerine 132 sayfalık bir broşür yazmanın ne değeri vardı? Onun yerine, içinde "Vurun Kafalarına!" özet çağrısının bulunduğu 132.000 bildiri yayınlamak "devrimin arifesi görüşüne" daha yakışır bir davraniş olmaz mıydı?       İskra gibi ulus ölçüsünde bir siyasal ajitasyonu, [sayfa 212] programlarının, taktiklerinin ve örgütsel çalışmalarının temel taşı yapanlar, devrimin geldiğini önceden görememe tehlikesini en azına indirmiş olanlardır. Bugün Rusya'da bir uçtan bir uca Rusya çapındaki gazeteden yayılan bağlantılar ağı örmekle uğraşanlar, sadece, ilkyaz olaylarını önceden görmekle kalmadılar, üstelik bize, bu olayların geldiğini önceden haber verme olanağını sağladılar. Onlar, İskra, n° 13 ve 14'te anlatılan gösterileri[&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kurtuluscephesi.com/lenin/neyapmali.html#a81"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;81&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;] &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a name="81*"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;de önceden gördüler, ve bununla da yetinmeyip, kendiliğinden ayaklanan yığınların yardımına koşmanın ve, aynı zamanda, gazete aracılığıyla, Rusya'daki bütün yoldaşların gösteriler hakkında bilgi edinmelerini ve elde edilen deneyimden yararlanmalarını sağlamanın kendi görevleri olduğu bilinciyle, bu gösterilere katıldılar. Ve bu kimseler, eğer ömürleri yeterse, her şeyden önce ajitasyonda deneyim sahibi olmamızı, her protesto hareketini (sosyal-demokratik biçimde) destekleme yeteneğinde bulunmamızı ve aynı zamanda kendiliğinden hareketi dostların hatalarından ve düşmanların tuzaklarından koruyarak yönetmemizi gerektiren devrimin de geldiğini göreceklerdir.  &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;     Böylece ortak gazete için ortak çalışmayla kurulacak olan bütün Rusya için bir gazetenin çevresinde bir örgütlenme planı üzerinde direnerek durmamızın sonuncu nedenine gelmiş bulunuyoruz. Ancak böyle bir örgüttür ki, militan bir sosyal-demokrat esnekliği, yani mücadelenin en çeşitli ve hızlı değişen koşullarına hemen uyma yeteneğini, "bir yandan sayıca üstün olan ve güçlerini bir noktada toplamış bulunan bir düşmanla açık alanda savaştan kaçınırken, öte yandan düşmanın manevra yeteneksizliğinden yararlanarak en az beklediği yerde ve anda ona karşı saldırıya geçme" [&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kurtuluscephesi.com/lenin/neyapmali.html#bm102*"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;102*&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;] &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a name="102"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;yeteneğini sağlayacaktır. [sayfa 213] Parti örgütünü kurarken sadece patlamalara ve sokak çatışmalarına, ya da "tekdüze günlük mücadelenin ilerleyişine" güvenmek büyük hata olur. Biz her zaman günlük çalışmamızı yapmalıyız ve her zaman her şeye hazır olmalıyız, çünkü çok kez patlama dönemleri ile durgun dönemlerin birbirinin yerini ne zaman alacağını önceden kestirmek hemen hemen olanaksızdır. Bu değişmeleri önceden görebildiğimiz hallerde de, bu öngörüden örgütümüzü yeniden kurmak için yararlanamayız; çünkü otokratik bir ülkede böyle değişiklikler şaşılacak bir hızla meydana gelir ve bazan bu değişiklikler, çarın yeniçerilerinin [&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kurtuluscephesi.com/lenin/neyapmali.html#bm103*"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;103*&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;] &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a name="103"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;bir gecelik baskınıyla olur. Ve devrimin kendisi de (görünüşe göre Nadejdin'lerin sandığı gibi) tek bir hareket olarak değil, azçok güçlü patlamalar döneminin azçok mutlak durgunluktaki dönemlerinin dizi halinde birbirinin yerini alması olarak düşünülmelidir. Bundan ötürü, parti örgütümüzün eyleminin başlıca içeriği, bu eylemin yoğunlaşma noktası, en güçlü patlama döneminde olduğu gibi en durgun dönemde de mümkün ve mutlaka gerekli çalışma olmalıdır, yani Rusya'nın bir ucundan bir ucuna birbiriyle bağlantılı, yaşamın bütün yönlerini aydınlatan, ve yığınların olabildiğince geniş katları arasında yürütülen siyasal ajitasyon çalışması olmalıdır. Ama öyle bir çalışma, bugünün Rusya'sında, sık sık yayınlanan bütün Rusya için bir gazete olmadan düşünülemez. Bu [sayfa 214] gazete çevresinde kurulacak olan örgüt, buna katkıda bulunanların (sözcüğün geniş anlamıyla, yani gazete için çalışanların tümünün) örgütü, her şeye, devrim dalgasının "alçalış" dönemlerinde partinin onurunu, saygınlığını ve yürekliliğini korumaktan, ulus çapındaki silahlı ayaklanmayı hazırlamaya, zamanını saptamaya ve gerçekleştirmeye kadar her şeye hazır olacaktır.       Rusya'da pek olağan bir durumu gözünüzün önüne getiriniz: bir ya da birkaç yörede yoldaşlarımızın tamamının polis tarafından toplanmasını. Bütün yerel örgütleri birleştiren tek bir ortak, düzenli eylem yokluğunda, bu gibi baskınlar, çok kez çalışmaların aylarca durması sonucunu vermektedir. Ama eğer bütün yerel örgütlerin ortak bir eylemi olsaydı, o zaman, çok önemli bir tutuklama halinde bile, iki-üç enerjik kişi birkaç hafta içinde ortak merkezle ve, bildiğimiz gibi, şimdi bile hızla yerden fışkıran yeni gençlik çevreleriyle bağ kurabilirdi. Ve arasıra tutuklamalarla darbelenen ortak eylem herkesçe bilindiğinde, yeni çevrelerin ortaya çıkıp merkezle bağlantı kurmaları daha da hızlı olurdu.   &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;    Öte yandan, gözünüzün önüne bir halk ayaklanmasını getirin. Bu konuda düşünmemiz ve buna hazırlanmamız gerektiği konusunda herhalde artık herkes görüş birliği içinde olacaktır. Ama nasıl? Merkez komitesi ayaklanmayı hazırlama amacıyla, elbette bütün yörelere ajanlar atayamaz. Bir merkez komitesine sahip bulunsaydık bile, Rusya'daki bugünkü koşullar altında bu komite bu gibi atamalarla kesinlikle hiç bir şey başaramazdı. Ama ortak gazetenin kurulması ve dağıtılması sırasında oluşacak ajanlar ağı, [&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kurtuluscephesi.com/lenin/neyapmali.html#bm104*"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;104*&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;] &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a name="104"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;ayaklanma çağrısının yapılmasını [sayfa 215] "oturup beklemek" zorunda kalmaz, bir ayaklanma durumunda en yüksek başarı olasılığını güvence altına alacak düzenli eylemi yürütebilirdi. Böyle bir eylem, bir ayaklanma için çok önemli olan ve bizim çalışan yığınların en geniş katları ve otokrasiden hoşnutsuz olan bütün topiumsal katlarla olan bağlarımızı güçlendirirdi. Genel siyasal durumu doğru bir biçimde değerlendirme yeteneğini, ve bunun sonucu olarak da, bir ayaklanma için uygun anı seçme yeteneğini geliştirmeye hizmet edecek olan işte bu eylemdir. Bütün yerel örgütleri, Rusya'nın tamamını harekete geçiren aynı siyasal sorunlara, olaylara ve sonuçlara aynı anda tepki gösterme ve böyle "olaylara" olabildiğince güçlü, uyumlu ve uygun bir biçimde tepki gösterme bakımından eğitecek olan işte bu eylemlerdir; çünkü bir ayaklanma, özünde, tüm halkın hükümete karşı en güçlü, en uyumlu ve en uygun "yanıtı"dır. Son olarak, baştan başa tüm Rusya'daki bütün devrimci örgütleri birbirleriyle en sürekli, ve aynı zamanda da en gizli bağlara sahip olma bakımından eğitecek, böylelikle gerçek parti birliğini yaratacak olan işte bu eylemlerdir; çünkü böyle bağlar olmaksızın, ayaklanmanın planını kolektif olarak tartışmak ve ayaklanmanın arifesinde zorunlu hazırlık önlemlerini, en sıkı bir gizlilik içinde tutulması gereken önlemleri almak olanaksızdır.     &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;  Tek sözcükle, "bütün Rusya için bir siyasal gazete planı", (gereği kadar düşünmemiş olanların sandığı gibi) dogmacılığa ve kitabiliğe saplanmış masabaşı [sayfa 216] çalışması yürütenlerin emeğinin ürünü değildir, tam tersine, bu plan, günlük olağan çalışmayı bir an bile unutmadan ayaklanmaya hemen bütün yönlerden hazırlanabilmek için en pratik plandır. [sayfa 217] &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-6875943189512242975?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/6875943189512242975/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/10/vi-lenin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/6875943189512242975'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/6875943189512242975'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/10/vi-lenin.html' title='V.İ . Lenin'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sul5N2alRPI/AAAAAAAAAMM/QyaY43e7VyE/s72-c/Lenin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-7959029643411732112</id><published>2009-10-18T07:00:00.000-07:00</published><updated>2009-10-18T07:02:29.664-07:00</updated><title type='text'>ADALILAR / Devrimci Kamuyouna ve Halklarımıza;</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Stsf8Bjvq-I/AAAAAAAAAME/dGaRco-aWO4/s1600-h/14474269.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 64px; FLOAT: left; HEIGHT: 64px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393940094777273314" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Stsf8Bjvq-I/AAAAAAAAAME/dGaRco-aWO4/s400/14474269.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;2002 yılında yeniden inşa şiarıyla sınıflar savaşında devrimci sosyalist mücadeleyi yükseltmek hedefiyle çıkış yapan ancak 2005 sonrası ortaya koyduğu hedeflerden legalizme ve pasifizme sapan Halk Kültür Merkezleri (EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ) örgütlenmesi, içte yaşanan kariyerist, stotükocu tarza engel olamamış,eleştiri özeleştiri ilkesini ihlal ederek genç kadrolarının devrimci ruhunu tasfiye etmeye çalışmışdır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Çayan'ların ışığıyla aydınlanan yolumuzda sağ sapmaya geçit vermemek için ayrılık şart olmuştur.Devrimci pratigin ürünü olarak çıktığımız bu yol ezilen halkın bilincinin ve iradesinin yoludur. Ayrılığın ardından geliştirmeye çalıştığımız devrimci tarzı her seferinde yıpratmak için yoğun çaba sarf eden bu hareket, ortaya çıkan Marksist Leninist devrimci iradeyi kırmaya çalışarak basit ve asılsız iddalarla son müdahalesini 17 ekim gecesi yapmış, içinden geldikleri hareketin geliştirdiği devrimci kültür ve ahlakın son kırıntılarınıda bir devrimciye silah çekip ölümle tehtit ederek yok etmişlerdir. Yoldaşımıza saldıran kişilerin ikisi Gebze HKM çalışanları, bir diğeri ise Hareketin üst düzey merkezi yöneticisidir. Olaydan iki gün önce bölgede ki alan sorumlularıyla gezerken görülen bu şahıslar belirtilen tarihte yoldaşımıza saldırı gerçekleştirmeye çalışmış ancak mahalle halkının müdahalesine uğrayınca alandan kaçmak zorunda kalmışlardır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Devrim için mücadeleyi devrimcilere madahale ile sınırlandıran hareket faşizme ve oligarşiye doğrultmaya cesaret edemediği silahını devrimcilere yönelterek geldikleri karşı devrimci pozisyonu belirginleştirmişlerdir. Dost düşman bilmelidir ki bizler için yoldaşlarımıza ve hareketimize kalkan her el düşmanın elidir ve devrimcilere uzanan düşman elini kırmamak devrime ihanettir. Ezilen halkların özgürleşeceği devrimin zaferi için yükselttiğimiz mücadelede halkın ve devrimcilerin hafızasını taşıyan ADALILAR devrim yolunda yapılan her türlü ihanetin ve karşı devrimci tutumun hesabını soracağına dair tüm devrim şehitleri adına and içme cürretine sahiptir. Devrimciye saldırı devrime ihanettir. Tek yol devrim tek yol devrimci yenilenme. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Yaşasın devrim ve sosyalizm.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;YA ÖZGÜR VATAN YA ÖLÜM. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ADALILAR &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;18 EKİM 2009&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-7959029643411732112?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/7959029643411732112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/10/adalilar-devrimci-kamuyouna-ve.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7959029643411732112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7959029643411732112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/10/adalilar-devrimci-kamuyouna-ve.html' title='ADALILAR / Devrimci Kamuyouna ve Halklarımıza;'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Stsf8Bjvq-I/AAAAAAAAAME/dGaRco-aWO4/s72-c/14474269.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-2624154628064998414</id><published>2009-10-07T22:38:00.000-07:00</published><updated>2009-10-07T22:41:11.495-07:00</updated><title type='text'>Kürt 'Açılımına' Dair Bildiri</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Ss17cCL8czI/AAAAAAAAAL8/RjS2NG4pdbc/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 144px; FLOAT: left; HEIGHT: 95px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5390100050585875250" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Ss17cCL8czI/AAAAAAAAAL8/RjS2NG4pdbc/s320/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Adıyla çağırmamak bir yalan söyleme yöntemidir...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Kürt sorunu seksen yıllık bir tabuydu. Şimdilerde tabu olmaktan çıkmakta ve konuşulmakta ama yapılan konuşmaların, söylenen sözlerin reel bir karşılığı olup olmadığı hala tartışmalı. Nitekim Temmuz ayının sonunda ‘Kürt açılımı denilene Ağustosun sonunda ‘demokratik açılım’ deniyordu, Eylül sonunda artık ‘huzur ve uzlaşı projesi’ deniyor... Eğer bir sorunu çözmek gibi samimi bir niyetiniz varsa, önce onu adıyla çağırmanız gerekir. Unutmamak gerekir ki, farklı biçimlerde ifade edilse de ‘açılım’ daha önce de gündeme gelmişti. Bir başbakan ‘Kürt realitesini tanıyoruz’ dedi, bir daha ağzına almadı, alamadı, bir başkası ‘AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçiyor’ dedi o da bir daha ağzına almadı, alamadı... Zira söylediklerinin reel bir karşılığı yoktu. Neden olmadığı rejimin niteliğiyle ilgili tartışmayı angaje ediyor. Zira, Türkiye’de hükümet olmak hükmetmek anlamına gelmiyor.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Kürt sorunu ulusal bir sorundur. Ezilen ulusun kendi kaderini tayın etmesi sorunudur. Ezilen ulusun kendi kaderini tayın etmesi de, gönüllü birlikte yaşamayı da, ayrılmayı da içerir. Kürtlerin ne istediğinin netleşmesi, iradenin ortaya çıkması, sınırsız bir tartışma ortamının sağlanmasını, ifade [düşünce] özgürlüğünün önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılmasını gerektirir. Bir sorunun nasıl çözüleceği, ne olduğundan bağımsız değildir. Kürt sorunu nedir? Kürt sorunu neden bir sorundur? Bu sorun günümüze kadar neden çözülmeden gelmiştir? Sorunu yaratan esas unsurlar nelerdir? Gibi temel sorular hiçbir zaman gündeme getirilmiyor, tartışma konusu yapılmıyor... Eğer orta yerdeki sorun, ulusal mahiyette bir sorunsa ki öyledir, onu demokratikleşme çerçevesinde çözmek mümkün değildir. Zira, demokratikleşmeyle Kürt sorununun çözümü arasındaki ilişkinin yönü demokratikleşmeden Kürt sorununa doğru değil, Kürt sorunundan demokratikleşmeye doğrudur. Başka türlü ifade etmek gerekirse, Kürt sorununun önceliği vardır. Bunun anlamı, ezilen bir halk olan Kürtlerin gasbedilmiş haklarının iadesi, demokratikleşme denilenin kapsadığı, kapsaması gerekenden başka/farklı şeyleri de içerir. Geçerli yaklaşım sorunun bireysel haklar temelinde çözüleceği şeklinde. Kürt sorununun çözümü doğrudan kolektif hakları içeriyor. Elbette kolektif haklarla bireysel haklar arasında bir çatışma söz konusu değildir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve içişleri bakanı ne yapacaklarını değil, neyi yapmayacaklarını sayarak konuşmaya başlıyorlar... Cunta anayasasına dokunmadan seksen yıllık zihniyetle hesaplaşmadan sorunun çözüleceğine inanan var mı? Hala Kürtçe’nin bir dil olarak kabul edilmemesi demek, o dili konuşan halkın varlığının da inkâr edilmesi demektir. Böyle bir anlayışla sorun çözülebilir mi? Bu anlayışta ısrar devam ederse, Kürt çözümü, Türk çözümsüzlüğü olmaya devam edecektir. Kürt sorununun kaynağında, devletin inkâr, imha ve asimilasyon siyaseti vardır. Devlet Kürtlere doğal haklarını teslim ederek, bu politikadan, bu uygulamalardan geri adım atabilir. Kürtlerin ihtiyacı olan lütuf değil, haksızlığın giderilmesidir. Bunun da yolu doğrudan sorunun tarafı olanla, Kürtlerle, Kürt örgütleriyle, Kürtleri temsil eden kurum ve kişilerle görüşmekten geçiyor. Oysa hükümet Türk tarafıyla görüşmeyi yeğliyor...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Biz aşağıda imzası bulunanlar, her şeye rağmen ‘açılım’ denilenin olumlu bir gelişme olduğu düşüncesiyle, sorunun çözümüne dair görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşmayı, etik ve entelektüel sorumluluğun bir gereği sayıyoruz:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Eğer sorun gerçekten çözülmek isteniyorsa,&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;1. Devlet öncelikle Kürt halkına yapılan tarihsel haksızlığı açıkça ifade etmeli, Kürt halkından özür dilemeli, özeleştiri yapmalı; seksen yıllık resmi ideoloji ve resmi tarihle hesaplaşmaya cesaret etmelidir;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;2. Terör ve terörist söyleminden, ‘son terörist yok edilinceye kadar... dilinden uzaklaşılmalıdır;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;3. ‘Biz kardeşiz’ ‘bin yıldır birlikte yaşıyoruz’, ‘din kardeşiyiz’ vb. söyleminin asıl amacı, Kürtlere doğal haklarını, insan olarak sahip oldukları haklarını, Kürt toplumu olmaktan doğan haklarını vermemenin, ya da olabildiğince asgari düzeyde tutmanın gerekçesi yapılmak isteniyor. Bu yaklaşım terk edilmelidir;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;4. İfade özgürlüğünün önündeki tüm engeller ortadan kaldırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;5. Askeri operasyonlar durdurulmalıdır. PKK ateşkes ilan ettiğinde devlet ateşe devam ediyor. Böyle bir durumda PKK’ye silah bırak demenin bir kıymet-i harbiyesi olamaz;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;6. Seksen yıllık dönemde ama asıl son 25 yılda öldürülen 40 bin insanın, yakılıp yıkılan 4 bin köyün, yerlerinden zorla sökülüp atılan 4 milyon insanın hesabı birilerinden sorulmalı, verilen zararlar ‘tazmin edilmeli’, koruculuk sistemine derhal son verilmelidir;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;7. ‘Bir başka ulusu ezen ulus özgür olamaz’ ilkesinin bir gereği olarak, Kürtlerin özgürlüğünün Türklerin de özgürlüğü olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;8. Gerekli hale geldiğinde referandum seçeneği gündemde olmalıdır...&lt;br /&gt;Unutulmaması gereken bir şey daha var: özgürlüğü için mücadele etmekte kararlı bir halkı yenmek mümkün değildir. Öyleyse işe sorulması gereken soruları gerektiği gibi sorarak, tartışılması gerekeni gerektiği gibi tartışarak, şeyleri adıyla çağırarak başlayabiliriz...&lt;br /&gt;Saygılarımızla...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;---------------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;İsmail Beşikçi, Fikret Başkaya, Mahmut Konuk, Sibel Özbudun, Temel Demirer, Ragıp Zarakolu, Sait Çetinoğlu, Babür Pınar, Ayhan Çınar, Paşa Öztürk, Engin Bayramoğlu, Oktay Etiman, İsmet Erdoğan, Özgür Başkaya, Yücel Demirer, Kemal Doğan, Attila Taygun, Deniz Zarakolu, Büşra Beste Önder, Hüseyin Taka, Hüseyin Gevher, Mehmet Özer, Recep Maraşlı, Cemil Gündoğan, Ahmet Önal, Adnan Caymaz, Ali İmren,&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-2624154628064998414?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/2624154628064998414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/10/kurt-aclmna-dair-bildiri.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/2624154628064998414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/2624154628064998414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/10/kurt-aclmna-dair-bildiri.html' title='Kürt &apos;Açılımına&apos; Dair Bildiri'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Ss17cCL8czI/AAAAAAAAAL8/RjS2NG4pdbc/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-7773128390351543153</id><published>2009-09-24T02:24:00.001-07:00</published><updated>2009-09-24T02:25:15.011-07:00</updated><title type='text'>Yürüyüş: Susmayacağız!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Srs69BK2VII/AAAAAAAAALs/nqwq9aSTgIQ/s1600-h/813416ecaf.png"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 130px; FLOAT: left; HEIGHT: 180px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5384962599411930242" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Srs69BK2VII/AAAAAAAAALs/nqwq9aSTgIQ/s320/813416ecaf.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Devrimci-sosyalist basına yönelik baskı ve yasaklara bir yenisi daha eklendi. “Bağımsızlık, Demokrasi Sosyalizm için Yürüyüş” dergisinin 20 Eylül 2009 tarihli 194. sayısı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 20 Eylül 2009 tarihli kararıyla toplatıldı ve yayını bir ay süreyle durduruldu. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Toplatma ve kapatma saldırısına “Bağımsızlık, Demokrasi Sosyalizm İçin Yürüyüş isimli gazetenin 20 Eylül 2009 Tarih ve 194. Sayısında yer alan terör örgütünün propagandasını ve suçluları övme içeren yazılar” gerekçe olarak gösterildi.Devletin sansür saldırısının ardından kapatma ve toplatma kararına ilişkin yazılı açıklama yapan Yürüyüş dergisi “Niye?” diyerek sordu. Verilen kapatma ve toplatma cezasını teşhir etti.Yürüyüş dergisinin 23 Eylül 2009 tarihli yazılı açıklamasında şu sözlere yer verildi:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;"Biz ne yapacağız bu durumda?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Yeni toplatmaları göze alarak, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Yeni kapatmaları yaşayabileceğimizi bilerek, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yeni yayın durdurmaların kapımızı çalabileceğini düşünerek yazmaya devam edeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;SUSMAYACAĞIZ..."&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-7773128390351543153?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/7773128390351543153/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/09/yuruyus-susmayacagz.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7773128390351543153'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7773128390351543153'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/09/yuruyus-susmayacagz.html' title='Yürüyüş: Susmayacağız!'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Srs69BK2VII/AAAAAAAAALs/nqwq9aSTgIQ/s72-c/813416ecaf.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-7759575028517682301</id><published>2009-09-12T03:17:00.000-07:00</published><updated>2009-09-12T03:18:48.538-07:00</updated><title type='text'>12 EYLÜL FAŞİST CUNTASININ  insanlara yaşattıkları</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sqt1Z3IyqkI/AAAAAAAAALk/WfvsLPZVRIQ/s1600-h/12ey6.gif"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 184px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380523266982193730" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sqt1Z3IyqkI/AAAAAAAAALk/WfvsLPZVRIQ/s400/12ey6.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-7759575028517682301?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/7759575028517682301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/09/12-eylul-fasist-cuntasinin-insanlara.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7759575028517682301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7759575028517682301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/09/12-eylul-fasist-cuntasinin-insanlara.html' title='12 EYLÜL FAŞİST CUNTASININ  insanlara yaşattıkları'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sqt1Z3IyqkI/AAAAAAAAALk/WfvsLPZVRIQ/s72-c/12ey6.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-3599291949767280994</id><published>2009-09-12T03:12:00.000-07:00</published><updated>2009-09-12T03:15:02.057-07:00</updated><title type='text'>TKP'nin 30 Ağustos Açıklamasının Anlattıkları</title><content type='html'>Geçtiğimiz hafta 30 Ağustos'u geride bıraktık. Genelkurmay Başkanı'nın bu gün üzerine yaptığı açıklama tam da “Kürt açılımı” adı verilen sürece denk düştü ve bu konu üzerinde belirli siyasi mesajlar içeriyordu. Bu açıklama ve “Kürt açılımı” sürecinin değerlendirilmesi başlı başına ayrı bir yazı konusu. Bizim burada asıl ele almak istediğimiz ise, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un açıklamasında öne çıkan ve sloganlaştırılan “Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye” ifadesi üzerinden şekillenen, Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) 30 Ağustos açıklaması. Başlarken şunu belirtmekte yarar var; neredeyse her ülkede “ulusal bayram” adı altında bayramlar var; geçmişteki burjuva devrimlerinin yıldönümlerinde; sömürgecilikten kurtulan ya da emperyalist işgale uğramış ülkelerde. Bu bayramların ulusal olması onları sınıflardan muaf kılmıyor, bunu biliyoruz. &lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; DISPLAY: block; HEIGHT: 136px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380522343999401330" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sqt0kIwi7XI/AAAAAAAAALc/lAUGCKNEjhs/s200/tkp_logo.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Türkiye'de de 30 Ağustos, ulusal kurtuluş savaşının kazanıldığı günü ifade ediyor. Marksistler, ulusal kurtuluş savaşlarının burjuva karakter taşıdığını ve -belirli bir tarihsel dönemde- bir burjuva ulus-devlet kurmaya hizmet ettiğini yüz elli yılı aşkın süredir ifade ederler. Dolayısıyla, proletarya enternasyonalizminin savunucuları olarak Marksistler hiçbir zaman burjuva sınıfının -aslında kendi bayramı olan ama tüm halka herkesinmiş gibi benimsettiği- bayramlarını kendi bayramları olarak görmezler. İşçi sınıfının ve Marksistlerin “ulusal” bir bayramı yok, çünkü işçi sınıfının yurdu-vatanı yok. Onun “bayram” adı altında “kutlanan” kimi önemleri günleri de asıl olarak burjuvaziye karşı uluslararası mücadelede sonucunda ortaya çıkan günler. Yukarıda kısaca ifade etmeye çalıştığımız sınıf perspektifinin enternasyonalist Marksistlerin görüşlerini ifade ettiğini tekrar belirtmek gerekiyor. Çünkü, kendisine “sosyalist, komünist” diyen kimi akımlar dünyaya ulusalcı-yurtsever küçük burjuva sınıfının gözünden bakıyorlar ve onların anlayışı savunduğumuz yaklaşımın tam karşıtı. Oportünizmin Muğlaklığı Oportünistlerin belirleyici özelliklerinden biri olarak muğlaklık, TKP'nin 30 Ağustos açıklamasına* şekil veriyor. “Yurtseverlik ve bağımsızlık” ideolojileriyle şekillenen Türkiye solunda, TKP'nin gerçektende bu burjuva sloganlarını en net şekilde savunan parti olduğunu belirtmemizde yarar var. Bunu belirtmemizin nedeni, TKP “Yurtsever Cephe”yi kurduğunda ona saldıran tüm Stalinist grupların da “yurtsever” oldukları gerçeğini gizlemeleri.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu durumda TKP “dinime söven Müslüman olsa” demekte elbette haklıdır, karşısında duruyor izlenimi veren siyasi gruplar aslında ondan farksızlar, bu noktanın genel olarak gözden kaçırıldığı görülüyor. Halbuki en sağda duranın TKP olması ve onun Stalinist solun 'şamar oğlanı' olarak kullanılması, diğerlerinin ondan özde farksız oldukları gerçeğini değiştirmez. TKP, küçük burjuva ulusalcılığının “sol”daki sesi işlevini görüyor, ancak o aynı zamanda “komünist” olduğunu da iddia ediyor, sonuçta ise oportünizme varıyor. 30 Ağustos açıklamasında “Başkasının yurduna göz dikenlerin sonu hüsrandır” başlığını uygun görmüşler. Yani deniyor ki; emperyalistler Anadolu'da yaşayan halkların yurduna göz dikti, sonuç: hüsran. İşte emperyalist savaş ve ulusal kurtuluş savaşlarının özeti! Sanki Osmanlı devleti birinci emperyalist paylaşım savaşına bir taraf olarak girmemiş gibi, yenilgiye uğramasının doğal sonucu olarak emperyalistler tarafından işgal edilmemiş gibi (yoksa Osmanlı halklara barış getirmek için mi savaşa girdi?)! Böylece TKP'nin ağzından resmi burjuva tarihi sol'dan okuyoruz. TKP, TSK'nin kutlamalarına selam veren bir üslupla giriyor 30 Ağustos açıklamasına. 30 Ağustos'u ve Başkomutan'ı selamlamadan önce “Emperyalizmin Anadolu macerası, 87 yıl önce yapılan son muharebeyle nihayetine erdi.” diye buyruluyor. Aslına bakılırsa TKP'nin bir bütün olarak bu açıklaması, yine bir bütün olarak küçük burjuva milliyetçi solun temel konularda tüm yaklaşımlarını ifade etmekte (emperyalizm, devlet, devrim, enternasyonalizm anlayışları). Bu emperyalizm anlayışına göre, dünyada birkaç -özellikle de ABD- emperyalist güç vardır, geri kalan ülkeler “bağımsızlık” mücadelesi verirler. Yani, 87 yıl önce emperyalist işgale son veren ulusal kurtuluş hareketine anti-emperyalist yaftası yapıştırırlar. Sanki emperyalizm kapitalizm değilmiş gibi ve emperyalizme karşı olmak kapitalizme karşı olmak anlamına gelmiyormuş gibi. Onlar eğer bunu kabul ederlerse “tam bağımsızlık” mücadelesi adı altında işçi sınıfını ve gençliği Türk burjuvazisine yedekleyemeyeceklerinin farkındalar, bu yüzden bunu asla kabul edemezler. Sömürgeci emperyalizme karşı mücadeleyle kapitalist emperyalizme karşı mücadeleyi aynılaştıran bu yaklaşımın doğal sonucu burjuvaziye yedeklenmektir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Metin ardından bir çarpıtmayla devam ediyor. Yunan komünistlerinin işgal karşıtı propagandalarına selam gönderiliyor. Evet, bu kesinlikle doğru. Ancak gerçek dışı olan şey hem Türkiyeli hem de Yunan komünistlerinin yurtsever olduklarını ve bunun da bir erdem olduğunu iddia etmek. Gerçekteyse bu safsata dönemin komünistlerine yapılabilecek en büyük hakarettir ve mücadelelerini hiçe saymaktır. Yurtseverlik hiçbir zaman bir erdem olmadığı gibi baştan sona politik bir terimdir. Burjuva devrimlerinin ve onun başını çeken burjuvazinin ulusal bir pazar kurma (ulus-devlet) mücadelesindeki başat söylem yurtseverlikti, dolayısıyla politik olduğu kadar sınıfsaldı da ve hala öyledir. Asıl önemli noktaysa, hem Türkiyeli hem de Yunan komünistlerinin partilerinin Komünist Enternasyonal üyesi olması ve bu enternasyonalin, sosyal-yurtsever II. Enternasyonal'in inkarı olarak ortaya çıkmış olduğu gerçeği. TKP için “bu kadar cehalet tahsille mümkündür” demek Stalinizmi hafife almak olur. Onlar, II. Enternasyonal'in işçi sınıfını savaşa sürüklemesinde temel faktör olarak yurtseverlik ideolojisi olduğunu gizlerler, çünkü kendileri de II. Enternasyonal'in sınıf işbirlikçiliği programının bir bütün olarak sürdürücüleriler. Halbuki Komintern, kendisine üye olmak isteyen partilere koyduğu 21 koşulda bunu net bir şekilde ifade eder: “6. Komünist Enternasyonal'e katılmayı arzulayan her parti, sadece açık sosyal-yurtseverliği değil, sosyal-pasifizmin namussuzluğunu ve ikiyüzlülüğünü de teşhir etmekle yükümlüdür...” Türkiye mi Dünya mı? Açıklama, devamında TSK'nin “Güçlü ordu, Güçlü Türkiye” sloganının 'militarist' olduğunu tespit ediyor. Önemli bir tespit! Sonra da deniyor ki “Bu sloganla, TSK'nın üst yönetimi ABD'nin bölge planlarına katılacağını üst perdeden ilan etmektedir.” Bir önemli tespit daha. Ancak birilerinin TKP'ye TSK'nin yıllardır “ABD'nin bölge planları”na katıldığını ve özü gereği militarist olduğunu açıklaması gerekiyor. Türk burjuvazisi, bir süredir kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda yalnızca bölgeye değil, Asya'dan Afrika'ya ve Balkanlar'a dünyanın birçok yerine asker gönderiyor. Ulusalcı sol, bunu “ABD istedi Türkiye yaptı” olarak okuyor olabilir, bunun nedeninin onların dünya görüşlerinde ve onu şekillendiren sınıfsal temellerinde yattığını az önce ifade etmiştik. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bugün karşı karşıya olduğumuz durum, yalnızca ABD emperyalizmi ile değil AB emperyalizmi ile de Türk burjuvazisinin çıkalarının kimi noktalarda ortaklaşmış olmasıdır. İddia edildiği gibi Türkiye “bağımlı” yani sömürge ya da yarı-sömürge değil, bölgede oldukça güçlü bir konum ve geleceğe dair planları olan güçlü bir devlettir. Bu burjuva devletinin ordusu da elbette militarist olacaktır. Yine TKP'nin iddia ettiği gibi NATO'nun güdümünde bir TSK'den söz edilemez, aksine NATO içinde ağırlığı olanbir odudur TSK. Bu gerçeklere gözlerini kapayan TKP, burjuvazinin ve TSK'nin sloganının yerine kendi alternatif küçük burjuva ulusalcı sloganlarını koyuyor: “Güçlü Türkiye barışçı Türkiye'dir. Güçlü Türkiye bağımsız Türkiye'dir. Güçlü Türkiye egemen Türkiye'dir. Güçlü Türkiye, halkın Türkiyesidir. Eşitliğin ve özgürlüğün Türkiyesidir. Türkiye gerçek gücüne kavuştuğunda, emekçi halkın egemenliği bu ülkede gerçek olduğunda, ordusu da güçlü olacaktır.” Dikkat edilirse merkeze konan şey Türkiye'dir ve Türkiye'nin kurtuluşudur. İşçi sınıfı, dünya devrimi gibi şeyler mi arıyorsunuz? Onlar çoktan unutuldu; işçi sınıfının yerini yine bir muğlaklık ifadesi olarak halk, dünya devriminin yerini “bağımsızlık” ya da kendi ülkesinin kurtuluşu aldı. Bunlar, Doğu Bloğu'nun çöküşünden, burjuvazinin “Marksizm öldü” yaygarasından sonra ortaya çıkan şeyler değil, aksine neredeyse yüz yıllık bir geçmişi var: sosyal-demokrasi ve ardılı olarak Stalinizm. Bu her iki siyasi akımın da karşı-devrim safında oldukları gerçeği Marksistler için yeni bir şey değil elbette. Onlar her fırsatta işçi sınıfını burjuvaziyle işbirliğine götürerek, savaşa sürükleyerek ya da bizzat devrimleri bastırarak bu işlevlerini defalarca yerine getirdiler. Bugün de TKP ve benzerleri TSK'ye alternatif sloganlarla, daha yumuşak bir dille -ama aynı şeyi söyleyerek- işçi sınıfını ve gençliği burjuvaziye yedekleme davasını veriyorlar. Neyse ki işçi sınıfının siyasi önderliği onlarda değil. Marksistler, ulusalcı solun aksine “güçlü Türkiye” için değil, siyasi olarak güçlü uluslararası proletarya, onun “güçlü” dünya devrimi ve komünizm için mücadele ederler. Amaçları, ulusal duvarlarla bölünmüş “güçlü” Türkiye, Yunanistan, Almanya -her ne derseniz- ve onların “güçlü” ordularını yaratmak değil, aksine özel mülkiyet üzerine kurulu ulus-devletler sistemini, dolayısıyla onların adlarını ve onların ordularını yok etmektir. *&lt;a href="http://www.tkp.org.tr/basin-aciklamalari/30-agustos-baskasinin-yurduna-goz-dikenlerin-sonu-husrandir"&gt;http://www.tkp.org.tr/basin-aciklamalari/30-agustos-baskasinin-yurduna-goz-dikenlerin-sonu-husrandir&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf Ateşçi &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-3599291949767280994?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/3599291949767280994/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/09/tkpnin-30-agustos-acklamasnn-anlattklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/3599291949767280994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/3599291949767280994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/09/tkpnin-30-agustos-acklamasnn-anlattklar.html' title='TKP&apos;nin 30 Ağustos Açıklamasının Anlattıkları'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sqt0kIwi7XI/AAAAAAAAALc/lAUGCKNEjhs/s72-c/tkp_logo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-5296373909119134740</id><published>2009-09-09T08:52:00.000-07:00</published><updated>2009-09-09T08:58:52.216-07:00</updated><title type='text'>YILMAZ GÜNEY ARKADAŞIM</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SqfQrJhhCmI/AAAAAAAAALU/sAskYvhmBt4/s1600-h/ggggg.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 85px; FLOAT: left; HEIGHT: 135px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379497719626795618" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SqfQrJhhCmI/AAAAAAAAALU/sAskYvhmBt4/s320/ggggg.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Yıl 1972 Bolu'da 17 yaşında bir lise öğrencisiyim. Orta okuldan itibaren okulda öğretilenlerle yetinmiyor, çeşitli konularda okuyup araştırıyorum. O zamanlar Türkiye'de önemli olaylar oluyor, bunların ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Aynı zamanda tam bir sinema tutkunuyum. Sinemanın dışında zaten tiyatro vb.. yerler yok. O yıllar sinemanın çirkin kralı Yılmaz Güney'de kendimizden bir şeyler buluyoruz. Onun filmlerini görebilmek için bütün imkanlarımı zorlayarak çevre il ve ilçelere gidiyorum.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;30 Mayıs 1972 ders yılının son günü, evimdeki bazı kitaplardan sol düşünceye sahip olabileceğim korkusuna kapılan bir yakınımın ihbarı üzerine beraber kaldığım bir kaç arkadaşla birlikte ‘yakalandık’ Suçumuz büyüktü: Bolu’da Dev-Lis kurmak. El konan suç delillerimiz ise hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak nitelikteydi. Fakir Baykurt’un Amerikan Sargısı, Kemal Tahir’in Yorgun Savaşçı’sı, Kemal Bilbaşar’ın Memo’su, Behice Boran’ın Türkiye’de Sosyalizmin Sorunları vb. Emniyetteki ayrıntıları geçiyorum.Dava büyüktü. Ankara'da ve İstanbul'da Balyoz harekatıyla darbeyi yiyenler, ikisinin ortasında (Bolu'da) mevzilenmişlerdi. Bu ve benzer gerekçelerle bizim davamızın Bolu'da görülemeyeceği, Sıkıyönetime gitmesi gerektiği düşüncesiyle önce Sakarya sıkıyönetimine, oradan da İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığına, Selimiye’ye getirildik. 30 gün kadar Harem yönündeki ‘Gözaltı’ kısmında kaldım. Burada Emniyetten ve kontrgerilladan, işkenceden geçip gelenleri gözlerimle gördüm. Tuvalete zamanında çıkarılmadığımız için yoğurt kaplarıyla ihtiyacımızı giderip camlardan aşağı atardık. Yan tarafımızdaki hücrede Ertuğrul Kürkçü kalıyordu. Tuvalete giderken sağa sola bakmak yasaktı. Ben her seferimde yumruğumusıkarak Kürkçü’ye selam verir, süngüyle uyarılırdım.Gözaltında yaşadığım ve bana ilginç gelen bir başka olay da, görevliler tarafından çekilen resimlerimizin sadece Tercüman gazetesinde çıkmasıydı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 138px; DISPLAY: block; HEIGHT: 94px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379497441802200034" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SqfQa-i-I-I/AAAAAAAAALM/qbJ48aQ_ThA/s320/images.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Yani Tercüman gazetesiyle sıkıyönetim arasında diğer haber ajanslarından ayrı direkt ilişki vardı. Nitekim daha sonraları sayın İlhan Selçuk'un ifadelerinin yayımlanmasıyla hem o dönemdeki işkenceler bir kez daha belgelendi, hem de Tercüman kendini ele verdi.30 günlük gözetim süresinin sonunda mahkemeye çıktık ve tutuklandık. Buna çok üzülmedik. Türkiye'de bir büyük mücadele oluyordu ve biz de hiçbir katkımız olmamasına rağmen mücadelenin haklı tarafında yer alıyorduk.Tutuklanmadan sonraki tek düşüncem bir başka cezaevine mi gideceğim yoksa Selimiye’nin tutukevi kısmında mı kalacağım endişesi idi. Bunun nedeni bir gazetede okuduğum Yılmaz Güney’in Sağmalcılar’dan Selimiye’ye nakliyle ilgili bir haberdi. Sonunda istediğim oldu, Selimiye'nin diğer kısmına götürüldük. Yani Selimiye'de kaldık. Aşağından bir yatak ve bir battaniye aldıktan ve birkaç kat çıktıktan sonra demir kapı açıldı ve ben 17 yaşımda tam 16 ay beraber yaşayacağım arkadaşlarımın arasına katılmış oldum. Bu arkadaşların en değerlilerinden biri de şüphesiz Yılmaz Güneydi.Onu daha dış kapıdan girdiğimde koridorda elleri arkasında volta atarken tıpkı filmlerindeki gibi, omuzlarını aşağı yukarı sallayarak yürümesinden tanıdım. Daha o anda içimi bir sevinç kapladı, Sanki cezaevine girmemiştim de, Bolu’dan İstanbul’a Yılmaz Güney’i görmeye gelmiştim. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Yatağımı acele hazırladıktan sonra koridorda volta atanların arasına karıştım. Birkaç kez gidip gelmiştim ki ‘Delikanlı gel bakalım’ diyen bir ses duydum. Bu sesin sahibi Yılmaz Güney’di. Selimiye’nin duvarları oldukça kalındır ve pencereleri dış tarafından takılı olduğu için pencere önünde oturulabilir. İşte Yılmaz orada oturmuş beni çağırıyordu. Yanına gittim, nereden geldiğimizi ve suçumuzun ne olduğunu sordu. Ben de durumu anlattım. Bana üzülmeye gerek olmadığını, Türkiye'de sınıf mücadelesinin şiddetlendiğini, bunun sonucu olarak egemenlerin en ufak bir uyanışa bile tahammül edemediği için bizim gibi daha birçoklarını hiçbir suçları olmadığı halde cezaevlerine doldurduğunu anlattı.Cezaevinde bulunduğum süre içinde Yılmaz Ağabeyden çok şey öğrendim. Kesinlikle söyleyebilirim ki orada en çok çalışan (okuyup yazan) Yılmaz Güney’di. Buna rağmen günlük görevlerini diğerleriyle birlikte aksatmadan yürütürdü. Bir defasında değer verdiğim bir devrimcinin Yılmaz Ağabey bulaşık yıkarken ona bıraktırmaya çalıştığını gördüm. Yılmaz Ağabey de, bir daha hiç kimseye karşı bu şekilde hareket etmemesi gerektiğini anlattı. Birinin değeri düşerken diğeri yükseliyordu. Sanatçı kişiliği ve devrimciliğinden öte Yılmaz Güney çok iyi bir insandı. Cezaevinde birbirleriyle sürtüşme halinde olanlar vardı. Kendinin de bir yanı olmasına rağmen, içerde olduğumuz gerekçesiyle onları uzlaştırmaya çalışırdı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;En yakınındaki, en çok güvendiği arkadaşları bu zor günlerde ona sırt çevirmişlerdi. Cezaevinde oluşundan yararlanmak isteyen, leş kargaları vardı. Bütün bunlara karşın insanlara güvenir ve elinden geldiği kadar herkese yardım ederdi.Yılmaz Güney aynı zamanda çok akıllı bir insandı. Onun kafasında her şey o kadar berraktı ki, önemli teorik konularda hiçbir bocalama göstermezdi. Tarihi materyalizmle ve diyalektik yöntemle ilgili konuları günlük yaşamdan basit örneklerle anlatmada çok usta idi. Daha 1972-73'lerde Türkiye sol hareketini ve geçmişini, bugün birçoklarının ortak olduğu noktalarda odaklaştırarak yapıyordu. Türkiyemizde gerçekten çeşitli alanlarda bu arada sinemada da çok değerli sanatçılarımız yetişmesine rağmen, Yılmaz Güney kadar sanatın sınıf mücadelesinden ayrı olmadığını, tersine onun bir aracı olduğun kavrayanı azdır. Yılmaz sinemanın kitleleri bilinçlendirmedeki büyük önemini çok iyi biliyordu. Ama yaşanan olaylar istediklerini gerçekleştirmesine engel oldu.Yılmaz Güney’le beraber spor yaparak, satranç oynayarak uzun uzun sohbet ederek 16 ay birlikte kaldım. Bu süre içinde bir gün olsun moralinin bozuk olduğunu, umutsuz olduğunu görmedim. Oysa hakkında ağır hapis cezaları isteniyordu. Sinemayla ilgili başka davaları vardı. Son derece kararlı ve azimli bir devrimciydi. Birçok hata yaptığını ve çıkınca bu hataları telafi edecek çalışmaları kısa sürede tamamlayacağını söylerdi. Üzgün bir arkadaşımızı gördüğünde onunla mutlaka ilgilenir, derdine ortak olurdu. Çoğu zaman bizleri güldürmek için birtakım taklitler yapar ya da neşeli şeyler anlatırdı. Kendisinin de, bir defa görenin gözünden kolay silinmeyecek güzelim bir gülümseyişi vardı. Tabii bu birlikteliğin getirdiği daha birçok irili ufaklı anı var.Ancak bunların hepsini anlatmaya gerek yok. Ben 1973'ün sonbaharında, arkadaşlardan ayrılmanın hüznü ve dışarı çıkmanın sevincinin birbirine karıştığı duygularla tahliye oldum. Yılmaz Güney de 1974 baharında dışarıya çıktı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Yılmaz Güney hemen sinema çalışmalarına koyuldu. İçerde iken tasarladıklarını gerçekleştirmeliydi. Selimiye'de iken 'Kafalarına balyoz gibi inen filmler yapacağım' diyordu. Onu bu dönemde Güney Filmcilik binasında bir defa ziyaret ettim. Eşi Fatoş ve oğluyla tanıştım. Daha sonra Yumurtalık olayı oldu.Yılmaz'ın tahliye olduğu dönemle tekrar demir kapılar ardına kapatıldığı o kısacık zamanda yaptıkları dışarıda olsa neler yapabileceğinin en güzel örnekleriyle doludur. Gerçi o içerde olmasına rağmen çoklarının özgürken yapamadığını gerçekleştirmiş bir insandır.Adana'dan Ankara Merkez Cezaevine getirildiğinde tekrar görüşme imkanı bulabildim. Cezaevinin giriş kapısında görüşebileceklerinin isim listesi vardı. Bu listenin dışında kimseyle görüşmüyordu. Güney Film'den geldiğimi söyleyerek görüşmek istedim. Kendisine haber verdiler. 'Ben müzelik miyim' diye söylenerek görüş yerine geldi. Ben de gerçekten müzelik olduğunu söyledim. (Uluslararası değerli bir sinemacı olduğu kabul edilerek dünya sinema müzesine bir resmi konmuştu.) Orada ilk defa üzgün gördüm kendisini... Bu görüşme, geçmiş olsunla halhatır sormakla geçen kısa bir görüşme oldu.Yılmaz Güney'i son olarak 1978’in sonlarında İstanbul Toptaşı Cezaevinde ziyaret ettim. Askere gideceğim için görüşmek istedim, Güney dergisinden arkadaşların yardımıyla, normal görüş yerinde değil de özel olarak görüşme imkanı buldum. Aradan birkaç sene geçtikten sonra beni tekrar karşısında görünce çok sevindi. Orada da çok üzgün gördüm kendisini. Ama bu üzüntüsünün esas nedeni Türkiye sol hareketinin o gün içinde bulunduğu durumdu. Devrimciler bölük pörçüktü ve birbirlerine saldırılarını öldürmeye kadar vardırmışlardı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Nasılsın falan dedikten sonra ilk sözü ,’Ne olacak böyle halimiz’ oldu. Türkiye’de sol potansiyelin çok güçlü olduğunu, ama devrimcilerin yaşanan olaylardan gerekli dersleri alamadıkları, bölünmelerin ne kadar zarar verdiği üzerinde durdu. Gerçi bu durumdan herkes şikayetçiydi, ama o bunun acısını yürekten duyan biriydi. Toptaşı'nda da güncel konular üzerinde uzun uzun tartıştık. Bu onu son görüşümdü.Bu anılardan sonra Yılmaz’la ilgili genel değerlendirmelere ilişkin bazı düşüncelerimi de belirtmek isterim. Yılmaz Güney için çok şey söylenecektir. Bazı gazete ve dergilerde çıkan yazılara baktığımda onun birçok yönünün eksik ele alındığına veya yanlış anlamalara yol açacak şekilde değerlendirildiğine tanık oluyorum. Şimdiye kadarki en derli toplu değerlendirme Yeni Gündem'de çıkan Murat Belge'nin yazısı idi. Ama öyle güzel bir yazıda bile çok dikkat çeken önemli bir eksiklik ve bir de çok yanlış bir değerlendirme vardı. O yazının eksik yanı, Yılmaz'ın yazarlık yanına hiç değinilmemiş olmasıdır. Yılmaz Güney sinemadaki başarılarının yanında aynı zamanda çok değerli bir yazarımızdı. İyi denebilecek bir roman yazarıdır. Murat Belge'nin yazısındaki yanlış yorum ise onun bencil olarak tanıtılmasıdır. Yılmaz bencil olmamak için adını mı değiştirecekti? Herkesin bir adı var ve o adla anılır. En toplumcu kimdir? Marks mı, Lenin mi? Onların da adları var. Derginin adının Güney olması konusunda da Yılmaz haklıdır. Çünkü Yılmaz hayatı boyunca çok istismar edilmiş bir insandı. Devrimcilere el uzattı, THKP-C militanı oldu. TSİP’in kuruluşunu kutladı, TSİP milletvekili adayı oldu. Yurtdışında bir toplantıya katıldı, TKP temsilcisi oldu. Bu kadar istismar edilen bir insan başka nasıl hareket edebilirdi? Bazıları onun sinema dışına taşmasını, önemli siyasi ve ideolojik konularda söz söylemesini doğru bulmuyor. Gerçekten de sadece sinemayla ilgilense çok daha fazla şey yapabilirdi. Ama onu çeşitli konularda söz söylemeye iten en önemli etken Türkiye'de kitleleri kucaklayan, doğru siyasi tespitleri olan bir partinin olmayışıdır. Yoksa Yılmaz Güney kesinlikle liderliğe soyunan bir devrimci değildi. Tam bir sinema aşığıydı. Sinemanın da, mücadele için anlamını çok iyi biliyordu.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Belirli zamanlarda Yılmaz’ın adını ağızlarına almayanlar, çok şey yazıp çizecekler. Yılmaz gene istismar konusu olacak, bunu önlemek güç. Tek istediğim, bütün yazılanların Yılmaz’ın adını hiç duymayanlar ile 'Yılmaz Güney'in Türkiye ilerici çizgisinde çok önemli bir kişilik olduğunu sanmıyorum' (Yeni Gündem, Sayı 43) diyenlere, onu daha iyi tanıtmasıdır.Bütün emekten yana olanların yapması gereken ise Yılmaz Güney’in eserini gerektiği gibi değerlendirerek, emekçi sınıfların ve Türkiye devrimci hareketinin hizmetine koymaktır.Bugün Yılmaz unutturulmaya çalışılmaktadır; ama bu hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Türkiye var oldukça, emekçi sınıflar var oldukça ve Türkiye sineması var oldukça, Yılmaz Güney'in yok olması mümkün değildir. Yılmaz’ı kitlelere en iyi tanıtacak şüphesiz onun kendi eseridir. Yılmaz kadar olmasa bile halkına karşı en ufak sorumluluk taşıyanların bu eserlerin yok edilmesine göz yummamaları gerekir. Onu tanıyan bütün emekçilerin olduğu gibi, benim de başucumdan resmi ve yüreğimden sevgisi hiç eksik olmadı. Ben yok oluncaya kadar da olmayacak.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Cezaevi Arkadaşı ; Ahmet Cantürk&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-5296373909119134740?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/5296373909119134740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/09/yilmaz-guney-arkadasim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/5296373909119134740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/5296373909119134740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/09/yilmaz-guney-arkadasim.html' title='YILMAZ GÜNEY ARKADAŞIM'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SqfQrJhhCmI/AAAAAAAAALU/sAskYvhmBt4/s72-c/ggggg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-6458401385822873090</id><published>2009-08-29T11:59:00.000-07:00</published><updated>2009-08-29T12:01:43.532-07:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan / İndymedia'ya Yazılmıştır!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Spl7C6OWNiI/AAAAAAAAAKk/1hILFAhkzZo/s1600-h/ist.gif"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 56px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375462920162784802" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Spl7C6OWNiI/AAAAAAAAAKk/1hILFAhkzZo/s320/ist.gif" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Sevgili arkadaşlarım uzun zamandır siteyi günlük yoğun bir şekilde takip ediyorum.Genel olarak, bir çok kurumu ve yazıları buradan takip etmek güzel, Fakat bir çok genç arkadaşımız yada gençte olmayabilir, düşünmeden yazıyor yada yorum ekliyor. Burada Devrimciler olarak kendi eksik ve hatalarımız tatışabileceğimiz yer değildir, herkes herkese ağıza alınmayacak şekilde yazılar yazıyor, bu düşüncelerini farklı bir şekilde ifade edebilmek mümkündür. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Devrimci olan gerçeğin kendisidir diyoruz , fakat buna uygun hareket etmiyoruz.Düşman zaten açığımızı arıyor ve bizlerde bütün eksikliklerimizi burada birbirimize karşı açıkça yada küfür ederek, düşmanın ekmeğine yağ sürmüş oluyoruz.Burası haber sitesidir,eleştiri tabi ki olacak ama bununda bir uslubu vb olmalıdır.Yıkıcı olmamalıdır, yapıcı olmalıdır , durumumuz belli kimsenin kimseyi kandırmaya hakkı yoktur,Devrimci kurumlar olarak zor ayakta kalıyoruz şu dönem , ama hala daha kariyeriz mi bırakamıyoruz.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Tüketim toplumu olduğumuz için , üretemiyoruz da , sistem her alanda iliklerimize kadar işlemiş durumda bizler buna karşı tek vucut tek yürek olmamız gerekirken, her alanda birbirimize engel olmaktan halkın gerçek sorunlarına bile zaman bulamıyoruz.Sorun belli , çözümde fakat herkes işin kolayına kaçıyor, okuyarak gerçek anlamda düşüncelerini dile getirmeyen bir çok arkadaş var, bunlara günlük defalarca karşılaşıyoruz. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Mesela burada Georges Politzer'in "FELSEFENİN BAŞLANGIÇ İLKELERİ"ni okumayan bir çok arkadaşımız vardır. Bunları okumadan olmuyor, bir çok genç sadece dergi okuyarak Devrimci yaşamlarını sürdürüyor ne kadar başarılı olabiliyor tabi ki sonuç yorumlardan vb belli.Dünya klasiklerini okumadan, Yaşar Kemal, Aziz Nesin vb okumadan , yani merdivenin birinci başamağına basmadan beşinci basamağına basanlarla karşı karşıya kalıyoruz, bunun içinde başarılı olamıyoruz. Bunun için herkes(bende dahil olmak üzere)kendisini sorgulamalıdır. Gerçekten mücadelenin neresindeyim, ne yapıyorum gerçek anlamda Devrimci ahlak, kültür vb tam anlamıyla uyguluyormuyum . &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Çevremdeki insanlara olumlu anlamda bir şeyler kazandırabiliyormuyum. Devrimcilik bir yaşam biçimidir diyoruz, bunu yaşam biçimi haline getirebiliyormuyuz, Tam anlamıyla kendimize inanıyormuyuz, bunu sorgulamalıyız.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Devrimci Selamlar.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Not : Daha önce yazmış olduğum bu yazıyı güncelliğini koruduğu için tekrardan yayınlama gereği duydum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-6458401385822873090?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/6458401385822873090/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-indymediaya-yazlmstr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/6458401385822873090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/6458401385822873090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-indymediaya-yazlmstr.html' title='Kemal Doğan / İndymedia&apos;ya Yazılmıştır!'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Spl7C6OWNiI/AAAAAAAAAKk/1hILFAhkzZo/s72-c/ist.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-5708282307445337421</id><published>2009-08-28T09:25:00.000-07:00</published><updated>2009-08-28T09:37:14.196-07:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan / 12 Eylül’ün Yarattıkları .</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpgGWIKIGxI/AAAAAAAAAKU/zO0GcMnPVW4/s1600-h/106791.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 15px; FLOAT: right; HEIGHT: 3px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375053132483533586" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpgGWIKIGxI/AAAAAAAAAKU/zO0GcMnPVW4/s320/106791.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpgGOlCsD2I/AAAAAAAAAKM/lU-ttSr7leY/s1600-h/106791.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 220px; FLOAT: left; HEIGHT: 216px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375053002798010210" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpgGOlCsD2I/AAAAAAAAAKM/lU-ttSr7leY/s320/106791.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;28.Ağustos.09&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Ülkede 12 Eylül’ün yarattığı yıkım , terör, katliam ve işkence toplumu genel olarak korku ve sindirme sonucu kör , sağır ve dilsiz bir toplum yaratma politikasını bir nevi yerine getirdi. Son zamanlarda Kürt açılımı, Diyarbakır Cezaevinin okul yapılması vb yapılan bunca işkenceleri ve katliamların üzerine bir perde çekmekten başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbakır cezaevinde kaybedilen binlerce Devrimcinin üzerini bu şekilde bir okul söylemiyle kapatmak mümkün değildir. Ora sı direnişin adı , &lt;em&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İbrahim Kaypakkayalardan , Mazlum Doğanlara , Kemal Pirlere&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; ve isimsiz binlerce devrimcinin onurlu direnişi ve bir çok yöntemle katledilişinin yeridir. Orası Devrimci-Komünist, Direniş müzesine dönüştürülmeli ve yaşanan bunca vahşeti halkımıza sergilemeliyiz , bunun için her alanda mücadele edip bunun önünü açmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpgGkFMio1I/AAAAAAAAAKc/KhSVFwq2-E0/s1600-h/12eylul.gif"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 192px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375053372206523218" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpgGkFMio1I/AAAAAAAAAKc/KhSVFwq2-E0/s320/12eylul.gif" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;12 Eylül 1980 sabahı devlet televizyonu darbeyi &lt;em&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;"Aziz Türk milleti! Türk Silahlı Kuvvetleri, İç Hizmet Kanunu'nun verdiği, 'Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini, yüce Türk milleti adına, emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur."&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; Şeklinde duyurdu. Resmi rakamlara göre darbenin sonucları ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;650.000 kişi göz altına alındı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;1 milyon 683 bin kişi fişlendi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;7 bin kişi için idam cezası istendi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;517 kişiye idam cezası verildi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı). &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;388 bin kişiye pasaport verilmedi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;31 gazeteci cezaevine girdi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;300 gazeteci saldırıya uğradı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;3 gazeteci silahla öldürüldü. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;13 büyük gazete için 303 dava açıldı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;39 ton gazete ve dergi imha edildi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;14 kişi açlık grevinde öldü. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;16 kişi kaçarken vurulduğu söylendi.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;95 kişi çatışmada öldü. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;73 kişiye doğal ölüm raporu verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her 12 Eylülde sokaklar , 12 Eylül ve sonrasında ölenlerin resimleri ellerinde ,sokalara dökülen binlerse devrimci sosyalist le buluşuyor. Her Yıl “Darbecilerden Hesap Sorulsun “ “Sorumluları Yrgılansın “ sloganları sokakları inletti , yargılanana kadarda inletecektir. 12 Eylül Darbesinin Mimarı ve eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren in &lt;em&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;“Eğer halk benim için 'Yargılansın' derse, yargıyı beklemem intihar ederim”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; şeklindeki açıklama yapmıştı. Bu tavır kendi yaptıklarının arkasında duramayacak kadar acizliğini gösteriyor. Bugün Kenan Evrenin adını bile duymayan bir çok insan olduğunu bir televizyon proğramı’nın araştırması sonucu izledik. Ama mücade le eden ve bu uğurda ölen milyonlarca devrimci hala yüreklerimizde yaşıyor. Hala alanlar da onlarla birlikte Faşizme ve her türden gericiliğe karşı mücadele ediyoruz.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-5708282307445337421?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/5708282307445337421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-12-eylulun-yarattklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/5708282307445337421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/5708282307445337421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-12-eylulun-yarattklar.html' title='Kemal Doğan / 12 Eylül’ün Yarattıkları .'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpgGWIKIGxI/AAAAAAAAAKU/zO0GcMnPVW4/s72-c/106791.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-5983219442024917891</id><published>2009-08-27T09:12:00.000-07:00</published><updated>2009-08-27T09:13:38.814-07:00</updated><title type='text'>SDP</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpawkkPBqgI/AAAAAAAAAKE/Qd9jdkjX4cA/s1600-h/sdp.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 361px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374677347561744898" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpawkkPBqgI/AAAAAAAAAKE/Qd9jdkjX4cA/s400/sdp.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-5983219442024917891?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/5983219442024917891/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/sdp.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/5983219442024917891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/5983219442024917891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/sdp.html' title='SDP'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpawkkPBqgI/AAAAAAAAAKE/Qd9jdkjX4cA/s72-c/sdp.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-2923779833550357359</id><published>2009-08-24T09:45:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T09:49:06.499-07:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan / Kavganın Yiğit Oğlu Sen Yaşıyorsun !</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpLEX6pk9JI/AAAAAAAAAJs/SXqQTVJOpwQ/s1600-h/kemal_yazar.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 163px; FLOAT: left; HEIGHT: 242px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373573220566103186" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpLEX6pk9JI/AAAAAAAAAJs/SXqQTVJOpwQ/s320/kemal_yazar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Kemal Yazar Erzurum’un Tekman ilçesinde yoksul bir aile çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçüklüğü Tekman’da geçti. Yoksulluk ailesini İstanbul’a göç ettirmesinin ardından Kemal Yazar’ da İstanbul’un varoşlarında yaşama tutunmaya çalıştı. Hem çalıştı ve hem de devrimci mücadeleyi kavga içinde öğrendi ve öğreti.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Kavganın yiğit savaşçısı KEMAL YAZAR katledilişinin 13. yılında önünde saygı ile eğiliyoruz. Hain bir pusuda 27 ağustos 1996 Disburg ‘da katledildi Kemal Yazar. O mücadelenin yılmaz savaşçısı , bulunduğu bölge de halkın sevgisini kazanmış bir devrimciydi. O zindanda, mahkemede, işkencede direnişin adıydı. O faşizmi kendi ininde yenen düşmana korku salan bir Komünist’di. Onu eleştiri de cesur ve korkusuzluğa kendi gücüne güvene, davaya yüksek bağlılığı, şaşılacak düzeyde sabırı, ilkelere sıkıca bağlı kalarak en zor anlarda dahi yolunu şaşırmadan yürüyebilme başarısına iten şey mücadele ye yüksek bağlılığı ve Devrimin zaferine olan tam inancıydı. Kemal Yazar Tkpml Hareketinin önder savaşcısı ve aynı zamanda Mayıs 18 (M18) Askeri örgütün kurulması ve bu görevin başına kendisinin getirilmesini önermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabanın ve kadroların zorlanması ve askeri alanda sorumluluk yoldaşlarının çabasıyla 1990 yılında M18 kurulmuş ve örgütün başındaydı Kemal Yazar. Kısa zamanda M 18 bir çok eylem gerçekleştirmiş ve örgütün önünü açıcı olmuştur. Kemal Yazar cesaretiyle kendine özgüveniyle ve düşmanı kendi ininde yenmesiyle her zaman örnek bir komünist olmuştur. Başı her zaman dikti. Kemal Yazar’ı yok ettiklerini sananlar anladılar ki yok ettikleri sadece Onun bedeniydi. Oysa Kemali Kemal yapan şey onun, devrim ve sosyalizme olan bağlılığı ve inancıydı , komünist duruşu ve zorluluklara karşı inatla savaşarak ulaşması için verilmesi ideallerini bayraklaştırmasıydı. Yazar’ı katledilişinin 13. yıl dönümünde saygıyla anıyoruz&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-2923779833550357359?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/2923779833550357359/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-kavgann-yigit-oglu-sen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/2923779833550357359'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/2923779833550357359'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-kavgann-yigit-oglu-sen.html' title='Kemal Doğan / Kavganın Yiğit Oğlu Sen Yaşıyorsun !'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpLEX6pk9JI/AAAAAAAAAJs/SXqQTVJOpwQ/s72-c/kemal_yazar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-4317481532432942967</id><published>2009-08-24T08:42:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T08:45:15.072-07:00</updated><title type='text'>Mihrac Ural /  ANNEM</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpK1H5igEvI/AAAAAAAAAJk/2p1BPuMzb00/s1600-h/2518.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 220px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373556452715664114" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpK1H5igEvI/AAAAAAAAAJk/2p1BPuMzb00/s400/2518.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;24 Ağustos 2009Annem tüm anneler gibi benim için de kutsal bir kadın. Kutsallığı anlamak için anneyi anlamak yeterli.Annem, tüm anneler gibi ailesini ayakta dik tutmak için canını dişine katandır. Bununla bitmez çilesi, benim gibi bir oğlu da varsa yaşamı bir cehennem cenderesine döner; mahallede çocukluğumun arkasından koşması, uzakta okumanın kaygılarını taşıması bir yana, siyasal yaşantımın en yakın izcisidir. Bu sürecin yükü anne omuzlarında katmerleşir…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Tutuklandığım andan itibaren nefes nefese peşimde olan, zindan zindan beni terk etmeyen, yoldaşlarımı ben gibi sevip sayan, onları gözleyen. Yemekleriyle komünlerimize zenginlik katan. O anne, tüm anneler gibi benim annem.Mültecilik yıllarımın acılarına merhem olan Annem. Benimle de kalmayan, her anne gibi torunlarının da en yakın takipçisi, geçmişi bu güne bağlayan kültür mirasının taşıyıcısı annem.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Ak düşmüş saçlarıma rağmen, beni çocuk yaşlarda tutan tek kudret, tüm anneler gibi o da benim annem.Annem, tüm devrimci anneleri gibi, mitinglerde yanımda duran, oğlu yerine malzemeleri taşıyan, doğrularımı arkasında sesiz sitemsizce kendini ifade eden her anne gibi, o benim annem.Yokluğumda bile, evi-sofrası yoldaşlarıma, dostlarıma açık kalan anne, her devrimci annesi gibi o benim annem...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Annem hakkını helal et...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Seni çok yordum, ellerini öpmeye doyamadım, hep sürgündüm…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;ülkemden yoksun ettiler beni, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;senden de...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Yordum seni, affet…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Hakkını helal et.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-4317481532432942967?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/4317481532432942967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/mihrac-ural-annem.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/4317481532432942967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/4317481532432942967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/mihrac-ural-annem.html' title='Mihrac Ural /  ANNEM'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpK1H5igEvI/AAAAAAAAAJk/2p1BPuMzb00/s72-c/2518.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-7997243080513519796</id><published>2009-08-23T14:32:00.000-07:00</published><updated>2009-08-23T14:34:28.843-07:00</updated><title type='text'>İTİRAFÇI OLMAK AHLAKSIZ OLMAKTIR</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpG13vePrzI/AAAAAAAAAJc/xQZfL14d3Mg/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 103px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373275799670468402" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpG13vePrzI/AAAAAAAAAJc/xQZfL14d3Mg/s320/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Ailesi tarafından terbiye edilmemiş birini asla terbiye edemezsiniz. İnsan erdemlerini yitirmiş birine kimse erdem öğretemez. Kurgularla, zaman ve söylem çelişkileriyle gerçeği kirletmenin yolu yoktur. İtirafçı Engin adam, tükendiği yerde bunu deniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye devrimci hareketinde her türden tartışmaya tanık olduk. İhbardan, saldırıya kadar her şeyi gördük ama herkesin bir ahlak sınırı içinde durduğunu da gördük. Bu ahlaksızın “kayışı kopmuş”, ”çok yalan söyle, büyük yalan söyle inanmazlarsa kafaları bulandırırsın” diyen Nazi yalan makinesiyle tartışmayı seçmiş. Bu bir tükeniştir. Sol içi tartışmaların bilinen en çirkinini bu itirafçı yapmış oldu. İtirafçı, ihbar deryası, provokasyon çabası olan her bir çamur atma yazısı Özel Harp Dairesin uzantısı olarak yerini almış oldu. Kimliğini bilmeyenlere bu yolla açık kimliğini gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm itirafçılar ahlaksızdır. İtirafçıların Başkan Öcalan’a yaptıkları suçlamaları hatırlayın, insan aklına ziyan suçlamalarını göz önüne getirin. Bu erdemsizlerin, ahlak yoksunlarının tüm yaptıkları Özel harp dairesi işidir. İtirafçı kamburlarını örtmek için tek yolları budur. Aynısını itirafçı Engin Erkiner tekrar ediyor. Bunların yaptığı güneşi balçıkla sıvamadır. Beyhudedir.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;Bedreddin Mahir&lt;br /&gt;19 Ağustos 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez daha hatırlamanız için itirafçı Engin Erikener’den söz edeceğim. Tartışma adı altında ihbar, ahlaksız saldırı, kendi aile terbiyesini bire bir yansıtan hallerini bildireceğim. İçinden çıkamadığı Mihrac Ural sendromunda vardığı inanılmaz ve bir o kadar akıl almaz, ahlaksız kurgularının gerçekte kendi kimliğini dile getirdiğini bildirmekle yetineceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın insan olmayı, aile ahlak ve terbiyesi bile almamış birinin dile almayacağı çamurlarına bulaşmayacağım. Seviye farkı bunu zorunlu kılar. Siyaseti bir kenara bırakın sokak lümpenlerini aratan, ahlak evrimini tamamlamamış "SİN KAF" bataklığında duran bir abes yaratığın küfürlerine, provokatif sözlerine, ihbar üstüne ihbarla süren isim, adres ve bilgi aktarımlarının tuzağına düşmeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel Harp Dairesi hesabına devam eden çalışmalarına verebileceğim tek cevap, polis işbirlikçisi suratını belgeli olarak göstermekten ibarettir. Benim algımda bu çirkin yaratık sadece bu belgede mevcuttur. Bu şahıs itirafçı Engin Erkiner’dir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belgesiz kanıtsız tek bir cümle kurmamayı ilke edindim. Her yiğidin ayrı bir yoğurt yiyişi var diyorum. Bu benim. O ise kurgudan ibaret ahlaksızca yazdıklarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimci siyasal hayatım boyunca hiç bir tartışmada bu ölçekte yalan ve ahlaksız bir boyuta tanık olmadım. Birçok dostuma da söyledim, "siyaset bitebilir, ama insan olmanın erdemli duruşu bitmemelidir, düşmanımıza bile erdemsiz bir saldırı, kurgu ve yalana dayalı bir çamur atmamalıyız, gerçekçi olmayan, kanıtı bulunmayan bir itham sahibini vurur". Doğrularımın parametreleri bunlardır. Bunların arkasında dik durmaya devam edeceğim. Provokasyonları ve ihbarlarıyla varmak istedikleri tuzaklara düşmeyeceğim. İnsan erdeminin bittiği yerde orman kanunlarının geçtiğini herkes bilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ahlaksızla tartışmamız bitmişti. Yeniden açılmayacak. “Tarihte bu gün” için 19 Ağustos 1977’de polisin örgütümüz THKP-C(Acilcilere)’e vurduğu darbede oynadığı rolü açıklayan bir belgeyi yayınlayacaktım. Bu arada sürdürdüğü ahlaksızlığı da anmış oldum. Bu nedenle bu kısa notu yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 yıllık mültecilik sürecinde tüm yoldaşlarıma, dil öğrenimlerinde öğretmenlik, ortak yaşamda annelik, ablalık yapmış, her koşulda yanlarında duran, acılarına ortak olan başı belalara sürüklenen, elinden ekmek ve yemek yememiş tek bir insanın olmadığı, doğum yapan her kadın yoldaşın başucunda sabahlara kadar nöbet tutan, bebeklerini emziren bir ahlak abidesine karşı uzatılan ahlaksız dil, itirafçı Engin Erikner’in kendi ahlak kimliğidir. Bu kendi ailesindeki ilişkinin ne olduğuna da önemli bir göndermedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkesinin Devrimci Gençlik Örgütünden askeri eğitimini tamamlayarak gelen, Örgütümüzle tanışıklığı bizlere Arapça dil kurslarında öğretmenlikten ibaret olan, bu nedenle bizlerle aynı kaderi paylaşmaya yönelen bir kadına karşı akıl almaz, yalandan başka hiçbir gerçekliği olmayan sözlerle itirafçı kamburunu örtmek için yaptığı saldırı, sadece tıkandığını, konu sıkıntısı içinde çirkinliğiyle boğulduğuna bir işarettir. Bu lümpenlik bir reflekstir. Bir süre önce aynı refleksi başka bir paranoyakta da gördük. Bu cemaatin paranoyakları kendi kimliklerini “Sin Kaf” saldırılarıyla göz önüne seriyor; “ipi kopmuş” olmak bunların halidir. İtirafçı Engin Erikener’in düştüğü yer de bu yerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafçılık başlı başına bir ahlaksızlıktır. Bu ahlaksızlığın devamının geleceği bellidir. Bir süre önce utanmadan, Almancaya da çevirdiği “…aşağısı Kasımpaşa” söylemini kimse unutmadı. Şimdi çok daha sıkışmış çok daha tıkanmış saldıracağı yer arıyor ve iğrençliğini yalanlarla ördüğü mizanseninde döküyor. Geldiği yer bir tükeniştir. Bu üslup kendini zayıf hisseden, ezilmiş, itirafçı kamburunu örtememenin sıkıntısı içinde psikolojik hafakanlar yaşayan birinin ruh halini yansıtıyor. Paranoyaklar bir arada cemaat kurmuş anlaşılan. Aynıların aynı yerde buluşması bildik bir hadise, buna bir kez daha tanık oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm itirafçılar ahlaksızdır. İtirafçıların Başkan Öcalan’a yaptıkları suçlamaları hatırlayın. İnsan aklına ziyan suçlamalarını göz önüne getirin. Bu erdemsizlerin, ahlak yoksunlarının tüm yaptıkları Özel harp dairesi işidir. İtirafçı kamburlarını ötrem için tek yolları budur. Aynısını itirafçı Engin Erkiner tekrar ediyor. Bunların yaptığı güneşi balçıkla sıvamadır. Beyhudedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailesi tarafından terbiye edilmemiş birini asla terbiye edemezsiniz. İnsan erdemlerini yitirmiş birine kimse erdem öğretemez. Kurgularla, zaman ve söylem çelişkileriyle gerçeği kirletmenin yolu yoktur. İtirafçı Engin adam, tükendiği yerde bunu deniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye devrimci hareketinde her türden tartışmaya tanık olduk. İhbardan, saldırıya kadar her şeyi gördük ama herkesin bir ahlak sınırı içinde durduğunu da gördük. Bu ahlaksızın “kayışı kopmuş”, ”çok yalan söyle, büyük yalan söyle inanmazlarsa kafaları bulandırırsın” diyen Nazi yalan makinesiyle tartışmayı seçmiş. Bu bir tükeniştir. Sol içi tartışmaların bilinen en çirkinini bu itirafçı yapmış oldu. İtirafçı, ihbar deryası, provokasyon çabası olan her bir çamur atma yazısı Özel Harp Dairesin uzantısı olarak yerini almış oldu. Kimliğini bilmeyenlere bu yolla açık kimliğini gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaratıklarla benim seviye ihtilafım var. Farklı kulvarlardayız. Noktalanmış bir tartışmaya hiçbir nedenle dönmeyeceğim. Kimseyle şahsi bir kavgam olmayacak, benim davam halkımın çıkarlarıdır demokrasi ve özgürlük mücadelesidir. Bu çirkinlikleri yeminle bir kenara not olarak alıyor, zamana bırakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafçılık alnına yapıştı bundan kurtulamaz. Ebede kadar Mihrac Ural’ı yazsa da bundan kendini kurtaramaz. Allah kimsenin başına getirmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafçı Engin Erkiner’in kimliğini kendi el yazılı imzalı açıklamasıyla yeterince açık olarak ilan etmiştir. O da şudur:&lt;br /&gt;“Emniyet kuvvetlerine yardım maksadıyla yakalandığım günün akşamı ve onu takip eden günde aşağıda sıralayacağım evleri bulmaları bakımından polise yardım ettim” (Engin Erkiner Polis İfadesi, s:16&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-7997243080513519796?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/7997243080513519796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/itirafci-olmak-ahlaksiz-olmaktir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7997243080513519796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7997243080513519796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/itirafci-olmak-ahlaksiz-olmaktir.html' title='İTİRAFÇI OLMAK AHLAKSIZ OLMAKTIR'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpG13vePrzI/AAAAAAAAAJc/xQZfL14d3Mg/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-5107085155406030210</id><published>2009-08-23T02:07:00.001-07:00</published><updated>2009-08-23T02:07:24.793-07:00</updated><title type='text'>Bozoklara</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpEGxTW0CPI/AAAAAAAAAJM/oR1x_r3qbRI/s1600-h/Bozoklar%C4%B1n+An%C4%B1s%C4%B1na.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 259px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373083274509027570" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpEGxTW0CPI/AAAAAAAAAJM/oR1x_r3qbRI/s400/Bozoklar%C4%B1n+An%C4%B1s%C4%B1na.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-5107085155406030210?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/5107085155406030210/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/bozoklara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/5107085155406030210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/5107085155406030210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/bozoklara.html' title='Bozoklara'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpEGxTW0CPI/AAAAAAAAAJM/oR1x_r3qbRI/s72-c/Bozoklar%C4%B1n+An%C4%B1s%C4%B1na.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-3458014777015297207</id><published>2009-08-23T01:46:00.000-07:00</published><updated>2009-08-23T01:47:20.227-07:00</updated><title type='text'>Kaypakkaya'ya</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpECCCq73tI/AAAAAAAAAJE/EKAXm40C9Vw/s1600-h/Kaypakkaya%27ya.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 304px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373078064529661650" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpECCCq73tI/AAAAAAAAAJE/EKAXm40C9Vw/s400/Kaypakkaya%27ya.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-3458014777015297207?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/3458014777015297207/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kaypakkayaya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/3458014777015297207'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/3458014777015297207'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kaypakkayaya.html' title='Kaypakkaya&apos;ya'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SpECCCq73tI/AAAAAAAAAJE/EKAXm40C9Vw/s72-c/Kaypakkaya%27ya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-8037697203911985128</id><published>2009-08-20T23:53:00.001-07:00</published><updated>2009-08-20T23:54:22.731-07:00</updated><title type='text'>Devrimcilere !</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/So5EkIl6TwI/AAAAAAAAAI0/8B95q7O32Vo/s1600-h/Devrimcilere.png"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 375px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372306793072054018" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/So5EkIl6TwI/AAAAAAAAAI0/8B95q7O32Vo/s400/Devrimcilere.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-8037697203911985128?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/8037697203911985128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/devrimcilere.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/8037697203911985128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/8037697203911985128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/devrimcilere.html' title='Devrimcilere !'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/So5EkIl6TwI/AAAAAAAAAI0/8B95q7O32Vo/s72-c/Devrimcilere.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-4996404372825875485</id><published>2009-08-20T07:13:00.000-07:00</published><updated>2009-08-20T07:17:02.827-07:00</updated><title type='text'>İşçi Kardeş /  Kemal Doğan</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/So1af-81EKI/AAAAAAAAAIs/J5VaeMRZ8zU/s1600-h/i%C5%9F%C3%A7i.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 4px; DISPLAY: block; HEIGHT: 2px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372049436043448482" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/So1af-81EKI/AAAAAAAAAIs/J5VaeMRZ8zU/s320/i%C5%9F%C3%A7i.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/So1aSaHCAoI/AAAAAAAAAIk/ambPWinoADo/s1600-h/%C5%9Eiir.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 337px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372049202815828610" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/So1aSaHCAoI/AAAAAAAAAIk/ambPWinoADo/s400/%C5%9Eiir.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-4996404372825875485?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/4996404372825875485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/isci-kardes-kemal-dogan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/4996404372825875485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/4996404372825875485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/isci-kardes-kemal-dogan.html' title='İşçi Kardeş /  Kemal Doğan'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/So1af-81EKI/AAAAAAAAAIs/J5VaeMRZ8zU/s72-c/i%C5%9F%C3%A7i.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-93498810671208904</id><published>2009-08-20T02:49:00.000-07:00</published><updated>2009-08-20T02:51:03.534-07:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan /  İşçi Kardeş</title><content type='html'>&lt;a href="mailto:ekim1917@hotmail.com"&gt;ekim1917@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/So0cam7FVuI/AAAAAAAAAIc/PbSD6CArDkc/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 100px; FLOAT: right; HEIGHT: 114px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5371981173973407458" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/So0cam7FVuI/AAAAAAAAAIc/PbSD6CArDkc/s320/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;20.08.09&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Sermaye düzeni aldı canımızı&lt;br /&gt;Emdi kanımızı Koç , Sabancı&lt;br /&gt;Hakkını aramasını öğren artık,&lt;br /&gt;Çık sokağa, katıl kavgaya&lt;br /&gt;İşçi kardeş , işçi kardeş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabrikada , Tarlada&lt;br /&gt;Emek bizim , Alınteri bizim&lt;br /&gt;Tokat bizim yumruk bizim&lt;br /&gt;İşçi kardeş , işçi kardeş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El ele verdik , kadın erkek&lt;br /&gt;Proleterya yolunda , sınıfsız bir dünya için&lt;br /&gt;Gün bizin , gelecek bizim&lt;br /&gt;İşçi kardeş işçi kardeş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün canımızı yakar bu düzen&lt;br /&gt;Aç kal, susuz kal, öl der bu düzen&lt;br /&gt;Var bizde bu düzene geçit vermeyecek insan&lt;br /&gt;Ver elini işçi kardeş, işçi kardeş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeteyi mafyayı koruyan&lt;br /&gt;İşçiye emekçiye saldıran&lt;br /&gt;Patronu, ağayı koruyan , bu düzene karşıyız&lt;br /&gt;Seninleyiz proleter kardeş, işçi kardeş.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-93498810671208904?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/93498810671208904/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-isci-kardes.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/93498810671208904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/93498810671208904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-isci-kardes.html' title='Kemal Doğan /  İşçi Kardeş'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/So0cam7FVuI/AAAAAAAAAIc/PbSD6CArDkc/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-4226974938706130936</id><published>2009-08-16T05:05:00.000-07:00</published><updated>2009-08-16T05:09:44.242-07:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan / F Tipi Mektupları (1)</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sof2xwT1HZI/AAAAAAAAAIE/px76IIBGabQ/s1600-h/Engeller_kalkacak_deniyor__yeni_engeller_cikiyor_20080518_105850.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 237px; FLOAT: right; HEIGHT: 172px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370532415304703378" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sof2xwT1HZI/AAAAAAAAAIE/px76IIBGabQ/s320/Engeller_kalkacak_deniyor__yeni_engeller_cikiyor_20080518_105850.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;BANA NE DEME&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bana ne “ diyemezsin&lt;br /&gt;Savaşlarda ölen insanlara&lt;br /&gt;Bil ki ;&lt;br /&gt;Katledilen her insanla birlikte&lt;br /&gt;Sende öleceksin&lt;br /&gt;Belki hayatta kalacaksın&lt;br /&gt;Yaşıyorum sanacaksın&lt;br /&gt;Ama inan sevdiğim&lt;br /&gt;Yalanlara inanacaksın&lt;br /&gt;“Bana ne” dedikçe&lt;br /&gt;Kendi yalanına kanacaksın&lt;br /&gt;Sen seyirci kaldıkça haksızlıklara&lt;br /&gt;Parçalanacak yüreğin&lt;br /&gt;Tank paletlerinde ezilecek onurun&lt;br /&gt;Süngü uçlarında dalgalanacak saçların&lt;br /&gt;Şantajlarda titreyen sesin&lt;br /&gt;Ne olur&lt;br /&gt;“Hayır “ de&lt;br /&gt;Titrekte olsa sesin&lt;br /&gt;“ Bana ne “ deme!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit Günger&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23.06.2003&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;F Tipi hapishanelerine , tecrit koşullarında tutulan Bayram arkadaştan 03.04.2006 ‘da aldığım mektubu siz okurlarla paylaşacağım. Bayram arkadaşa yazmış olduğum mektuba cevaben bir çok devrimci dost, dört duvar arasından selamlarını ve kartlarını bizlere ulaştırdı, zamanla bunları da sizlerle paylaşacağım. Tecrit koşulların da ve bir çok yasağa karşın dışarı da bir çok insana mektup ve kart attığını söyleyen dost , bunların bir çoğundan cevap gelmemsin den dolayı üzüntüsünü ifade ediyor. Mücadele içinde , devrim ve sosyalizm için mücadele ederken tutsak düşen bu vb arkadaşların orada her şeyden çok bir selam bir morale ihtiyacı olduğu kesin. Bizlerin dışarıda daha çok zamanı olmasına karşın bu duyarlılığı göstermede sorun yaşıyoruz. Buradan tüm dostlara sesleniyorum, az bir zamanınızı alacak küçük bir mektubunuz selamınızla oradaki dostlarımıza bir merhaba diyin.. &lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 290px; DISPLAY: block; HEIGHT: 217px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370532510196731026" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sof23Rz2jJI/AAAAAAAAAIM/4mllYzlnU2g/s320/iskence.gif" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Merhaba&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Kemal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasılsın umuyoruz ki çok iyisindir. Bizler de mektubun la mutlu olduk sevindik. Bir çok yere yüzlerce kart, mektup yazıp yolluyoruz insanlara Tecrit’i anlatmaya çalışıyoruz ancak bir çoğunda cevap alamıyoruz.&lt;br /&gt;Senin gibi duyarlı arkadaşımız yazınca mutlu oluyoruz bu da bizi bir daha ki yazacağımız mektup ve kartlarımızı daha umutlu ve daha coşkulu hazırlanmamız konusunda motive ediyor morallendiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne iyi ettinde geldin beton yığını ve demirlerden oluşan bu soğuk hücremizi çoşkunla ne de güzel ısıttın.&lt;br /&gt;Sağ ol var ol….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemal sana merhabamı ÖLÜM ORUCUNDA yaşamını feda eylemi yaparak yitiren bir yoldaşımın şiiri ile yapmak istedim umarım beğenirsiniz.&lt;br /&gt;… bakın bizler masrafsız misafirleriz birer dal sigara birer bardak çay yeterde artar bizlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Kemal ne güzel demişin “&lt;em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt; sadece bedenleri tutsak edilmiş”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; diye. Zaten bedenlerimizden başka tutsak edecek neleri varki mümkünmüdür ki düşüncelerimizi tutsak edebilsinler asla.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;6 yıla yakın süredir 121 insan hayatını bu uğurda yitirdi tam 12 ekip çıktı yola 12. ekipten FATMA KOYUPINAR açlığının 350. günlerini geride bıraktı ve hala da yürüyüşünü sürdürüyor.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Bizlerde yola çıkanlarımız da sen ve senin gibi elimize el verecek insanlar olduğunu biliyoruz , bundan ala tokluk mu olur. Hem dışarısı hem içerisi böyle kenetlenmiş olursa dört yanımız beton duvar , demir yığını kaplı olsa ne yazar.&lt;br /&gt;Ne demiş usta &lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;“ yatılır yatmasına 10 yıl, 15 yıl of demeden yeter ki karamasın sol memenin altındaki cevahir.”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; Zaten karartmamak içim cevahirleri çıkmadık mı yola.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca kendimden bahsedeyim ben 1969 Kayseri doğumluyum, İstanbul’da Yedikule de oturuyorum 5 yıla yakın zamandır buradayım, 96 yılından bu güne devam eden bir davam var ceza aldım. 14 yıl eğer yanlış hesap yapmıyorsam , 2 yıla yakın bir zaman daha buradayım. Şuan dosyam Yargıtay aşamasın da birkaç ay sonra tam netleşir daha sonraki mektuplarımda durumu net olarak anlatırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Kemal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim sayfamın sonu yaklaştı , tam olarak ne zaman olur bilmiyorum ama yakında bir çok arkadaşımıza mektup cezası gelebilir. Newroz kutlaması yapmamızdan kaynaklı olurda mektubun o döneme rastlarsa biraz geçikmeli olarak misafirin olabiliriz ama geçte olsa mutlaka cevap yazar misafirin oluruz.&lt;br /&gt;Bunu da hallettik artık yavaş , yavaş müsadeni isteyeceğim çayımı , sigaramı bolca içtim . Yüreğine sağlık kendine çok çok iyi bak çevrendeki arkadaşlara selamlar, tüm arkadaşlarında çokça selamları var .&lt;br /&gt;Sevgi saygıyla kucaklıyorum . Bayram&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-4226974938706130936?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/4226974938706130936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-f-tipi-mektuplar-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/4226974938706130936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/4226974938706130936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-f-tipi-mektuplar-1.html' title='Kemal Doğan / F Tipi Mektupları (1)'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sof2xwT1HZI/AAAAAAAAAIE/px76IIBGabQ/s72-c/Engeller_kalkacak_deniyor__yeni_engeller_cikiyor_20080518_105850.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-7522560018302924604</id><published>2009-08-16T01:45:00.000-07:00</published><updated>2009-08-16T01:47:01.102-07:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan / Erdal Eren’in Anısına</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SofHap8sCqI/AAAAAAAAAH8/nFPCInUoiCk/s1600-h/2474.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 188px; DISPLAY: block; HEIGHT: 187px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370480341413530274" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SofHap8sCqI/AAAAAAAAAH8/nFPCInUoiCk/s320/2474.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;16/08/09&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;On Yedi yaşındaydım&lt;br /&gt;On Yedi kere yaşadım,&lt;br /&gt;Savaştım&lt;br /&gt;Ölüm düştü peşime&lt;br /&gt;Gülerek kucakladım,&lt;br /&gt;Yaşatmak için kucakladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz oldun aktın yüreğimize&lt;br /&gt;Darağacında Seyid Rıza&lt;br /&gt;Örnek oldun kavgada , genç kuşaklara.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-7522560018302924604?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/7522560018302924604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-erdal-erenin-ansna.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7522560018302924604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7522560018302924604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-erdal-erenin-ansna.html' title='Kemal Doğan / Erdal Eren’in Anısına'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SofHap8sCqI/AAAAAAAAAH8/nFPCInUoiCk/s72-c/2474.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-5230490727827325125</id><published>2009-08-12T23:41:00.000-07:00</published><updated>2009-08-12T23:44:20.371-07:00</updated><title type='text'>YA LENİNİZM YA TROÇKİZM  |</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SoO2OyGE18I/AAAAAAAAAH0/_KgVKNgtEx4/s1600-h/lenin1.gif"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 300px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369335545837443010" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SoO2OyGE18I/AAAAAAAAAH0/_KgVKNgtEx4/s320/lenin1.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;YA LENİNİNSTLİK &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;YA DA TROÇKİSTLİK&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;YANİ ,YA DEVRİMCİLİK &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;YA DA KARŞI DEVRİMCİLİK&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;Troçkizmi savunmak, emperyalizmin uşaklığını savunmaktan ileri gidemez.&lt;br /&gt;Dost görünüşlü Troçki, düşmandan daha tehlikelidir! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.halkcephesi.net/kutuphane/Lenin/ulustr1.html"&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;Lenin: Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;“Troçki’nin şimdiye kadar marksizmle ilgili herhangi bir önemli sorunda sağlam bir görüşü olmamıştır. O her zaman, şu ya da bu görüş ayrılığının yarattığı “yarıklara sızma” yolunu bulur, ve ikide bir taraf değiştirir. Şu anda bundçuların ve tasfiyecilerin dostudur. Ve bu baylar Parti'nin öngördüğü hizayı durmadan bozanlardır.”( &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.halkcephesi.net/kutuphane/Lenin/ulustr1.html"&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;Lenin: Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt; , 1914)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;"Troçki, özellikle tumturaklı sözlerin ardına gizlenerek menşeviklerin dümen suyunda gidiyor ..Martov'la Troçki, Alman yoldaşların önüne, marksist bir kılıf geçirdikleri liberal görüşleri koyuyorlar. " Troçki ilan ediyor: Menşevizmin ve bolşevizmin, diyor, "proletaryanın derinliklerinde kök saldıklarını" düşünmek, "bir hayaldir". Bu, Troçki'nin ustası olduğu, yankı yapıcı ama boş sözlere iyi bir örnektir"&lt;br /&gt;"Troçki'nin savı ...Bu gerçekten "sınırsız" laf cambazlığı, liberalizmin "ideolojik gölgesi"nden başka bir şey değildir"&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;"Troçki bolşevizmi çarpıtıyor, çünkü Rus burjuva devriminde proletaryanın rolü konusunda hiçbir zaman kesin bir görüşe varamamıştır." &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.halkcephesi.net/kutuphane/Lenin/rusyaparti.html"&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;Lenin: Rusya'da Parti-İçi Savaşımın Tarihsel Anlamı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;"İşte Troçki'nin oportünizmi savunmak için her zaman kullandığı ki&amp;shy;birli safsatalara tipik bir örnek. "Savaşa karşı devrimci mücadele", bun&amp;shy;dan anlaşılan eğer kendi hükümetine karşı ve savaş sırasında devrimci eylemler değilse, II. Enternasyonal kahramanlarının kullanmayı bal gi&amp;shy;bi bildikleri boş ve içeriksiz haykırışlardan biridir." "Troçki safsatalarla kendini kurtarmak istiyor ve üç ağaçlı bir orman&amp;shy;da yolunu şaşırıyor. ...Bütün emperyalist ülkelerde proletarya şimdi kendi hükümetinin yenilgisini istemelidir. Bukvoyed ve Troçki bu gerçeği atlamayı tercih ettiler " &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.halkcephesi.net/kutuphane/Lenin/emperyalist.htm"&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;EMPERYALİST SAVAŞTA KENDİ HÜKÜMETİNİN YENİLGİSİ ÜZERİNE V.İ.Lenin &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;“Troçki'den ayrılıklarımız nelerdir? Bunu herhalde bilmek istersiniz. Kısaca – o bir Kautskycidir, yani, Enternasyonal'de Kautskycilerle ve Rusya'da Chkheidze'nin parlamento grubuyla birliği savunmaktadır. Biz böyle bir birliğe kati suretle karşıyız... Troçki şimdi Örgütlenme Komitesine (Akselrod ve Martov) karşı ama Chkheidze'nin Duma grubuyla birlikten yana!! Biz kesin olarak karşıyız” (Lenin, Henriette Roland-Holst'a Mektup 1916) “Lenin’in, oyundaki bu eski elin, Rus işçi hareketinde geri olan ne varsa hepsinin bu profesyonel sömürücüsünün sistematik olarak başvurduğu zavallıca rezalet çıkarmalar, anlamsız bir takıntı görüntüsü veriyor... Leninizmin bütün gövdesi yalan ve çarpıtma üzerine kurulmuştur ve çürüyüşünün zehirli öğelerini kendi içinden doğurmaktadır.” (Troçki, Chkheidze’ye Mektup, Nisan 1913)&lt;br /&gt;Troçki ateşli bir Menşevikti, ....1904-1905'te, Menşevikleri de terketti ve kararsız bir konuma geçti, şimdi Martinov'la (Ekonomist) işbirliği yapıyor, şimdi de “saçma bir şekilde Sol sürekli devrim kuramını” ilan ediyor. 1906-1907'de Bolşeviklere yaklaştı ve 1907 baharında Rosa Luxemburg'la aynı fikirde olduğunu ilan etti. Dezentegrasyon döneminde, uzun bir 'hizipçi-olmayan' kararsızlıktan sonra, yeniden sağa geçiyor ve Ağustos 1912'de tasfiyecilerle bir blok kuruyor. Şimdi tekrar onları da terketti, ancak özünde onların baştansavma fikirlerini tekrarlayıp duruyor.”(Lenin, İşçi Sınıfı İçinde İdeolojik Savaşım, 1914) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;" ... bu görev Troçki tarafından doğru çözülmüyor; o 1905 yılındaki 'orijinal' teorisini tekrarlıyor ve hayatın on yıldan beri bu şahane teorinin yanından gelip geçmemesinin nedenleri üzerine düşünmek istemiyor.”Troçki'nin orijinal teorisi Bolşeviklerden, proletaryanın kararlı devrimci mücadele ve siyasi iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesi çağrısını ödünç alırken, Menşeviklerden ise köylülüğün rolünün 'yadsınmasını ödünçalıyor"... (Lenin, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.halkcephesi.net/kutuphane/Lenin/Devrimin%20Iki%20cizgisi.htm"&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;Devrimde İki Çizgi Üzerine&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;strong&gt;, 1915)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-5230490727827325125?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/5230490727827325125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/ya-leninizm-ya-trockizm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/5230490727827325125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/5230490727827325125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/ya-leninizm-ya-trockizm.html' title='YA LENİNİZM YA TROÇKİZM  |'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SoO2OyGE18I/AAAAAAAAAH0/_KgVKNgtEx4/s72-c/lenin1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-8513516528525633790</id><published>2009-08-11T01:25:00.000-07:00</published><updated>2009-08-11T01:27:32.033-07:00</updated><title type='text'>İbrahim Çenet ( Muhtar ) /  İŞKENCE</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SoErYFCe7HI/AAAAAAAAAHs/6EK5DdXKifs/s1600-h/ibrahimcenet.gif"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 139px; FLOAT: right; HEIGHT: 142px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368619923471789170" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SoErYFCe7HI/AAAAAAAAAHs/6EK5DdXKifs/s320/ibrahimcenet.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;İŞKENCE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşkence !&lt;br /&gt;bütün gece&lt;br /&gt;işkenceler&lt;br /&gt;Benim işkencelerim&lt;br /&gt;Kanıksadım artık sizi&lt;br /&gt;Damarımda ki kan kadar&lt;br /&gt;Bütün diktatör ülkelerde&lt;br /&gt;kendisine her ne ad vermişse&lt;br /&gt;İşkencede onun gölgesi.&lt;br /&gt;İşkence;siz, hepiniz,&lt;br /&gt;varsıl-yoksulyemek yemişsinizdir !&lt;br /&gt;Ya hiç işkence yedinizmi;&lt;br /&gt;çocuk çığlıkları arasında&lt;br /&gt;Uyuşan bedenlere verilen elektrikler.&lt;br /&gt;İnsan, beyin , duygu&lt;br /&gt;duygularım&lt;br /&gt;Özlem, özgürlük, özlemim&lt;br /&gt;İşkence; düşünen beyne işkenceler&lt;br /&gt;Benim işkencelerim&lt;br /&gt;Kanıksadım artık sizi&lt;br /&gt;damarımda ki kan kadar.&lt;br /&gt;Ben sanırdım ki, insan sadece&lt;br /&gt;sevdiği şeylere aşık oluyor&lt;br /&gt;Ancak bazen kanıksarmış&lt;br /&gt;acıyı işkenceyide.&lt;br /&gt;Nasıl ******lik, sınıflı dünyanın&lt;br /&gt;en eski ve zorunlu işiyse&lt;br /&gt;işkencede sınıflı toplumun&lt;br /&gt;Doğa ve doğal yasa gereği&lt;br /&gt;kendinden güçsüzü yemek töredir&lt;br /&gt;hayvanlar dünyasında&lt;br /&gt;Sahi siz hiç hemcinsine işkence yapan hayvan gördünüzmü ?&lt;br /&gt;İşkence&lt;br /&gt;işkenceler&lt;br /&gt;benim işkencelerim&lt;br /&gt;Kanıksadım artık sizi&lt;br /&gt;Damarımda ki kan kadar.&lt;br /&gt;Ne kadar özledimse özgürlüğü&lt;br /&gt;Sizide kanıksadam o kadar.&lt;br /&gt;Kim demiş işkence güzel !&lt;br /&gt;Ne olur dokunmayın ütopyama&lt;br /&gt;Ah ! Yok olsun işkence&lt;br /&gt;Tıpkı onu var eden sınıflı toplum ve&lt;br /&gt;devlet gibi !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim ÇENET&lt;br /&gt;(2005 yılı Kuzey kutbu)&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-8513516528525633790?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/8513516528525633790/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/ibrahim-cenet-muhtar-iskence.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/8513516528525633790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/8513516528525633790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/ibrahim-cenet-muhtar-iskence.html' title='İbrahim Çenet ( Muhtar ) /  İŞKENCE'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SoErYFCe7HI/AAAAAAAAAHs/6EK5DdXKifs/s72-c/ibrahimcenet.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-4058343262955198742</id><published>2009-08-04T23:33:00.000-07:00</published><updated>2009-08-04T23:36:40.678-07:00</updated><title type='text'>TEMEL DEMİRER / 70’LERDEN KALAN[*]</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SnkobteyZ4I/AAAAAAAAAHE/N1hYpxMEyHU/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 86px; FLOAT: left; HEIGHT: 113px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366364887518963586" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SnkobteyZ4I/AAAAAAAAAHE/N1hYpxMEyHU/s320/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;“&lt;em&gt;Seni kendimden tanıdım çocuk&lt;br /&gt;Yüreği sürekli çiğnenen bir yol&lt;br /&gt;Gövdesi acılardan avcılara köprü.”[1]&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;“Üç Kuşak Gençlik (Türkiye’de Gençlik Hareketleri)” başlıklı soru(n)dan benim hesabıma düşen 70’ler…&lt;br /&gt;70’lere dair konuşmak yüreğimin pel pet etmesi demektir benim için…&lt;br /&gt;Kolay mı?&lt;br /&gt;70’ler bana aşık olmayı öğretti; hâlâ aşığım!&lt;br /&gt;70’ler bana isyan etmeyi öğretti; hâlâ isyancılarla atıyor yüreğim!&lt;br /&gt;70’ler bana başka bir dünyanın mümkün olduğu; bunun da tek yolunun devrim olduğu bilincini verdi; kimileri “dogmatik” bulsa da ben hâlâ “Tek Yol Devrim” derim…&lt;br /&gt;Ve nihayet ateşin, güneşin çocuklarına minnet duygularıyla hâlâ hayranlık beslerim…&lt;br /&gt;Hayır; lafı uzatmanın bir alemi yok; dediklerimin özeti şu: “Ne kadar uzun yaşarsanız yaşayın; ilk yirmi yıl, ömrünüzün en uzun yarısıdır,” der ya Southey…&lt;br /&gt;Bu doğrudur… Hem de çok doğru…&lt;br /&gt;İlk yirmi yıl; benim ömrümün en uzun yarısıydı; o kesitte 70’lerdi; bana insan olmayı öğreten günlerdi…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Hani İbrahim Kaypakkaya’nın, “Türkiye’nin geleceği çelikten yoğruluyor; belki biz olmayacağız ama bu çelik aldığı suyu unutmayacak,” derken Mahir Çayan’ın o gür sesiyle haykırdığı zamanlardı: “Kişiliklerinde devrim yapamayanlar, devrimci olamazlar…&lt;br /&gt;“Biz Marksizmi entelektüel gevezelik ve dünya devrimci hareketinin trafik polisliğini yapmak için okuyup öğrenmiyoruz. Biz dünyayı değiştirmek için, dünyanın Türkiye’sinde devrim yapmak için Marksizmi öğreniyoruz!&lt;br /&gt;“Düşenler, devrim için; devrim yolunda vuruşarak düştüler kalbimize, ruhumuza ve bilincimize gömüldüler...&lt;br /&gt;Onlar; kurtuluşa kadar savaş şiarini devrim yolunda kanlarıyla yazdılar...&lt;br /&gt;Yolumuz, devrim yolunda düşenlerin yoludur…”&lt;br /&gt;O günlerde yazıldı ODTÜ’deki “Devrim” yazısı…[2]&lt;br /&gt;O günlerde çizdik; insan olmak ve kalmak babındaki yol haritamızı…&lt;br /&gt;O günlerde düştük yola; bir İspanyol Atasözü’ndeki gibi, “Ey yolcu bil ki yol diye bir şey yoktur; yollar yürünerek yaratılır…”&lt;br /&gt;70’liler yollarını yürüyerek açtı; açtıkları yol aşkın ve hayatın yoluydu; çünkü hayatı böylesine müthiş bir aşk ile sevmeyenler, hayatı savunmak için bu denli gözünü budaktan esirgemeyen bir kararlılıkla yaşayıp/ yaratamazlardı…&lt;br /&gt;Evet, evet 70’li yıllar canı pahasına yarattı; bu tarihin tanık olduğu en müthiş devrimci romantizmlerde biriydi… (Geçerken bir şey daha: 70’lerde yaratılan tarih, onca zaman sonra bugünlerde de tarihi “yorumlamakla iktifa edenler”in tartışma konusuysa hâlâ hayatiyetini koruyor demektir…)&lt;br /&gt;Ben o günleri çok sevdim; hâlâ da seviyorum; nasıl sevmeyeyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;70’LER…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SnkoSV5DPEI/AAAAAAAAAG8/mmBNBbzKr9U/s1600-h/eea4a9e32f16d49b0524e9a945affbb8.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 224px; FLOAT: left; HEIGHT: 219px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366364726567844930" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SnkoSV5DPEI/AAAAAAAAAG8/mmBNBbzKr9U/s320/eea4a9e32f16d49b0524e9a945affbb8.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yaratanlarının Hacı Bektaşi Veli’nin, “Oturduğun yeri pak et, kazandığın lokmayı hak et,” sözüyle betimlenmesinin de mümkün olduğu 70’li yıllar... Umudun karamsarlığın ötesinde olduğu; Marx’ın “11 Tez”ine sırt dönülmeyen; eylemin önder olduğu yıllardı…&lt;br /&gt;O yıllarda söz onurdu; söz vermek kelle koltukta yaşamak; en ön safta olmaktı…&lt;br /&gt;Bu dediklerim bugünlerde ne anlatır acaba?&lt;br /&gt;Her neyse devam edeyim…&lt;br /&gt;İspanyol paça, apartman topuk, Antoine gömlek, mini etek, blucin, bikini, Roma sandalet, tokyo, uzun saçın moda olduğu o kesitin derin fay hatları üzerinde yaşadık; gülümsedik; yeni bir dünyanın hayallerini kurduk…&lt;br /&gt;Beatles’ı, Bob Marley’i, Pink Floyd’u, The Doors’u, Rolling Stones’u diledik…&lt;br /&gt;Leonard Cohen’ı, Bob Dylan’ı, Cat Stevens’ı, Elton John’u, Jimmy Hendrix’i, Simon &amp;amp; Garfunkel’ı, John Lennon’u, Joan Baez’ı, Johnny Hallyday’i, Sylvie Vartan’ı, Marc Arian’ı, Dario Moreno’yu mırıldandık…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Haksızlık edip Ruhi Su’yu, Aşık Veysel’i, Aşık İhsanî’yi, Mahzunî Şerif’i, Timur Selçuk’u (ille de ODTÜ Konserini), Sümeyra (ve Berlin İşçi Korosu’nu), Selda Bağcan’ı, Zülfü Livaneli, Cem Karaca (ve Tamirci Çırağı’nı), Moğollar’ı, Sezen Aksu’yu, Hümeyra’yı, Zeki Müren’i, Ajda Pekkan’ı, Semiramis Pekkan’ı, Nilüfer’i, Rana-Selçuk Alagöz’ü, Fecri Ebcioğlu’nu, Juanito’yu, Tanju Okan’ı (ve Kadınım’ı), Esin Afşar (Bayan ‘Yoh Yoh’), Füsun Önal’ı da zikretmeden geçmeyeyim… (Ya Yılmaz Güney, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Tarık Akan, Melike Demirağ (Arkadaş filmi), Gülşen Bubikoğlu, Hababam Sınıfı, Ömür Göksel, Özdemir Erdoğan, vd’leri… Onlar unutulabilir mi?)&lt;br /&gt;Sonrasında da başta Carlos Marighella’nın “delikli” kent gerillası kitabı olmak üzere, Che Guevara’yı, Mao’yu, Marx’ı, Lenin’i, Jean Paul Sartre’ı, H. Marcuse’yi, Erich Fromm’u, Wilhelm Reich’ı, Simone de Beauvoir’ı, Hermann Hesse’i, Halil Cibran’ı, Andy Angela Davies’i, Malcolm X’i okuduk son satırına kadar olmasa da…&lt;br /&gt;Filistin, Vietnam, Angola, Gine Bissao ya da başkaldıran Latin Amerika, avucumuzun içi ya da sevgilimizin gözleri kadar tanıdık/ bildikti; aşinaydı biz(ler)e… İlk kez öpüştüğümüz günlerdi; bütün delikanlıların Leyla Halid’e aşık olduğu veya hiç unutulmayan “ilk aşklar” mevsimiydi sözünü ettiğim zaman dilimi…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;“Yankee Go Home!” diye haykırdığımız günlerdi; DİSK fabrikalarda örgütleniyordu; sol dalga yükseliyordu; Kürtler yeniden tarihin sahnesine çıkmak için silkiniyorlardı…&lt;br /&gt;Eş zamanlı kesitte ‘68 canlıydı; Vietnam yerküreyi sarsıyordu…&lt;br /&gt;Çiçek çocukları, parka-postal, Stalin bıyık hayatın bir parçasıydı…&lt;br /&gt;Kimileri Hindistan’a gitmek, esrar, Milliyet Liselerarası Halk Oyunları Yarışması, yeni yeni boyveren diskoteklerin meraklısıyken; kimileri Yılmaz Güney’i, AST’ı, Dostlar Tiyatrosu’nu izler; “Halk Savaşı”na, “İşçi Sınıfı”na, “Leninist Örgüt”e, “Öncü Savaşı” ile “Suni Denge”ye kafa yoruyordu…&lt;br /&gt;Bu müthiş ciddi bir çabaydı…&lt;br /&gt;Gazete kâğıdıyla kaplı “ağır” kitaplar okunur; Nâzım Hikmet’in, Ahmet Arif’in, Hasan Hüseyin’in, Attila İlhan’in, Ece Ayhan’ın şiirleri ezberlenirdi…&lt;br /&gt;Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’i, Adalet Ağaoğlu’nun ‘Ölmeye Yatmak’ı okunurdu; ‘Çimento’, ‘Ana’, ‘Kızıl Süvariler’ baş uçundan eksik edilmezdi…&lt;br /&gt;O günlerde, Sahaflar da, Ankara’daki Zafer Çarşısı da böyle ya da bugünkü gibi değildi; çok önemliydi…&lt;br /&gt;Ve çoğunluk “Birinci’, ‘Bafra’ içilirdi; Yeni Ortam, Politika, Demokrat okunurdu…&lt;br /&gt;“Bir-İki-Üç- Ernesto’ya Bin Selam, Daha Fazla Vietnam!”; “Tek Yol Devrim”; “Yolumuz İşçi Sınıfının Yoludur”; “Halka Kalkan Faşist Eller Kırılır”; “Fabrikalar, Tarlalar, Siyasi İktidar Her şey Emeğin Olacak” sloganlarıyla kaplıydı duvarlar…&lt;br /&gt;Sık sık yığınsal mitingler, gösteriler, korsanlar olurdu…&lt;br /&gt;İşçiler greve gider, haklarını alırlardı… (Yani bugünkü gibi değildi tablo!)&lt;br /&gt;Tabii, en kaba hatlarıyla bu işin bir yanıydı…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Öteki yana gelince: Coca Cola’nın hayatı henüz kolonize etmediği, Çamlıca gazozunun “aslanlar gibi” direndiği, Ses-Hayat-Hey Dergili, İTÜ’nün siyah beyaz TV deneme yayınlı, Komili sabunlu, Nestle gofretli, yazlık sinemalı, faytonlu, Vita-Sana yağlı, Bağdat Caddesi’nde “piyasa yapma”nın çok mühim olduğu, “arkası yarın”lı, 33’lük ve 45’lik plakların, Karaoğlan’ın (Suat Yalaz), Red Kit’in, Tommiks’in, Teksas’ın, Zagor’un gündelik hayatta müthiş önemsendiği günlerdi…&lt;br /&gt;Öncesi ve sonrasıyla 12 Mart darbesine denk düşen o günlerde ‘Komünizmle Mücadele’ dernekleri, Fruko adını taktığımız toplum polisleri, Faruk Sükan’lar, Ülkü Ocakları, Demirel’ler, durmadan “kadayıfın altı”ndan söz eden Erbakan’lar, Türkeş’ler, Milliyetçi Cephe’leriyle, Malkoçoğlu gibi üzerimize saldırırlardı…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Evet, “Özel Harp” faaliyetleriyle o günlerde tanıştık…&lt;br /&gt;Yani Bülent Ecevit’in 1973’te Başbakan olunca varlığını fark ettiği, 1 Mayıs 1977 Taksim katliamı başta olmak üzere, bir dizi katliam ve provokasyonun ardındaki o güçle; 1 Mayıs 1977’nin, 7 TİP’li öğrencinin katilinin; 16 Mart 1978’in, Maraş ve Çorum katliamının mimarlarıyla o günlerde göğüs göğse dövüştük… (70’liler Çatlı’yı, Çakıcı’yı, Kırcı’yı, “Üşüyorum” diyeni (Muhsin Yazıcıoğlu) ve ötekileri iyi bilir, yakinen tanır…)&lt;br /&gt;Ve o günlerde kuşağım sadece ve sadece, ne yapması gerekiyorsa onu yapmıştır…&lt;br /&gt;Yapılması gerekenlerde, zerrece payı olmayanların, “O yıllarda dünyanın benzer ülkelerindeki gençlerle ortak bir dramı yaşadık biz,”[3] demesine gelince; ne diyeyim?!&lt;br /&gt;En iyisi John Langshaw Austin’in, ‘Söylemek ve Yapmak’ına[4] göz atsınlar!&lt;br /&gt;Yapmayan bir söz o günde boş gevezelikti; bugün de gevezeliktir!&lt;br /&gt;O gün de gevezeler vardı; bugün de gevezeler var!&lt;br /&gt;Onların işi ellerini kirletmeden, yüksek perdeden “akıl verip”, “ah-ü vah” çekmektir… (Bırakalım sanatlarını icraya devam eylesinler!)&lt;br /&gt;Sonra, sonra 70’li yıllar... Bir 12 Eylül sabahında kesintiye uğratıldı…&lt;br /&gt;12 Eylül karanlığı, Metris’i, Mamak’ı, Diyarbekir’i, sürgünü, işkenceleri, ihanetleri, “elveda edebiyatçıları”, “tarihin sonu” söylenceleri, sınıftan kaçış ve devrimin “imkânsız”lığı gevezelikleri, tövbekârlarıyla karşımıza dikildi…&lt;br /&gt;Bu hikâye tarihte ilk değildi; daha önceden de tarih buna tanıktı; bu da aşılacaktı…&lt;br /&gt;Tıpkı Yılmaz Güney’in dilinden düşürmediği, “Ne ağlarsın benim zülf-ü siyahım/ Bu da gelir bu da geçer ağlama” türküsünde dile getirdiği gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;DEDİKLERİM ÜZERİNE…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Biliyorum”; buraya dek ifade ettiklerim kimilerini kesmedi; şimdi, hemen, şu an, “dogmatik”, “dinozor” vs… ilan edilebilirim…&lt;br /&gt;Ancak belirteyim; bu tür nitelemeler umurumda değil; ateşin ve ihanetin içinde yaratılan serüvenleriyle 70’liler lafların insan öldürmeyeceğini; kem sözün de sahibini bağlayacağını unutmazlar…&lt;br /&gt;İçinizden birisi; “Hatasız mıydınız yani?” derse eğer; “Elbette hatalarımız vardı”; ama iş yapanlar, bir öyküsü olanlar “hata” yaparlar; “hatasızlar”, hiçbirşey yapmayan “canlı ölüler”dir… der ve eklerim: 70’liler yaptıkları olumluluklarla değerlendirilmelidir; çünkıü “kötü ve hata” örnek değildir…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;70’liler insan olmak/ kalmak babında önemli bir tarihi örnektir…&lt;br /&gt;Bencil, çıkarcı, fırsatçı, korkak, yalancı, dalkavuk, güvenilmez, zayıf kişilikli, dönek “küçülmüş insan” tipolojisinin bir reddiyesi olan 70’liler; kapitalist tüketim toplumu normlarının devrimci inkârıdırlar…&lt;br /&gt;Richard Senet’ın, ‘Yeni Kapitalizmin Kültürü’nde dikkat çektiği;[5] veya John Berger’ın, “Dünyayı piyasa hâline getirmeye çabalayan küresel iktidar ‘tüketmedikçe kendini boşlukta hisseden tüketiciler’ yaratmaktadır.”[6] “Reklam imgesi, alıcıdan aslında onun kendisine karşı duyduğu sevgiyi çalar, sonra da bu sevgiyi ona, alacağı ürünün fiyatına yeniden satar,” diye betimlediği kapitalist tüketim toplumu insanı, insan olmanın erdemlerine yabancılaştırmaktadır…&lt;br /&gt;Artık “uğruna dağların delindiği” sevdalar; ölünesi davalar yoktur; insan hazları, istemleri kontrol altındaki bir makinedir…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;‘Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’da bu durumu K. Marx, “Tüm yaşamı uyku, yemek ve benzeri şeylerin getirdiği fiziksel kesintiler dışında kapitalist için çalışmakla geçinen kişi yük hayvanlarından bile aşağıdadır. Kendi dışında zenginlik üreten bir makinedir yalnızca,” diye resmederken; Ernestro Che Guevara da, ‘Küba’da Sosyalizm ve İnsan’da (1967) ekler: “Kapitalist toplumda bireyler, genellikle kavrayışlarının ötesinde kalan acımasız bir yasanın egemenliği altında yaşar. Yabancılaşmış insan bütün topluma görünmez bir göbek bağıyla, değer yasasıyla, bağlıdır. Bu yasa bireyin yaşamının bütün yönlerini etkisi altına alarak onun kaderini belirler. Kapitalizmin kör ve sıradan insanlara görünmez olan yasaları, bireyi, o farkında olmaksızın etkisi altına alır. Bireyler yalnızca önlerinde sanki sonsuzmuşcasına uzanan ufkun genişliğini görür…”&lt;br /&gt;Tam da böyle; kapitalizmde insan olmanın bir anlamı kalmamıştır.&lt;br /&gt;Anlamın yitirilmesiyle de, gerçeklik bir şey ifade etmez olmuş ve söylenen “söz”ün önemi yitirdiği yok oluş noktasına gelinmiştir…&lt;br /&gt;Kafka’nın Gregor Samsa’sı karşımızdadır; bu da tüketim toplumu kalıplarının biçimlendirdiği irrasyonel bir deformasyondur…&lt;br /&gt;70’ler gençliği bu deformasyona karşı dövüşmüştür; onları farklı kılan da budur zaten.&lt;br /&gt;Evet, 70’lerin gençliğini belki de en iyi; F. Dostoyevski’nin, “Tam bir bilinçlilikle ve her türlü baskının dışında istemli bir biçimde adanmak, insanın kendini başkalarının yararına adaması bence kişiliğin en büyük gelişiminin, yüceliğinin, yetkin bir biçimde kendine sahip olmanın, en büyük özgür seçişin belirtisidir”; Bir Latin Atasözü’nün, “Ağaç ağaca, insan insana yaslanır”; A. Malraux’nun, “Yalnız benim olanın benimle ne ilgisi var?”; Selim Yalçıner’in, “Korkularımızdan sıyrıldıkça özgürleşiriz,”[7] sözleri betimler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;EVET, İNSANİ BİR İSYANIDIR 70’LER!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O hâlde; bugünlerde bir kez daha 70’lerin geleneği üzerine kafa yorulmalıdır.&lt;br /&gt;“Gelenek” deyince, sözü sevgili Sibel’e bırakıyorum: “Her kuşak hiç kuşkusuz ki, ardılına sınırsız sayıda beceri, teknik, bilgi, deneyim, izlenim, anlayış, buluş, davranış tarzı, imge, simge, fikir, yapıt, biçem, tarz, vb. vb… devreder. Ve yine hiç kuşkusuz ki bunların tümü ‘ardıl kuşak’ tarafından gelenek olarak muhafaza edilmeye değer bulunmaz. Bazıları benimsenirken diğerleri unutulmaya terk edilir.&lt;br /&gt;Bu saptama, bize geleneğin aslî özelliğine getirmektedir. Geleneği gelenek kılan, onu tanımlayan yönü, vericiler, aktarıcılar tarafından değil, alıcılar tarafından seçilime tabi tutulmasıdır. Şu hâlde (…) geleneğin bir aktarım değil, bir seçilim, alım ve kabullenme sorunu olduğunu vurgulamak gerekir. (…)&lt;br /&gt;Hiç kuşku yok ki, gelenek, hiçbir tercihle karşı karşıya değildir ve bunların hiçbirini yapamaz. Tercihlerle karşı karşıya olan, ve bu tercihlerden birini (ya da başkalarını) hayata geçirecek olan, geleneğin/geleneklerin taşıyıcısı olma savındaki toplumsal varlıklar olan insanlardır!&lt;br /&gt;Bu saptama, ileri sürülebileceği üzere bir belit değildir! Toplum (ya da kültür) bilimlerinde gelenek (ya da kültür vb.) gibi kendilikleri etkin özneler olarak ele alma eğilimi, çoğunlukla bu kendiliklerin etkin taşıyıcıları, aktarıcıları, alıcıları, müzakere edicileri, dönüştürücüleri vb. olan insanların algı alanından silinmesi riskini ortaya getirmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Evet, gelenekleri toplum içinde yaşayan, üreten, bölüşen, tüketen, yöneten/yönetilen, etkileşim hâlindeki insanlar geçmiş kuşakların dağarcığından seçerek alır, benimserken dönüştürür, kendi koşullarına uyarlar, müzakereye sokar… Şu hâlde gelenek edinimi dinamik bir süreç, gelenekler ise, süregenlik imgesiyle yüklü değişken görüngülerdir.”[8]&lt;br /&gt;Sunay Akın’ın, “Kağıttan bir gemidir devrim;/ kim bilir kaç yunus görmüş,/ kaç ‘Deniz Gezmiş’!!” dizeleriyle betimlenmesi mümkün olan 70’lerin bugünlere bıraktığı mirasın geleneği sürdürülmelidir; bunun dışında bir gelecek; olsa olsa ceberut bir geleceksizliktir…&lt;br /&gt;Dünü bu güne bağlayan; öncelikle bize ait ve geleceğimizle ilgili olmasıdır. 70’leri dünden bu güne taşıyan da zaten budur.&lt;br /&gt;Bu gün artık 70’lere değil, bu geleneği özümseyerek yürüyenlere, doğruları arkasında duranlara, kararlı olanlara, özverilerde bulunanlara ihtiyacımız vardır.&lt;br /&gt;Hayır; ideoloji-politik bir şey önermiyorum; böyle şeyler önerilip, vaz’edilemez… Seçilir; seçim sizin…&lt;br /&gt;Ben size olsa olsa, insan olmanın öneminden, vazgeçilmesi mümkün olmayan gerekliliğinden söz edebilirim…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Bugünlerde 70’lerin insani itiraz geleneğine her zamankinden daha fazla muhtacız…&lt;br /&gt;Birkaç gazete haberi bile bunun böyle olduğunu kanıtlamaya yeter de artar…&lt;br /&gt;* Adana’da “taş atan çocuklara” yine ceza yağdı. Beşi çocuk dokuz kişiye örgüt üyeliği ve örgüt propagandası yapmak suçlarından 3.5 yıl ile 7 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi![9]&lt;br /&gt;* Şırnak’taki bir eylemde görüntülenen iki çocuğun 20 yıl hapsi istendi. Tek delil olan görüntülerde yüzü kapalı olan bir çocuğun sanık olduğu iddia ediliyor. Diğerinin ise elinde taş bile yok![10]&lt;br /&gt;* Adana’da, ağır ceza mahkemeleri “polis fezlekesine” dayanarak çocuklara ceza yağdırmaya devam ediyor. Protesto gösterilerinde “kaçarken yakalandıkları” öne sürülen yedi çocuğa toplam 33 yıl 10 ay hapis cezası çıktı![11]&lt;br /&gt;* Hakkâri’de polisin çocuk göstericilere müdahalesi kan akıttı. Başına dipçikle vurulan çocuk ağır yaralandı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda bir çocuk, polisin başına dipçikle vurması sonucu ağır yaralandı![12]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;* Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın raporuna göre, 2008 yılında faili meçhul cinayetlerde, yargısız infazlarda, gözaltında ölümlerde, önceki yıllara oranla düşüş değil artış yaşanıyor![13]&lt;br /&gt;* Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, “şehit edilen her asker için bir DTP’li öldürülmeli” denilen yazıyı Bolu Ekspres gazetesinde kaleme alan Işın Erşen’le ilgili takipsizlik kararını, Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’nin de onayladı![14]&lt;br /&gt;Burada duruyorum; bu kadarı yeter de artar bile…&lt;br /&gt;Haksızlığın, hukuksuzluğun dört yanı kuşattığı coğrafyamızda şimdi; onurun, itirazın, mücadelenin ne demek olduğunu biz(ler)e anlatan 70’ler geleneğini hatırlama/ hatırlatma zamanıdır!&lt;br /&gt;70’ler geleneği “İnsana ait hiçbir şey bana yabancı değil,” diyen(lerin);&lt;br /&gt;dünyaya aşağıdan bakan(ların);&lt;br /&gt;yaşadıklarından asla pişman olmayan(ların);&lt;br /&gt;John Maxwell’in, “İnsanlar, onları ne kadar umursadığımızı bilmedikçe, ne kadar bildiğimizi umursamazlar...”; Bertolt Brecht’in, “Yenilgilerimiz, rezalete karşı savaşa katılanlarımızın yeterince kalabalık olmadığından başka bir anlama gelmez”; V. İ. Lenin’in, “Silah kullanmasını öğrenmeyen, silah elde etmeye çalışmayan bir ezilen sınıf, ancak köle muamelesi görmeye layıktır,” sözlerine müthiş değer veren(lerin);&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;sevdasız kavga, kavgasız sevda olmaz diyen(lerin);&lt;br /&gt;hâlâ “tek yol devrim” gerçeğine bağlı olan(ların);&lt;br /&gt;ve nihayet “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek!” diyen(lerin);&lt;br /&gt;yani özetle “Aşk Hikâyesi”ndeki gibi, “Sevmek asla pişmanlık duymamaktır” kararlılığıyla Şirin için dağları delmenin cüretidir…&lt;br /&gt;Şimdi biri kalkıp da, ağaran saçlarımı işaret ederek “Pişman mısınız?” derse hâlâ; Ona, Syrus’un, “Her soru cevaba layık değildir,” sözünü hatırlatırım öncelikle…&lt;br /&gt;Ardından da, “İnsan istedi mi, pişman olmaya daima zaman bulur,” diyen Niccolo Machiavelli’nin sözlerinin altını çizerek, “pişman olmaya vaktim olmadı,” derim…&lt;br /&gt;Sonra da Rosa Luxembourg’un, mezartaşında kayıtlı “pişmanlığa” itirazım yok der ve eklerim: Berlin Ayaklanması’nda kaybettiğimiz Rosa’nın mezar taşında “Pişmanım… Yaptıklarımı daha da fazla yapamadığım için…” sözleri kayıtlıdır…&lt;br /&gt;Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;19 Mayıs 2009 17:38:48, Ankara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;N O T L A R&lt;br /&gt;[*] 21 Mayıs 2009 tarihinde Kocaeli Üniversitesi’nin 2009 Bahar Şenlikleri’ndeki “Üç Kuşak Gençlik (Türkiye’de Gençlik Hareketleri)” başlıklı panelde yapılan konuşma... 31 Mayıs 2009 tarihinde İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen “Devrim Şehitleri Anması”nda yapılan konuşma… Kaldıraç, No:102, Temmuz-Ağustos 2009…&lt;br /&gt;[1] Şükrü Erbaş.&lt;br /&gt;[2] ODTÜ’nün simgelerinden biri hâline gelen “Devrim” yazısı, 1968’de Deniz Gezmiş’in öncülüğünde kurulan Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu üyesi 6 ODTÜ’lü öğrenci tarafından yazılmıştı. Yazı, 1970’li yıllarda üzerine dökülen talaş ve zift karışımının yakılmasıyla kalıcı hâle getirilmişti. (“ODTÜ ‘Devrim’i Yeniden Yazdı”, Milliyet, 11 Ekim 2008, s.25.)&lt;br /&gt;[3] “O yıllarda dünyanın benzer ülkelerindeki gençlerle ortak bir dramı yaşadık biz. Sona ermiş sayılamayacak bir dramdır bu: Silahlı mücadeleyle ilgili tavır sorunundan kaynaklanır.&lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşı’ndan, alacağını almış bir dünyaydı: Demokratik bilinç yükselip devrimci duygular yaygınlaşıyordu... Derken, bir yanda Çin Halk Cumhuriyeti’nden, diğer yanda Latin Amerika’dan, Küba’dan, silahlı mücadele kuramlarına ve pratiklerine dair haberler gelmeye başladı. ‘Kır gerillası mı, şehir gerillası mı’ tartışmaları sökün etti vb. Silaha hayır diyenler ağır suçlamalarla karşılaşıyordu. (…)&lt;br /&gt;60’ların sonu ve 70’ler, ‘mücadele’ sözcüğü yerine ‘savaş/ savaşım’ denen yıllardı. Dolayısıyla, ‘Kurtuluşa kadar savaş’ gibi tarihsel sloganlardaki ‘savaş’ sözcüğü, ‘mücadele’ anlamını içermektedir.” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(Necmiye Alpay, “Şirin”, Radikal, 30 Nisan 2009, s.22.)&lt;br /&gt;[4] John Langshaw Austin, Söylemek ve Yapmak, Çev: R. Levent Aysever, Metis Yayınevi,2009.&lt;br /&gt;[5] Richard Senet, Yeni Kapitalizmin Kültürü, çev: Aylin Onacak, Ayrıntı Yay., 2009.&lt;br /&gt;[6] John Berger, Kıymetini Bil Her Şeyin, Çev: Beril Eyüboğlu, Metis Yay., 2009, s.107.&lt;br /&gt;[7] Selim Yalçıner, Vakıf-Ceset Dökmek Yasaktır, Özgür Yay., 2009.&lt;br /&gt;[8] Sibel Özbudun, “Küreselleşme ve Geleneği Yeniden Düşünmek”, B. Kümbetoğlu, H. Birkalan Gedik (der.) Gelenekten Geleceğe Antropoloji, Epsilon Yayınları, İstanbul, 2005, ss.53-56.&lt;br /&gt;[9] Neşet Karadağ, “14 Yaşındaki ‘Taş Atan Çocuğa’ Örgüt Üyeliğinden 3.5 Yıl Hapis Cezası Verildi”, Radikal, 7 Nisan 2009, s.16.&lt;br /&gt;[10] Özgür Cebe, “Bu Görüntüler 20 Yıl Hapis İstemine Yetti”, Radikal, 8 Nisan 2009, s.15.&lt;br /&gt;[11] “Adana’da Yedi Çocuğa 33 Yıl Hapis Verildi”, Radikal, 19 Mart 2009, s.11.&lt;br /&gt;[12] “14 Yaşındaki Çocuk 23 Nisan Günü Polis Dipçiğiyle Ağır Yaralı”, Radikal, 24 Nisan 2009, s.15.&lt;br /&gt;[13] Hülya Keskin, “TİHV’in Raporu: ‘Yasalar Şiddeti Önlemiyor’…”, Cumhuriyet, 4 Şubat 2009, s.7.&lt;br /&gt;[14] Mesut Hasan Benli, “6-7 Eylül Olayları da Böyle Başlamıştı...”, Radikal, 15 Mart 2009, s.9. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-4058343262955198742?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/4058343262955198742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/temel-demirer-70lerden-kalan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/4058343262955198742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/4058343262955198742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/temel-demirer-70lerden-kalan.html' title='TEMEL DEMİRER / 70’LERDEN KALAN[*]'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SnkobteyZ4I/AAAAAAAAAHE/N1hYpxMEyHU/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-8079947280447721085</id><published>2009-08-02T02:55:00.001-07:00</published><updated>2009-08-02T05:04:14.491-07:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan / Eleştiri-Özeleştiri Kültüründen Yoksun Kalmamak....</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SnVjajX9k_I/AAAAAAAAAGc/BIyj_7KWgE4/s1600-h/marx_engels_lenin.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 271px; FLOAT: left; HEIGHT: 197px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365303838905308146" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SnVjajX9k_I/AAAAAAAAAGc/BIyj_7KWgE4/s320/marx_engels_lenin.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; 02/08/09&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="mailto:ekim1917@hotmail.com"&gt;ekim1917@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;En son yazmış olduğum yazıda sosyal demokrasi adı altında Soros’dan medet uman devrimci mücadeleye ve mücadelede şehit düşenlere saygısızlık yapanları yazmıştım. Yazımı çok olumlu bulanlar ve devrimcilerin-demokratların can çekiştiği şu günlerde böylesi yazıları dillendirmemek gerektiğini söyleyenler de oldu. Ben ise şöyle düşünüyorum, devrimci olana demokrat olana , sosyalist olana sözüm yok. Bu çerçeveye bürünmüş olan revizyonist, oportinist kişiliklere ve kurumlara söylüyorum. Sosyal demokrat olduğunu iddia eden bir partinin genel başkanı çıkıp rahatlıkla Mahir Çayan gibi bir değeri kirletmeye çalışıyorsa ve demokratlık adı altında Soros Paşa’dan medet umup, devrimcileri ,demokratları oyalamaktan hatta kafa karışıklığından öteye götüremeyen ve bu tutumu Teşhir etmenin bir devrimci sorumluluk olduğunun bilinçindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Devrimci Hareketinde Deniz’ler , Mahir’ler ve Kaypakkaya’lar bağımsızlık uğruna canlarını veren devrimcilerden bir kaçıdır. Sosyal Demokrasi adına bunları kirletmeye çalışanları birazda olsa anlarız ama bunu Sosyalist olduklarını iddia ederek, hem Amerikan emperyalizmine karşı bayrak açmadan hem de Soros’dan medet umarak bağımsızlık şairini elden bırakmayan devrimci değerleri kirletmeye çalışanların kirletemelerine izin vermeyeceğiz. Bu konuyu daha derin analiz etmek gerekir CHP, DSP,SHP, YDH,10ARALIK Hareketi ve kendilerine sosyal demokrat diyen irili ufaklı bir çok akımın Sol olmadığını bizler iyi biliyoruz, birde sosyalist olduklarını iddia eden fakat buna göre hareket etmeyen bir çok akım, (parti) her ne kadar Leninist parti modeline uygun olmasalar da, hatta çok uzak olsalar da ve örgütlenme biçimini buna uygun yürütmeseler de kendilerinin sosyalist olduklarını söylüyorlar. Solun, Sosyalist mücadelenin bu vb akımlardan kurtularak,işçi sınıfı ile sosyalist hareketi bir bütün olarak ele alan ve buna uygun hareket eden örgütlenmeyi ciddiye alan bir yapıya ihtiyacı vardır. Söylemin ötesinde pratikte tutarlı bir hareketle sol kendini yapılandırmaladır. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SnVjrJaSolI/AAAAAAAAAGk/R1ScpIllREI/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 123px; FLOAT: right; HEIGHT: 92px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365304123993530962" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SnVjrJaSolI/AAAAAAAAAGk/R1ScpIllREI/s320/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek bir Sosyalist parti , kurum Eleştiri-Özeleştiri kültüründen yoksun olmamalı.Buna uygun hareket etmeli ve hatalarında ders çıkartarak yola devam etmeli, ancak bu yolla devrimci mücadeleyi kazanıp kitlelerle bağ kurmada önemli yol katedebiliriz. Lenin semce yazılarında &lt;em&gt;"&lt;span style="color:#990000;"&gt;Bugüne dek bütün devrimci partiler, kendilerin! beğenmişlikleri, güçlerinin nerede olduğunu göremeyişleri ve eksikliklerin! ortaya koymaktan korkmaları yüzünden yıkılıp gitmişlerdir. Ama biz yıkılmayacağız. Çünkü biz eksikliklerimizi ortaya koymaktan korkmuyoruz ve onları yenmeyi öğreneceğiz."&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; İşte Lenin yoldaş hatalarından ders çıkararak mücadele de kazanımlarını bizlere sundu. Parti-kurum hatalarından ders çıkartarak ve bu hataların özleleştirisini vererek Türkiye Devrimci Hareketinde önemli bir yol alarak , mücadeleye devam etmek durumundadır, aksi halde Üzülerek ifade ediyorum Türkiye devrimci hareketi şuan olduğu bunalımın dışına çıkmakta güçlük çekecektir. Eylemlerde sadece kendi kendimize slogan atarak, yayınlarımızı kitlelerden uzak protokol şeklinde birbirimize göndererek ve can alıcı bir sorun Kadro yaratmanın ve ideolojik yenilenmenin gerekliliklerini yerine getirmeyerek bulunduğumuz yerde dururuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karl Marx'ın eleştiri özeleştiri anlayışı ve geçmişi eleştirilmesin den ne çıkardığını şu sözünden anlayabiliriz. &lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;"Bugüne kadar filozoflar dünyayı yorumlamakla yetindiler, oysa aslolan onun değiştirilmesidir."&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; Evet yanlış anlaşılmaktan hep korktum, devrimci hareketlerin bir çoğu da Marx’ın dediği gibi sadece yorumladılar , onu değiştirmeye geldiğinde olumlu yol katedemediler bunun nedenlerini yukarıda da kısaca anlatmaya çalıştım. İnsan düşünen bir varlıktır. Düşünen varlık, doğası gereği, içinde bulunduğu toplumsal yapıya karşı da sürekli eleştireldir. Burada sorun bu düşünen ve eleştiren varlığın eleştirilerini salt yorumlamayla mı sınırladığı, yoksa değiştirme ve dönüştürme düzeyine mi olduğudur. Sosyalizmin savunucuları olarak devrimciler, kötülükleri, yanlışları ortadan kaldırmayı, doğruları savunmayı amaçlarlar. Felsefelerinin gereği budur. Yoksa onları ifade etme, yorumlama yöntemleri, eskinin değişmesi ve yıkılması için yetmez. Buda sadece ifadeden başka bir şey olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimci mücadelede tutarlılık, özgüven ve mücadelede ısrarcı olmak , mücadelenin önkoşuludur. Devrimci hareketlerin kendi hata ve yanlışlıklarını açıklama cesaretine sahip olmaları gerekmektedir. Yine Lenin yoldaşın sol komünizm kitabından kısa bir alıntı yaparak devam edebiliriz &lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;"Bir siyasal partinin kendi yanılgıları karşısındaki tutumu bu partinin ciddi olup olmadığım, kendi sınıfına karşı ve emekçi yığınlara karşı görevlerini yerine gerçekten getirip getirmediğini saptayabilmemiz için en önemli ve en güvenilir ölçütlerden biridir. Yanılgısını içtenlikle kabul etmek, nedenleri arayıp bulmak, bu yanılgıya yol açan koşulları tahlil etmek, yanılgıyı doğrultma yollarım dikkatle incelemek, işte ciddi bir partinin belirtileri bunlardır."&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Eleştiri-Özeleştiri devrimci mücadelenin soluk alıp verdiği bir yaşam biçimidir, ancak bu şekilde gelişip , güçlenip hedefe doğru emin adımlarla ilerleyebiliriz. Yoksa, yanlış ve eksikliklerin bilindiği halde, ve bunlar eleştiriye tabi tutulduğun da bunları kabul ettiği halde, gereğini yerine getirmemek , rahipler gibi günah çıkartmaya benzer. Sosyalistler ,Devrimciler hata yapmaz vb diye bir kural yoktur, devrimci mücadelede iş yapan engeller karşısında amansızca mücadele eden insan elbette hata yapacaktır . Lenin yoldaşın söylediği gibi &lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;"akıllı adam yanlış yapmayan adam değildir. Böylesi yoktur ve olamaz. Akıllı adam odur ki, pek ağır olmayan yanlışlar yapar ve onları kolayca ve çabucak düzeltir".&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; Sorumluluğu gereği bu hatalardan ders almasını bilerek , yoldaşları ve hareketine bu hatalardan kaçınarak gerekli ders alarak yoluna devam etmesini bilen bir insan ancak mücadeleye yararlı hale gelebilir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-8079947280447721085?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/8079947280447721085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-elestiri-ozelestiri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/8079947280447721085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/8079947280447721085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/08/kemal-dogan-elestiri-ozelestiri.html' title='Kemal Doğan / Eleştiri-Özeleştiri Kültüründen Yoksun Kalmamak....'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SnVjajX9k_I/AAAAAAAAAGc/BIyj_7KWgE4/s72-c/marx_engels_lenin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-303256987295720351</id><published>2009-07-27T10:10:00.000-07:00</published><updated>2009-07-27T10:27:07.792-07:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan / Sol Gösterip Soros’ cu Vuranlar !</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sm3jHzyg1uI/AAAAAAAAAGU/n5PWk6rh4b0/s1600-h/e46af29290_b.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 272px; FLOAT: left; HEIGHT: 204px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363192454568793826" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sm3jHzyg1uI/AAAAAAAAAGU/n5PWk6rh4b0/s320/e46af29290_b.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; 27-07-09&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Solun Sosyal Demokrasinin tanımını burada yapmanın bir anlamı olmadığını biliyorum. Ama CHP’nin sol yada Sosyal Demokrat olmadığını bilmeyen yoktur sanırım. Bunu fırsat bilen kendilerini sosyal demokrat diyen Şimdiki SHP Genel Başkanı Hüseyin Ergün de Mahir Çayan nezdinde Devrimcilere dil uzatmaktan geriye kalmıyorur. Bu vb bir çok hareket aynı durumda Sol adına Devrimcilere sadaşmak tan geriye kalmıyorlar, hatta kirletmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Aslında bu yazıyı sizlerle paylaşmamın sebebi değerli Ahmet NESİN’in” taraf gazetesi partileşmeye mi gidiyor” adlı yazısında geniş çaplı ele alışından kaynaklı hem o yazıyı sizlerle paylaşarak hem de kısada olsa fikirlerimi sizlerle paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Dün Neşe Düzel’in Zülfü Dicleli’yle yaptığı söyleşiyi okurken birden aklıma böyle birfikir geldi, Taraf Gazetesi Türkiye’de kendi çapında bir sol parti oluşturma çabası içinde olabilir mi? Neşe Düzel’in yaptığı söyleşilerden aklıma geldi bu düşünce. Söyleşi yaptıklarının ortak özellikleri var, en azından hepsi dünyadaki ve Türkiye’deki değişimi çok iyi kavramışlar, bu değişimleri anlamayan sola ve sosyalistlere ders veriyorlar… Çok ilginçtir, bu dersi verenlerin hemen hemen hepsi de eski Türkiye İşçi Partili yada Türkiye Komünist Partili… Şimdiki SHP Genel Başkanı Hüseyin Ergün, eski TKP Genel Sekreteri Nabi Yağcı ve son olarak da eski TKP yöneticisi Zülfü Dicleli… Gazeteyi yönetenler ve yazanların bir kısmı Soros’un “Açık Toplum” örgütünde yöneticilik yapanlar, söyleşi yapılanların bir kısmı yine öyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Türkiye İşçi Partili Hüseyin Ergün ve Türkiye Komünist Partili Zülfü Dicleli Yeni Demokrasi Hareketi’nin kurucuları ve yöneticileri… İkisinin de söyledikleri bişey var ki sonuna kadar katılıyorum: “Bize göre CHP sol bir parti değildir.” Evet bana göre de CHP sol bir parti değildir, sosyal demokrat parti olamamıştır, ama her şeye karşın az da olsa tabanında sosyal demokratlar vardır. Bence Erdal İnönü ve Altan Öymen’in başkanlıkları zamanında denemeye çalıştılar, ama tıkandılar… Ancak bunu söylemek için soldan ne anladığımızı, kendimizi ne kadar solcu olarak gördüğümüzü açık olarak ortaya koymak zorundayız… Bunu ortaya koymak için de Yeni Demokrasi Hareketi’nin ne olduğunu bilmemiz gerekiyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Demokrasi Hareketi 22 Aralık 1994 yılında işadamı Cem Boyner tarafından kuruluyor. Yukarıdaki iki isim dışında Asaf Savaş Akat, Cengiz Çandar, Can Paker, Etyen Mahçupyan, Kemal Anadol, Mehmet Altan ve Kemal Derviş ar. Hedefleri açık toplum, çoğulculuk, serbest piyasa ve özgürlük. Ne büyük bir benzerlik değil mi Soros’un Açık Toplum hedefi bu partinin de hedefi durumunda… Açık Toplum Vakfı’nın bugüne kadar yönetim kurullarında kimler bulunmuş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2001-2002: Nebahat Akkoç, Şahin Alpay, Üstün Ergüder, Murat Belge, Osman Kavala, Ömer Madra, Nadire Mater, Oğuz Özerden, Can Paker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002-2003: Nebahat Akkoç, Şahin Alpay, Özlem Dalkıran, Üstün Ergüder, Murat Belge, Osman Kavala, Ömer Madra, Nadire Mater, Oğuz Özerden, Can Paker (Başkan), Salim Uslu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2003-2004: Nebahat Akkoç, Özlem Dalkıran, Neşe Düzel, Ahmet İnsel, Eser Karakaş, Osman Kavala, Oğuz Özerden, Can Paker (Başkan), Salim Uslu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2004-2005: Sabih Ataç, Neşe Düzel, Hasan Ersel, Ahmet İnsel, Eser Karakaş, Osman Kavala, Oğuz Özerden, Can Paker (Başkan), Ayşe Soysal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005-2006: Sabih Ataç, Ümit Boyner, Eyüp Can, Hasan Ersel, Osman Kavala, Oğuz Özerden, Can Paker (Başkan), Ayşe Soysal, Murat Sungar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006-2007: Suay Aksoy, Sabih Ataç, Ümit Boyner, Eyüp Can, Hasan Ersel, Ümit Kardaş, Can Paker (Başkan), Murat Sungar, Nurhan Yentürk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007-2008: Suay Aksoy, Ümit Boyner, Eyüp Can, Zülfü Dicleli, Melih Fereli, Memduh Hacıoğlu, Ümit Kardaş, Can Paker (Başkan), Murat Sungar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne ilginç isimler değil mi, mesela Ayşe Soysal yeni YÖK Yönetim Kurulu’na seçildi, listedeki gazeteci yazarların çoğu AKP taraftarı gazetelerin en önemli yazarları konumundalar… YDH’nin kurucusu ve ilk başkanı da son üç yılın yönetiminde. Parti kurucusu Can Paker burada yangında ilk kurtarılacak demirbaş mal gibi başkan. Can Paker bunun yanında bir de TESEV’in başkanı, Hüseyin Ergün de TESEV’in kurucularından, Etyan Mahçupyan da görevli yada çalışanı. Can Paker TESEV için Soros’tan 2 milyon dolar aldığını kendi açıklamıştı geçtiğimiz yıllarda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Demokrasi Hareketi 1995 seçimlerinde 133,889 kadar bir oy alıyor, kadar değil, o kadar alıyor. 1996 yılında Cem Boyner istifa ediyor ve yerine Hüseyin Ergün getiriliyor… Daha sonra da parti kapatılıyor. Cem Boyner gibi bir sanayici başkanlığında, Soros gibi bir Amerikalı spekülatörün görüşleri ve parasıyla bir parti kuracaksın, orada ve diğer kuruluşlarında yönetici olacaksın, TÜSİAD kurulundan Can Paker başkanın olacak, Türkiye’nin en sağcı ve dinci Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu’yla aynı yönetimde bulunacaksın, sonra da “Türkiye solu dünyadaki ve Türkiye’deki değişime ayak uyduramadı, CHP de sol parti değildir…” diyeceksin. Bence mahsuru yok, insanda utanma olmazsa, solu anlamanın sanayicilerle işbirliği yapıp, daha güzel nasıl sömürüleceğine çözüm bulmaksa lütfen önden buyurun, yolunuz açık olsun. Yeni partiniz de hayırlı olsun, SHP’nin açılımı Soros Halk Partisi de olabilir, onun yerine başka parti de kurabilirsiniz, ama sol olduğunuzu neyim iddia etmeyin, kendi kendinize ayıp edersiniz… En azından “Engin Ardıç bu Hüseyin Ergün’ü çok yazmaya başladı, bu işin içinde bir iş var…” diye düşünürdüm ben olsam… Bu iyiliği de kimseye yapmam ha… Zaten daha yeni başladık, Dicleli’nin yazılarını en az 2-3 gün kurcalamak gerekir gibime geliyor. Bende sabır çok…”&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Devrimci Hareketinde Deniz’ler , Mahir’ler ve Kaypakkaya’lar bağımsızlık uğruna canlarını veren devrimcilerden bir kaçıdır. Sosyal Demokrasi adına bunları kirletmeye çalışanları birazda olsa anlarız ama bunu Sosyalist olduklarını iddia ederek, hem Amerikan emperyalizmine karşı bayrak açmadan hem de Soros’dan medet umarak bağımsızlık şairini elden bırakmayan devrimci değerleri kirletemezsiniz. Bu konuyu daha derin analiz etmek gerekir CHP, DSP,SHP, YDH1,10ARALIKH ve kendilerine sosyal demokrat diyen irili ufaklı bir çok akımın Sol olmadığını bizler iyi biliyoruz, birde sosyalist olduklarını iddia eden fakat buna göre hareket etmeyen bir çok akım, (parti) her ne kadar Leninist parti modeline uygun olmasalar da, hatta çok uzak olsalar da ve örgütlenme biçimini buna uygun yürütmeseler de kendilerinin sosyalist olduklarını söylüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solun, Sosyalist mücadelenin bu vb akımlardan kurtularak,işçi sınıfı ile sosyalist hareketi bir bütün olarak ele alan ve buna uygun hareket eden örgütlenmeyi ciddiye alan bir yapıya ihtiyacı vardır. Söylemin ötesinde pratikte tutarlı bir hareketle sol kendini yapılandırmaladır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-303256987295720351?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/303256987295720351/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/07/kemal-dogan-sol-gosterip-soros-cu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/303256987295720351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/303256987295720351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/07/kemal-dogan-sol-gosterip-soros-cu.html' title='Kemal Doğan / Sol Gösterip Soros’ cu Vuranlar !'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sm3jHzyg1uI/AAAAAAAAAGU/n5PWk6rh4b0/s72-c/e46af29290_b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-224119110255674423</id><published>2009-07-16T01:50:00.000-07:00</published><updated>2009-07-16T04:36:48.339-07:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan / Güler  Zere Derhal Serbest Bırakılmalıdır !</title><content type='html'>16 Temmuz 09&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sl7qUce-SUI/AAAAAAAAAFU/RK9rPaglqOM/s1600-h/Tayad-Adlitip20090714-4.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 212px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358978243581856066" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sl7qUce-SUI/AAAAAAAAAFU/RK9rPaglqOM/s320/Tayad-Adlitip20090714-4.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Ciddi sağlık sorunları yaşayan , Erol Zavar gibi, Güler Zere’de Ölümün eşiğinde. 14 yıldır cezaevinde tutulan Güler Zere kanser hastası olmasına rağmen, gerekli önlemlerin alınmadığı ve ölüme bilerek sürüklendiği ortadadır. İki kez ameliyat olmasına rağmen bu onun iyi olmasına yetmedi. Adana Tabip Odası, Çukurova Üniversitesi Hastanesi, Adana Adli Tıp Enstitüsü Güler Zere'nin sağlık koşullarını değerlendirerek tahliye edilmesi gerektiğine dair rapor verdiler. Raporda &lt;em&gt;GÜLER ZERE'NİN SAĞLIK KOŞULLARININ HAPİSHANEDE KALMAYA ELVERİŞLE OLMADIĞI, HAPİSHANEDE KALMASININ HAYATİ TEHLİKE YARATTIĞI, DERHAL TAHLİYE EDİLMESİ&lt;/em&gt; gerektiğine dair raporlara rağmen Elbistan infaz savcısı tahliye kararını vermedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok yerde Güler Zere için eylemlikler düzenlenirken,&lt;span style="color:#ff0000;"&gt; "Tecrit Öldürüyor Güler Zere Serbest Bırakılsın"&lt;/span&gt; yazan bir pankart ve Güler Zere'nin resimlerinin taşındığı eylemde TAYAD Yönetim Kurulu üyesi ve çok değer verdiğim ve onunla zaman geçirmekten , onu dinlemekten mutluluk duyduğum Mehmet Güvel bir açıklama yaptı. Adana'da Balca lı Hastanesi önünde oturma eylemi yapan TAYAD'lılara ve Güler Zere'nin ailesine saldırıldığını hatırlatan Güvel; &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;"Bedeli ne olursa olsun Güler Zere serbest bırakılana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz"&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu politikalarla Devrimcileri yıldırma ve yok etme planları , bizleri daha çok mücadeleye sarılmamız gerektiğini öğretti. Devrimcileri bu yola yıldıramayacaklarını Tıpkı Burdur da bir kolunu kaybeden &lt;em&gt;Veli Saçılık'ın&lt;/em&gt; Her fırsatta"&lt;span style="color:#ff0000;"&gt; Diğer Kolumda feda olsun Mücadeleye"&lt;/span&gt; dediği gibi. Tıpkı ölüm oruçlarında yaşamak ve yaşatmak için bedenlerini ölüm orucuna yatıranlar gibi.. vs vs….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce de Erol Zavar ile ilgili konuyu sizlerle paylaşmıştım. “Sincan F Tipi cezaevinde Tecrit koşullarında tutulan EROL ZAVAR Ölümle yaşam arasında mücadele veriyor. Zonguldak'ta 1967'de dünyaya gelen Erol Zavar evli ve iki çocuk babasıdır.Pek çok rahatsızlığı olan Erol Zavar ilk kez 1999 yılında mesane kanseri tanısı konur ve ameliyat olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorlar sitresli ortamlardan kaçınmasını ve aynı zamanda üç ayda bir siskopasi yaptırmasını önemle söylemiştir. F Tipi Hücre koşullarında bir sürü sağlık sorunları yaşamasına rağmen hala daha o şartlar altında yaşamaya maruz bırakılıyor, Doktorların sürekli gözlem altında tutularak tedavisinin sürdürülmesi gerektiğini söylemelerine rağmen onlar hala daha o kuşular da tutuyorlar.Sistemin ne kadar aciz kaldığını Ciddi sağlık sorunları yaşayan bir Devrimciden bile çekindiğin ide görüyoruz , halbuki devrimciler bu şekilde teslim alınamıyacağını her seferinde gösteriyorlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erol Zavar cezaevinde o şartlar altında bile Devrimci Direngenliğini sergiliyerek o koşullarda bile kitap yazabilmiştir, Bizleri Devrimcileri bu şekilde teslim alamassınız...&lt;br /&gt;NOT : Herkesi Erol Zavar 'a Özgürlük imza kampanyasına destek olmaya çağırıyorum.! www.freezavar.org”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güler Zere’nin sağlığı gün geçtikçe kötüye gidiyor, ölümün kucağına ittiriliyor, bugünün sorumluluğu ve görevi Güler Zere ye sahip çıkmak ve onun sesini tüm insanlara ve insanlığa duyurmaktır.” BU BİR ACİL HAYAT ÇAĞRISIDIR KAYITSIZ KALMAYIN GÜLER ZERE SERBEST BIRAKILSIN” Kampanyasına destek olmak için  &lt;a href="http://www.gulerzere.net/"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;http://www.gulerzere.net/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; adresinde imza kampanyasına destek olalım, Güler Zere Yalnız değildir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-224119110255674423?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/224119110255674423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/07/kemal-dogan-guler-zere-derhal-serbest.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/224119110255674423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/224119110255674423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/07/kemal-dogan-guler-zere-derhal-serbest.html' title='Kemal Doğan / Güler  Zere Derhal Serbest Bırakılmalıdır !'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sl7qUce-SUI/AAAAAAAAAFU/RK9rPaglqOM/s72-c/Tayad-Adlitip20090714-4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-8258336105240700642</id><published>2009-07-13T22:48:00.000-07:00</published><updated>2009-07-13T22:52:38.020-07:00</updated><title type='text'>Çayanistlerin Taraf’a Bir Yanıtı Var!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SlwdF4nn_yI/AAAAAAAAAFM/Lk3-WjF48tg/s1600-h/ar0wej9z3ld77tn0q.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 281px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358189643599183650" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SlwdF4nn_yI/AAAAAAAAAFM/Lk3-WjF48tg/s320/ar0wej9z3ld77tn0q.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;15 Haziran’da Taraf Gazetesi’nde yayımlanan SHP genel başkanı Hüseyin Ergün’ün röportajı Taraf’ın uzun süreden beri yayın politikasının vazgeçilmezleri arasında yer edinen solun tarihini kirletme ve sol ideolojiyi bulanıklaştırma yöneliminin örneklerinden biri oldu. Bu örnekteki isim veya Neşe Düzel’in aynı köşesindeki röportajında “sol, darbeye hoşgörülü yaklaşıyor” gibi tespitleriyle yer alan liberal putatapan Nabi Yağcı gibi “bezgin” solcuların ayrıca bir eleştirisi de elzem gözükmekle beraber, bu yazıda daha geniş bir resmi görmeye çalışacağız. Bu yüzden vereceğimiz cevap bu röportajların sahibi birkaç tatlı su gezginine değil, egemenler içinde dönemsel bir ivme yakalayıp tahtın yanına çömelen bir liberal kast ve onun çirkef politikasınadır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde durmamız gereken ikinci bir nokta, yazımızda vurgulayacağımız solun tarihi ve simgelerine dair duyarlılığımızın ruhlarını çoktan pazara çıkarmış gazete köşecilerine atfen olmadığı ama politik bir hedefi güttüğüdür. Taraf Gazetesi’nin var edildiği günden bugüne yeni bir sol, sol olmayan bir sol yaratma çabası, sosyalist solun toplum içinde edindiği sempatiyi yok etme, solun ideolojik ve politik bir alternatif haline gelmesinin önüne geçme hedefiyle bütünleşmiştir. Taraf Gazetesi yazarları Türkiye sol hareketi için bir milat çizgisi çizme, demokrasi ve özgürlükler cephesinin sol eğilimli kitleler için tekil ideolojik merkezi haline gelme ve gelecek solun peygamberleri olma gibi hedefleri uğruna solun değerlerine insafsız bir bombardımanın kurmayları olmayı seçmişlerdir. Taraf Gazetesi’nin halkın ortak algısında olağanlaştırmaya çalıştığı çarpık sol imgesi yalnızca bir avuç liberal tayfanın değil kapitalizmin ideolojik krizinde tahtlarına daha da sıkı yapışan geniş bir iktidar bloğunun ortak çıkarıdır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Birikim Dergisi’nin 80lerin sonundan itibaren Türkiye sosyalist hareketine sunma iddiasında olduğu postmodenizm, milliyetçilik ve diğer uluslar arası tartışma gündemleri, liberal sol düşüncenin de düzenin organik aydınlarının da demlendiği ve ulus ötesi cevherlerin farkına varmaya başladıkları bir döneme rastlar. Türkiye’de Marksist temeldeki tartışmaları geliştirmeyi hedefleyen Birikim yazarları, solun belini doğrultamamasının temel sebeplerinden birini solun sıkıştığı ideolojik eksiklikler olarak tespit etmiş ve yol göstericiliğe soyunmuşlardır. Fakat Birikimin yarattığı, solculuğun sadece entelektüel-akademik bir uğraş haline geldiği, pratik özveriden yoksun bir sol algısı Birikim’i hızla liberalleşen ve solun saflarını da dağıtacak bir unsur haline getirmiştir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Birikim’in Türkiye soluna getirdiği ideolojik yenilenmenin ötesinde Türkiye tarihine damgasını vuracak olan şey emperyalist sermayenin de çıkarlarına hizmet edecek ve demokrasi, özgürlük gibi solun temel değerlerini soldan yalıtarak ve yeniden yorumlayarak sistemin ihtiyaçları uğruna kurban edecek bir devşirmeler sınıfını cisimleştirmesidir. Mahir Çayan’ın devrimci hareketin devrimci teoriyle bağına ilişkin görüşleri ve kendi zamanının laf ebelerine verdiği cevap bugünün devrimcileri için de bir kılavuz niteliğindedir: “Biz Marksizmi entelektüel gevezelik ve dünya devrimci hareketinin trafik polisliğini yapmak için okuyup öğrenmiyoruz. Biz dünyayı değiştirmek için, dünyanın Türkiye’sinde devrim yapmak için Marksizmi öğreniyoruz!”&lt;br /&gt;Bugün Taraf Gazetesi liberal solcuların belli ki bu gazeteden haylice önceye dayanan bir arayışına cevap olmuştur. Liberal solcular Ilımlı İslam ve neoliberalizmin dönemsel ihtiyaçları doğrultusunda ve AKP’yi iktidara götüren akıntıya kapılarak tarihlerinde pek de rastlanmadığı ölçüde kitlelere ulaşma potansiyeline kavuşmuştur. Liberal solcuların “Taraflaşması” onların iktidara karşı ezilen kitlelerin davasını yüklenmiş bir unsur olarak değil, iktidarın gölgesine sığınarak gerçekleşmiştir. Taraf yazarları muhalefet yapma güçlerinin ve hatta var olmalarının kaynaklarının bu iktidar olduğunu bilmektedir. Türkiye tarihinde eşine az rastlanır çıkışlarla kurucu ideolojiyi karşısına alabilen Taraf yazarlarının bu özgüveni onların Türkiye’nin politik ikliminin değişmekte olduğuna dair güçlü kanısından gelmektedir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Liberal sol’un Türkiye’de AKP iktidarıyla kurduğu ittifak yalnızca Türkiye’nin değil Dünya’nın da politik yönelimlerindeki yeni stratejilere ayak uydurma fırsatçılığıyla açıklanabilir. Liberal Sol, Soros’un Sovyet hegemonyasından çıkan bölgelerdeki kadife devrimlerinin şakşakçısı olduğu gibi Ahmet İnsel ve Murat Belge gibi kanaat önderlerinin Açık Toplum Enstitülerinin Türkiye’deki danışmanlarından olduğu bilinmektedir. Ulus ötesi STKcılığın Türkiye ayaklarını kuran liberal sol, Emperyalizmin Orta Doğu’daki şiddetini meşrulaştırdığı Özgürlük ve Demokrasi’nin eş anlamlılarıyla kendi siyasetinin harcını karmıştır. Emperyalizmin ve işbirlikçisi AKP’nin ezilen, yoksul halklar üzerine uyguladığı şiddeti gören ve kabullenen liberaller, devrimcilerin ve halkın sömürülen haklarını geri kazanmak için kullandıkları şiddeti eleştirmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Liberallerin bugünkü konumu ilk bakışta bu ideolojiye zıt görülebilecek bir güce tapınma ve güç iştahının ürünüdür.&lt;br /&gt;Taraf Gazetesi toplumun yeni iktidarıyla tanışmasına paralel yeni tartışmalarla tanışmasına da eşlik etmiştir. Kürt sorununun edindiği liberal eğilimleri sayfalarında ön plana taşıyan, kültürel dayanışma ortaklıklarını ön plana çıkarmakla beraber sorunun çözümüne dair AKP’nin Kürt politikasının ötesine geçemeyen bir tutum, Taraf’ın düzen bekçiliğinden kovulmadan, toplumun demokrat ilerici eğilimli unsurlarının bilincinde bulanıklık yaratmak için kullandığı stratejidir. Aynı strateji İslami hareket, demokrasi, AB ve elbette sol tartışmalarında da kendini belli etmektedir. Bu stratejinin sola yansıması ise diğer başlıklardan daha farklı bir karakterdedir. Çünkü geçtiğimiz yirmi yılın faşizan, gerici medya odaklarının sol üzerine yaptığı tartışmaların daha yoğun bir biçimde ama benzer yöntemlerle (karalama) Taraf’ın sayfalarında tekrarlandığı görülmektedir.&lt;br /&gt;Peki nedir solu bu kadar tartışılmaya ve eleştirilmeye değer kılan? Bu sorunun cevabı solun yaşadığı tüm politik-pratik yenilgilere rağmen savunduklarının haklılığının ve doğruluğunun tarihin akışı içerisinde tekrar ve tekrar ortaya çıkacağına duyulan korkudur. Bu sorunun cevabı tüm baskılara ve ölümlere rağmen solun tarihin sayfalarında sürekli galip çıkmasını bilen özü ve bu özden beslenen “Biz Halkız” diyebilmenin özgüvenidir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Taraf bugün, toplumun ezilen ve sola yönelen kesimlerinin taleplerinin düzen içi bir özgürlük ve demokrasi safsatasında kıstırılmasına yarıyor. Taraf bugün ceberut devlete karşı sivil toplumculuğu savunarak, cemaatleşme, tarikatlaşmanın ideolojik zeminini hazırlıyor ve gerici toplumsal dönüşümün araçlarını (türban vs.) bu sivil toplum hareketlerinin bağımsız motifleri olarak sunuyor. Taraf bugün Kürt hareketini kültürel bir talepler listesinden ibaret göstererek, Kürt politik hareketinin Kürt halkını özgürleştirici etkisini ve Kürt halkının iktidara isyanını görmezden geliyor. Taraf’ın bu başlıklar üzerinden aslında sol düşüncenin temellerine yaptığı saldırılar, onu sol düşüncenin olmadığı bir ülke hayaline kapılıp, saldırının dozunu iyice abarttığı örnekleri ortaya çıkarıyor. Nitekim, Ogün Samast’ın ideolojik önderi olmaktan, cuntacılığa, milliyetçiliğe, demokrasi düşmanlığına kadar liberallerin sola yapıştırmadığı etiket kalmadı.&lt;br /&gt;Kemal Derviş’li, Cem Boyner’li, Mehmet Altan’lı, Cengiz Çandar’lı Yeni Demokrasi Hareketi’nde aradığını bulamayan Hüseyin Ergün’ün Taraf’ta yayımlanan röportajı da bu örneklerden sadece birisi. Röportajda geçen bazı noktalar üzerinde durup yazımızı bitireceğiz. Ergün der ki, Mahir Çayan önderliğindeki örgütün MİT’le yakın ilişkileri vardır. Oysa THKP-C nin önder kadrolarının Kızıldere’de katledilişinden, Ulaş Bardakçı ve Hüseyin Cevahir’in öldürülmesine kadar tüm operasyonlarda MİT’çi Hiram Abas ve Mehmet Eymür iş başındaydı. Bununla birlikte, ordu içerisindeki gizli belgelere ulaşan, Fethullah efendi Amerika’dan bize karşı bir plan hazırlığı içerisindeler diye aylar öncesinden yakınırken imdadına belgelerle yetişen Taraf, devlet içi ve ötesi bir istihbarat bülteni gibi çalışmaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Ergün röportajda “Türkiye’de emperyalist bir güç yok” diye buyurur. Mahir Çayan yıllar öncesinden bugünün ve geleceğin dev-gençlilerine bıraktığı teorik-politik mirasında şöyle yazacaktı: “Emperyalizm Türkiye’de içsel bir olgudur.” Obama’nın Kahire’den İslam Dünyası’na seslenişinden feyiz alıp coğrafyamızda Ilımlı dost arayışına düşen liberallerin, yeni sömürgeciliğin Türkiye halkları üzerinde yarattığı tahribatı örtmeye çalışıp “emperyalizm yoktur” gibi buluşlarla çıkagelmeleri ve Marksist "birikimleriyle" buna inanmaları şaşırtıcı değil.&lt;br /&gt;Neşe Düzel’in röportajının başlığı ise Taraf Gazetesi’nin yalnızca bir cahillikten muzdarip değil, aynı zamanda güdümlü işbirlikçiler olduklarının kanıtıdır: “Darbelerde solun rolü fecidir.” Ergün röportajında solu orduyla birlikte iktidara gelmeye çalışmakla suçluyor. Solun ideolojik, politik temellerini Kemalizm içinde konumlandırmak için her türlü iftiraya başvuran liberaller, Türkiye solunun 12 Mart sonrasında hem solun teorik metinlerinden hem de eylemlerinden okunabilecek, en keskin ifadesini İbrahim Kaypakkaya ile bulan Kemalizme ilişkin tavrını sırf maddi güçlerine dayanarak ahlaksızca örtbas etmektedir. Mahir Çayan, Kesintisiz Devrimde “Artık Türk ordusu, oligarşinin halkımıza karşı yürüttüğü baskı politikasının açık ve doğrudan bir aleti olmuştur.” diyerek dün de bugün de liberal kargaların gürültülerine pabuç bırakmamıştır.&lt;br /&gt;Onlar yaşananları kitaplarından, hafızalarından atmaya çalışsa da bu halk kendi etinde bir damga gibi taşıdığı Kızıldere’yi unutmayacak. 12 Mart’ın karanlığında devrimin tohumları atarak, zindanları delerek, darbeye boyun eğmeyeceklerini halkın saflarında oligarşinin yüzüne haykıran Mahir Çayan ve yoldaşları eylemleriyle yadsınamaz bir haklılığı tarihe işlemiştir. Bunu kirletmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye solunun sahiplendiği tarihsel değerler ve güncel politika hedefleri tuzu kuru birkaç AKP işbirlikçisinin yalanlarıyla örtbas edilemez, hedefinden saptırılamaz. Biz bugün de bir ağacın yeşilinden hiç zevk alamayanlara karşı eşitliğin, yurtseverliğin, anti-emperyalizmin ve aydınlanmacılığın tarafındayız, biz bugün de dev-gençliyiz. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:courier new;color:#ff0000;"&gt;Siz ON`larımızKızılderenin kan çiçekleriBeyaz bir tek gül açmadı Niksar`da düştüğünüzden beriPek yeşil değildi kuşatıldığınız köy ama yemyeşil olmuştuAsker elbisesinden, tanktan, askeri araçtanYeşildir ya hani hepsinin rengi bu saydıklarımınAma hiçbir insanBir ağacın yeşilinden aldığı zevki alamaz onlardanTek tek sayacağım isminizi usanmadanVe hiçbir işten onur duymayacağımSizin isimleriniz kadar duyduğum onurdan &lt;span style="font-size:180%;"&gt;Hüdai Arıkan, Ömer Ayna, Cihan Alptekin, Saffet Alp, Ahmet Atasoy, Sinan Kazım Özüdoğru, Nihat Yılmaz, Sabahattin Kurt, Ertan Saruhan, Mahir Çayan!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.devrimcigenclik.org/include/yazigoster_guncel.php?no=1970&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-8258336105240700642?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/8258336105240700642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/07/cayanistlerin-tarafa-bir-yant-var.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/8258336105240700642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/8258336105240700642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/07/cayanistlerin-tarafa-bir-yant-var.html' title='Çayanistlerin Taraf’a Bir Yanıtı Var!'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SlwdF4nn_yI/AAAAAAAAAFM/Lk3-WjF48tg/s72-c/ar0wej9z3ld77tn0q.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-1709128668046783820</id><published>2009-07-12T14:10:00.000-07:00</published><updated>2009-07-12T14:12:31.902-07:00</updated><title type='text'>TARİHİ BİR BELGE GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR....</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SlpRqpQvwZI/AAAAAAAAAE8/vPdGGK1IWb4/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 117px; FLOAT: left; HEIGHT: 78px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357684499783074194" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SlpRqpQvwZI/AAAAAAAAAE8/vPdGGK1IWb4/s320/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;TARİHİ BİR BELGE; "DİE SANDJAK EPİSODE" İLK KEZ GÜN YÜZÜNE ÇIKACAK...&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;TARİHİ BİR BELGE GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR... &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;TARİHİ BİR BELGE GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR...&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Mihrac Ural&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;10 temmuz 2009&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;1978 Mart ayı sonlarında İstanbul emniyeti hücrelerinde birlikte işkence altındaydık. Sağmalcılarda birlikte zindan yattık. On yıllar sonra, her birimiz diğerinden binlerce km uzaklıktabulduk. Bilim adamı, sayın &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Nadir Nadi Çelik&lt;/span&gt;'ten söz ediyorum. Bu belgeyi gün yüzüne çıkaran, özverilerin kuşağı olan bizim kuşaktan, sessiz sitemsiz emekleriyle, halkı için görevlerini yapan bir toplum bilimciden söz ediyorum.Belgeyi ilk kez yayınlama onurunu bana sunan bu aziz insan bilgi birikimlerimize yaptığı katkı kadar tarihle yüzleşmemize de önemli bir katkı sunmuş oldu. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Ona halkım adına minettarım.Belgeyi, Frankfurt'taki yaşam temposundan feragat ederek Almancadan Türkçeye çeviren, öğretim üyesi Özcan Yoldaş'a şükran borcumu ödeyemem.Bu belge, vukuatın tarih tanıklığını yapmış bir inanç yolcusunun, olayları abartısız, gördüğü gibi dünden bu güne 8 sayfalık anısıyla taşımasıdır. 1919-1946 dönemeni içeren bu anı belge, üzerinde çok durulan ermeni soykırımına farklı bir boyut ve zaman kesitinden bakıyor. Bununla kalmıyor Hatay davasında halkın tutum ve davranışlarını, iradesini ve eğilimlerini, Arapları, Ermenileri, Kürtleri hatta Kemalist Türklerin hangi aklıselimle zulme, baskıya, zorbalığa, faşizanlığa karşı omuz omuza duruşlarını dile getiriyor.Bu begle Osmanlı aklının cumhuriyetin de yakasını bırakmadığını gösteriyor. Her farklılığa "katli vaciptir" diyen bu akıl insanlığı ve ürettiği değerleri, zaman aşımı, çağdaş algılar, kamuoyu gibi hiç bir etki altında kalmadan, pervasızca işlediği faşizanlığı gösteriyor.Bu belge tarihle cesurca yüzleşmemiz için hepimize gerekli bir belgedir....&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-1709128668046783820?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/1709128668046783820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/07/tarihi-bir-belge-gun-yuzune-cikiyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/1709128668046783820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/1709128668046783820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/07/tarihi-bir-belge-gun-yuzune-cikiyor.html' title='TARİHİ BİR BELGE GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR....'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SlpRqpQvwZI/AAAAAAAAAE8/vPdGGK1IWb4/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-7802960855387596528</id><published>2009-07-09T00:14:00.000-07:00</published><updated>2009-07-09T10:24:44.048-07:00</updated><title type='text'>GAZİANTEP ALEVİ KÜLTÜR DERNEĞİ YÖNETİMİ AKPak mı?</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;*Bu topraklarda yaşayan ve bu coğrafyanın sahipleri olan aleviler yavuz&lt;br /&gt;selimden bu yana egemen güçlerce yüzyıllardır baskı zulüm ve katliamlarla&lt;br /&gt;yok edilmeye çalışılmış,yakılmış kesilmişlerdir.köyleri yerleşim alanları&lt;br /&gt;yokedilmiş sürgünlere yollanmıştır. Osmanlı bu toprağın öz sahipleri IŞIK&lt;br /&gt;İNSANLARI nı hiç sevmemiş onları ötelemiş itmiş ve olmaz türlü işkenceler&lt;br /&gt;yapmıştır .ki aslında bizans da aynısını yapmıştı bu aydın toplumu yoketmeye&lt;br /&gt;çalıştıysada doğru olan kazanmış ve bizans baskısına rağmen kızılbaşlar&lt;br /&gt;öğretilerini korumuş ve de osmanlıya kurulurken destek vermiştir .*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Aleviler, Osmanlı İmparatorluğu'nun talancılığı, ağır vergileri, zulmü ve&lt;br /&gt;adaletsizliği karşısında da sessiz kalmadılar. Şeyh Bedreddin'den Pir&lt;br /&gt;Sultan'a, Şah Kulu'dan Nur Ali Halife'ye, Şeyh Celal'e, Baba Zünnun'a,&lt;br /&gt;Kalender Çelebi Ayaklanmaları'na kadar, onlarca kez ayaklanmışlardır. Yavuz&lt;br /&gt;Sultan Selimler, Kanuni Sultan Süleymanlar, III. Muratlar, Aleviliğe zulmün&lt;br /&gt;padişahlarıdır. Osmanlı Devleti nezdinde Aleviler hep başıbozuk, bozguncu&lt;br /&gt;olmuştur. "Kızılbaş, dinsiz" denilerek "katli vacip" görülmüşlerdir.&lt;br /&gt;Yüzbinlerce Alevi katledilmiştir isyanlarda. Ama yine de Aleviler teslim&lt;br /&gt;alınamamıştır. İmam Hüseyin gibi, biat etmemişlerdir egemene. "İşte kement&lt;br /&gt;işte boynum asarsan, dönen dönsün ben dönmezem yolumdan" diyen nice Pir&lt;br /&gt;Sultanlar çıkartmıştır. İşte Aleviliğin özü budur. Haksızlığa karşı sessiz&lt;br /&gt;kalmamaktır. Zulmün karşısında boyun eğmemektir. Direnmektir, doğru&lt;br /&gt;bildiğini savunmaktır. Aleviler de böyle yapmıştır. Egemenlerin inançlarına,&lt;br /&gt;yasalarına, kurallarına uymamışlardır. Kendi inanç, gelenek, göreneklerine&lt;br /&gt;göre, kendi yaşam biçimlerini, hukuklarını yaratmışlardır. *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*cumhuriyet ise bu mazlum ama bilge aydınlık ve tarihini kan ile yazan&lt;br /&gt;topluma biraz olsun nefes aldırsa da derin ilişkilerle örülü Osmanlı&lt;br /&gt;geleneği süren devlet içindeki derin örgütlerin türlü entrikalar&lt;br /&gt;katliam ve inkarları farklı seyir izlemiştir. Evet kızılbaşlar cumhuriyete&lt;br /&gt;sımsıkı sarılmış cumhuriyeti ve Atatürk,ü baş köşeye koyup yücelik&lt;br /&gt;vermişlerdir .cumhuryet egemenlerinin ise bu mazlum topluma reva&lt;br /&gt;gördükleri maraşta anne karnında bebeleri öldürme,çorumda boğazlamak&lt;br /&gt;Sivas,ta yakmak gazide kurşunlamaktı. ve tüm bunlar günlerce,&lt;br /&gt;saatlerce sürerken cumhuriyet in aydınlık ve fikir tarafı olmuş bu toplum&lt;br /&gt;imdat isterken yanlarına gelen askeri,polisi jandarması çorumda&lt;br /&gt;maraşta sivasta yukarıdan aldıkları belli olan emirlerle&lt;br /&gt;katliamları seyretmedimi?*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*tüm bu baskılar ve katliamlara karşı Alevi toplumunun yanında olan Devrimci&lt;br /&gt;demokrat insan hakları savunucuları ve sosyalistler her türlü saldırılarda&lt;br /&gt;Alevilerin yanında yeralmış bunu görev bilmiş. kısaca üzerine düşeni&lt;br /&gt;yapmış ve eminimki yap mayada devam edecektir.*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Alevileri devlete yamamaya çalışan bezirganlar, devlet ağzıyla "terörist"&lt;br /&gt;diye saldırıyorlar devrimcilere. Her koşulda zulme ve baskıya karşı Alevi&lt;br /&gt;halkın yanında olan devrimciler değilmiş gibi, Alevi halka, «kendinizi,&lt;br /&gt;teröristlere kullandırmayın», «çocuklarınıza sahip çıkın» diye devlet&lt;br /&gt;ağzıyla öğütler vermekteler. Alevileri yıllardır katleden, inkar eden,&lt;br /&gt;asimilasyon politikaları uygulayan, seçimlerden seçimlere oylarını almak&lt;br /&gt;için aldatan, kullanmaya çalışan, inançlarını, kültürlerini aşağılayan,&lt;br /&gt;Maraşlar'ı, Sivaslar'ı, Gaziler'i yaratan bu devlet değilmiş gibi,&lt;br /&gt;kendilerini devlete kanıtlamaya çalışıyorlar. Alevilerin Devrimcilerle&lt;br /&gt;bağlarının olmadığını, kendilerinin ne kadar "barışçı!" olduğunu&lt;br /&gt;kanıtlayarak, devletin zulmünden kurtulmak gibi zavallı ve boş hesaplar&lt;br /&gt;yapıyorlar. ***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*bir Osmanlı geleneği olan böl ve yok et politikası Alevilerin demokrat&lt;br /&gt;güçlerle aralarının açılmasını güçlü bir muhalefet yapma yeteneğini&lt;br /&gt;kaybetmesini istemektedir.AKP nin son kandırma taktiği alevi açılımı ve&lt;br /&gt;çalıştay buna çok güzel örnektir.okullardaki ders kitaplarına konulmaya&lt;br /&gt;çalışılan sözde Alevilikle ilgili bilgilerde dahi Sünnileşme alttan alta&lt;br /&gt;işlenmiştir. Aleviler asimile edilirken aynı zamanda da&lt;br /&gt;doğruları gösteren devrimci ve demokratlardan uzak tutulmaya çalışılıyor.*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*sosyalistler,devrimci demokrat güçler insan hakları savunucuları&lt;br /&gt;kurumlarıyla beraber Gaziantepte Alevi bektaşi derneği ile yıllardır ortak&lt;br /&gt;etkinlikler eylemlilikler düzenlemiştir kısa zaman önce yönetime gelen bu&lt;br /&gt;yöneticiler ise alaşılan bu duruma tahammül edememiş olsa geek ki muhalefet&lt;br /&gt;yaparak kongreye gitmiş ve yönetime geldikleri andan itibaren de her türlü&lt;br /&gt;gerici politikalara başlamışlardır. ilk iş olarak Gaziantepteki kurumlarla&lt;br /&gt;diyaloğu kestiler ardından 2 temmuz öncesi İ.H.D gibi uluslararası bir&lt;br /&gt;kurumun 2 temmuzda ortak etkinlik teklifini - 2 TEMMUZA SİVASA GİDİYORUZ&lt;br /&gt;GELDİĞİMİZ HAFTA SONU DA ANMAYI KENDİMİZ YAPACAĞIZ SİZ İSTERSENİZ KATILIN&lt;br /&gt;-şeklinde reddettiler. salon isteğinede ARTIK KURUMLARA SALON VERMEYECEĞİZ.&lt;br /&gt;diyede dahada tepeden baktılar. *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*2 temmuzda bazı devrimci grupların C.H.P ile ortak yürümeme isteği sonucu&lt;br /&gt;il merkezindeki eyleme katılmaması ile oluşan farklı bir platform da 2&lt;br /&gt;temmuzu Alevi halkın yoğun olduğu Düztepe de yürüyüş ve basın açıklaması&lt;br /&gt;ile anmak istedi yürüyüş cemevine 1 kilometre kadar uzaktan Düztepenin kalbi&lt;br /&gt;sayılan titiz cd den başlayacak meşalelerle yürünerek cemevi önünde basın&lt;br /&gt;açıklaması yapılacaktı.platform İ.H.D dende desteğini istedi.*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* 1 temmuzda ve 1 günlük çalışmayla oluşan bu demokratik anma proğramına&lt;br /&gt;tereddütsüz desteğimizi vereceğimizi belirtip yönetim kurulu ve&lt;br /&gt;aktivistlerimizle orada olup destek verdik.güvenlik güçleri de platform&lt;br /&gt;sözcüsüyle görüşüp nereye yürünüp ne olacağını sorduktan sorda geri çekilip&lt;br /&gt;izledi bu demokratik eylemi.ki bizde orada idik olumsuz bir durumda bizde&lt;br /&gt;müdahale ederdik. hiç sorun yaşanmadan önce kısa müzik dinletisi ardından&lt;br /&gt;yürüyüş başladı tam cemevi önüne gelindiki demir sürgülü kapı hızlı hızlı&lt;br /&gt;kapatıldı .platform zaten içeri girmeyecekti ama cemevi bahçesin dekileride&lt;br /&gt;dışarı çıkarmadılar. dernek yöneticisi BEKTAŞ KAYA (genel merkez de&lt;br /&gt;aranarak görüşü alındığı iddaada ediliyor) sivas dönüşü yoldan antepteki&lt;br /&gt;diğer yönetici ARKIN BEREKET,i arayıp -KAPILARI KAPATIN **POLİSEDE SÖYLEYİN&lt;br /&gt;ONLAR BİZDEN DEĞİL**.diyor doğrudur aslında yukarıdaki tarihsel anlatımda&lt;br /&gt;alevilik öğretisine bakarsanız bu lafı kullanan bizden değildir .*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*CEMEVİNE SİYASET SOKUYORLAR .diyor cemevinin dedesi İSMAİL DEDE .ama&lt;br /&gt;kendisinin son cem sonrası cem dağılırken topluma-HAFTAYA CEMİ MİZE BELEDİYE&lt;br /&gt;BAŞKANI GELECEK** TEMİZ GİYİNİN ÇOCUKLARINIZI GETRİRMEYİN **diyor.*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*1 cem,e belediye bşk gelmesi siyaset değilmi*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*2 cem,e çocuk getirmeyin diyorsun senmi belirleyeceksin kimin gelip&lt;br /&gt;gelmeyeceğini. *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*3 kapıları kapatmaya senin ne hakkın var oradakilerin çoğu senin üyen ve&lt;br /&gt;düztepede oturan Alevi halkı sen kime nereyi kapatıyorsun.*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*4 polise bizden değil demekle neyi kasteddin.sivası yakanları lanetleyen&lt;br /&gt;halka bizden değil derken sen kimden oluyorsun ? AKPak duru bir su&lt;br /&gt;değilsiniz.oldukça bulanıksınız ama biz ne olduğunuzu neye hizmet ettiğinizi&lt;br /&gt;az çok görüyoruz*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Pazar günkü yaptığınız anma proğramına neden yıllardır sizinle yürüyen&lt;br /&gt;demokratk kurumları da davet etmediniz.belediye başkanı ve vali yi çağırarak&lt;br /&gt;protokol yapıyorsunuz da kurumları neden çağırmadınız ?&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*bu derneğin yeni yönetimi iş başına geldiği günden bu yana demokratik&lt;br /&gt;kurumlara karşı iteleme tarzı yol izlemektedir. oysaki yıllardır aleviler&lt;br /&gt;deyince akla gelen ilk şey demokrasi mücadelesi dir .ancak şimdi ne olduda&lt;br /&gt;demokrasi mücadelesi verenlere sırtınızı dönmeye çalışıyorsunuz.yoksa AKP&lt;br /&gt;nin açılım aldatmacası sizleridemi etkiledi.bu ülkeye onurluca direnen&lt;br /&gt;bedel ödeyen devrimciler demokratlar aydınlar yetiştirdiniz bu insanlar&lt;br /&gt;demoratik bir ülke ve alevi toplumunun özgürce yaşaması için canlarını&lt;br /&gt;verdiler kapkara bir ampülü olan partinin sahte ışığı için değil.*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* ***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Önce açıktan katliam yaparken yeni yöntemleri sanırım aydınlanmanın AKP&lt;br /&gt;ampülünde devam etmesi.demokratik muhalefet yerine verilen kırıntılar ve&lt;br /&gt;yalan yanlış ders kitapları vaatleri ile .demokrasi güçleriyle bağı&lt;br /&gt;koparmak.yeni yöntem bu görünüyorki inanın yakmalardan katliamlardan daha da&lt;br /&gt;kötüsüdür bu .*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*katliamlar ölümler bizlere biz olmayı bir olmayı unutturmaz diri&lt;br /&gt;kalırız. PİR SULTAN ÇOK ÖLDÜ ÇOK DİRİLDİ*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*ama bizleri bölerlerse ne bizlik kalır nede direngenlik .işte istedikleri&lt;br /&gt;bu.*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* yüzyıllardır yenemedikleri kurutamadıkları bu toplumu asıl gücünü aldığı&lt;br /&gt;ve gücünü verdiği demokratik kurumlardan uzak tutmak.cemevini ibadet yapılan&lt;br /&gt;yer diye camiye çevirmek isteniyor.oysa cemevi aydınlanmanın ülkemizdeki&lt;br /&gt;önemli yerlerinden biridir bir kültür yuvasıdır .gençler semahı bağlamayı&lt;br /&gt;deyişleri burada öğrenir geçmişlerini burada yaptıkları panellerle&lt;br /&gt;forumlarla anmalarla burada hatırlar .mücadele etmeyi burada&lt;br /&gt;öğrenirler,şimdi burayı cami gibi yapmaya kalkmak sadece ibadet yeridir&lt;br /&gt;demek kendi benliğimize hakarettir .*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*tüm bu olumsuzluklarla ilgili yönetimin öncelikle ALEVİ TOPLUMUNDAN DÜZTEPE&lt;br /&gt;HALKINDAN VE TÜM DEMOKRATİK KAMOYUNDAN ÖZÜR DİLEMESİ gerekmektedir. aksi&lt;br /&gt;takdirde tarih önünde sorumlu tutulacaklardır.ve bu keyfiyetin böyle sürüp&lt;br /&gt;gideceğini düşünüyorlarsada aldanırlar.dernek üyeleri,düztepe halkı, 2&lt;br /&gt;temmuz akşamı cemevi önünde yaşananları gördü ve gereğini&lt;br /&gt;yapacaktır.demokratik kamoyuda halkın bu ışık insanlarının&lt;br /&gt;yanındadır.KIZILBAŞLAR KİME BOYUN EĞDİKİ BÖYLE BİR YÖNETİME EĞSİN.*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*BİZ gericiliğin her türlü yöntemine karşı mücadele edeceğiz.Alevi toplumu&lt;br /&gt;yalnız değildir ve yalnız bırakılmayacaktır.*&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*FARUK EROĞLU *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İ.H.D myk üyesi*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*İ.H.D gaziantep yöneticisi.* &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-7802960855387596528?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/7802960855387596528/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/07/gaziantep-alevi-kultur-dernegi-yonetimi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7802960855387596528'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7802960855387596528'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/07/gaziantep-alevi-kultur-dernegi-yonetimi.html' title='GAZİANTEP ALEVİ KÜLTÜR DERNEĞİ YÖNETİMİ AKPak mı?'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-4983603904229142329</id><published>2009-07-06T01:01:00.000-07:00</published><updated>2009-07-06T01:04:54.772-07:00</updated><title type='text'>Ahmet NESİN / ÖNCÜ AYDININ NE OLDUĞUNU AZİZ NESİN ÖĞRETTİ BİZE?</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SlGv8wIeCQI/AAAAAAAAAEk/MOIG-w6dHK8/s1600-h/Ahmet-Nesin.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 204px; FLOAT: left; HEIGHT: 220px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355254890167666946" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SlGv8wIeCQI/AAAAAAAAAEk/MOIG-w6dHK8/s320/Ahmet-Nesin.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Ne garip bir duygu insanın babasının ölüm yıldönümlerini yaşaması, çok değişik bir an. Şu an yaşıyormuş gibi bir hisse kapılıyorsun, ama aynı anda beynin sana hükmediyor ve zaten öldüğünü söylüyor… Gerçeği bilmene karşın “Babam birazdan ölecek…” gibi saçma bir düşünce yerleşiyor beynine… O yüzden 14 yıldır 1-2 tanesi hariç bütün ölüm yıldönümlerini hemen hemen hep yalnız geçiririm… Birilerinin yanında olursam ona verdiğim AĞLAMAMA sözünü tutamam gibi geliyor… Oysa 14 yıldır tutuyorum bu sözümü, ne kadar zor bir bilseniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım Aziz Nesin’in öyküleri, romanları, oyunları, şiirleri ve gezi kitaplarından öğrendiklerimiz dışında öğrendiğimiz ve şu anda eksikliğini hissettiğimiz bişey var, “Öncü aydın…” kimliği yada kişiliği… Türkiye’de olanlara, ülkenin gündemine hakim olabilmek ve diğer aydınlarla birlikte tavır almak için öncülük yapmak. Hatta kimileyin gündemi de belirleyebilmek… &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 88px; DISPLAY: block; HEIGHT: 114px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355255005673302866" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SlGwDebKK1I/AAAAAAAAAEs/1rLntodmJVc/s320/images.jpg" /&gt;En önemli kurum sanırım Türkiye Yazarlar Sendikasıydı. “Üye sayısı en az, ama kitle olarak en kalabalık sendikayız.” demişti. Bunu dediğinde sanırım sendikanın 200 üyesi ya vardı yada yoktu. Ama bu kadar yazarın okur kitlesini hesapladığımızda çok ciddi bir iletişim ve etkileşim ağı çıkıyor ortaya… TYS önemli bir sivil toplum örgütüydü, bugünkü toplumsal olaylarda sesini duymamak ne acı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül günleri geldi aklıma, yurtdışındaydın. Kalp krizi geçirmiş ve yoğun bakıma alınmıştın, biran önce buraya gelmek istiyordun da oradaki doktorlar izin vermemişlerdi. Hemen ertesinde İstanbul Baro Başkanı ve Barış Derneği yönetim kurulu üyesi Orhan Apaydın ve ailesi evde gözaltına alınmışlardı… Nedenini hâlâ çözemedim, ama Ataol Behramoğlu’nu benim evden soruşturmuştu polis. Kapıyı açtığımda ya beni yada seni almaya geldiler sanmıştım. Ataol sanırım karşıya taşınmıştı o günlerde, ben de ters istikamete taşındığını söyledim. Sonra onu da aldılar içeri. Ondan sonra da Türkiye Yazarlar Sendikası İkinci Başkanı yada Genel Sekreteri Demirtaş Ceyhun’u… Bir de İtalya’dan tatile gelen ve arama sırasında Nesin Vakf’ında olan büyük ağabeyim Ateş’i… Yıllarca pasaport vermediler Ateş’e ve yaşamıyla oynadılar bir anlamda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hergün ikişer kere Apaydınları, Demirtaş Ağabeyin eşi Günöz Ablayı ve Ataol’un o zamanki eşi Ludmila’yı arıyordum. Bişeylere gereksinimleri olup olmadığını soruyordum. Ne yapabileceksem tek başıma onlar için. Sanırım iki nedeni vardı aramamım, hem onlara moral vermeye çalışıyordum, hem de kendime moral veriyordum. Çünkü onlardan daha önemli –tabii o dönemde benim için- örgüt arkadaşlarım vardı devamlı alınan, onların ailelerini aramam olanaksızdı. Bir de üstüne üstlük sıkıyönetim muhabiri olduğumdan davalarında onları izliyor, ama selam veremiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu telefonlar sırasında Demirtaş Ceyhun benim birdenbire ikinci babam oldu. Yada 12 Eylül babam. Ozan Ceyhun yurt dışına çıkmış, Demirtaş Ceyhun da gözaltında. En büyük çabam babama haber ulaştırmak ve Demirtaş Ağabey çıkmadan Türkiye’ye dönmesini geciktirmek. Beni ne kadar dinlerdi ya, ama ben yapmaya çalıştım… Zaten havaalanına da Demirtaş Ceyhun’la beraber gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günöz Ablayı hemen aramıştım Demirtaş Ağabey içeri alınınca. Tanışıyoruz, ama hiç telefonda konuşmamışız. Ahmet olduğumu söyledim, benimle öyle ilginç konuştu ki, sanki ben yurt dışındaydım. Sevecen, ama hep bişeyleri gizleyen bir konuşma. Gerçi 2-3 dakika sonra konuşmamız normale dönüştü, ama bu benim kafamda soru olarak kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan bikaç ay geçti, üçümüz biyerde içiyoruz, sanırım onların evinde, o zaman anlattı bana Günöz Abla neden öyle konuştuğunu. Ozan Almanya’ya giderken aralarında bir anlaşma yapmışlar, Ozan onları Almanya’dan Ahmet diye arayacak. Demirtaş Ağabey alınır alınmaz ben Ahmet diye arayınca oğlu Ozan sanmış Günöz Abla, tam açık konuşmamasının nedeni ondan… Ozan’ın Almanya’daki durumu normalleşene kadar devamlı aradım yıllarca Günöz Abla’yı, sesimiz de benziyormuş telefonda… Onlar da beni hep 12 Eylül sonrası manevi çocukları gibi sevdi. 2 gün önce yoğun bakıma almışlar Demirtaş Ağabeyi, umarım çabuk toparlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu insanlar 12 Eylül faşizmi sonrası çok önemli, şeyler yaptılar. Yazdıkları bildirilerde bugünlerin geleceği yazılıydı. Aydınlar Dilekçesi’ni aynen kopyalasanız ve bugün imzaya açsanız bişey değişmediğini, hatta daha da beter olduğunu görürsünüz. O yüzden “Aydınlanma Konferansı”nın yapılmasını istedi Aziz Nesin. Dincilerin nasıl geldiklerini çok açık görüyordu. Ömrü yetmedi, ama daha sonra Ankara’da yapıldı bu konferans…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte öncü aydın kimliği sanırım burada ortaya çıkıyor. Bugün oturup düşünüyorum, Aydınlar Dilekçesi’ni imzalayanlar, Kürt Konferansı’na destek verenler, Emek dilekçesi, YÖK’e karşı BİLAR AŞ’yi destekleyenler neredeler… Ne yazık ki Aydınlar Dilekçesi’ni bırakın imzalayanları, yazanlardan bir kısmı AKP’yi destekliyor, türban dilekçesine imza veriyor. Aziz Nesin öldüğünden beri ne değişti peki… Çok şey değişti, dini açıdan Türkiye daha tehlikeli bir noktaya geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte burada Aziz Nesin’in öncü aydın kimliği ve kişiliğinin önemi çıkıyor ortaya… Ne yazık ki o dönemde Aziz Nesin ve bikaç arkadaşının yanında birleşen aydınlar, şimdi Gülen ve Soros etrafında birleşmiş durumdalar. Ordunun darbe yapma olasılığının önünü kesmenin en kolay yolu aydınların alacağı tavırdır, dincilere karşı da tavır alarak, aydın dincilerle beraber orduya tavır almaz. Darbe intikamı “Kana kan intikam” mantığıyla değil demokrat aydın tavrıyla, hem dincilerden, hem de askerlerden uzak durarak alınır. Anti militarist tavır asker düşmanlığıyla eşanlamlı hale geldi şimdi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünün öncü aydın kimliğini ABD’li bir zengin belirliyor, demokrasiyi kendi kurduğu sivil toplum örgütüyle belirlemek istiyor. Bastırıyor parayı, radyosunu da kuruyor, panel paralarını da yağmalıyor, solumsularla dinci sendika başkanını da aynı Sivil Toplum Örgütüne sokuyor, gazeteleri de var, işin içinde TÜSİAD da var, üniversiteler de var. Kürt konferansı, Kadın Hakları, Çocuk Hakları, Ermeni Sorunu bu Soros denilen herifin parasıyla beslediği yönetim kurullarının elinde. Aziz Nesin öldükten sonra öncü Türk aydınını da Soros-Gülen ikilisi belirliyor… Sonrada Türkiye’de şeriat yasaları yok, biz aramıza bir de AB’yi katıp demokrasiyi getireceğiz diyorlar. Sizin başka işiniz neyim yok mu len…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Nesin’le beraber sanırım öncü Türk aydını da öldü, babamın ölümüne gayet doğal olarak çok üzülüyorum, ama diğeri daha çok yakıyor beni…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-4983603904229142329?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/4983603904229142329/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/07/ahmet-nesin-oncu-aydinin-ne-oldugunu.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/4983603904229142329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/4983603904229142329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/07/ahmet-nesin-oncu-aydinin-ne-oldugunu.html' title='Ahmet NESİN / ÖNCÜ AYDININ NE OLDUĞUNU AZİZ NESİN ÖĞRETTİ BİZE?'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SlGv8wIeCQI/AAAAAAAAAEk/MOIG-w6dHK8/s72-c/Ahmet-Nesin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-3138486111587461608</id><published>2009-06-29T08:20:00.000-07:00</published><updated>2009-06-29T08:24:12.857-07:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan / Durmak Yok, Açlık ve Sefalete Devam !</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Skjcj1X8mOI/AAAAAAAAADU/mJGFccMGulY/s1600-h/untitled5eu7.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 226px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352770665310886114" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Skjcj1X8mOI/AAAAAAAAADU/mJGFccMGulY/s320/untitled5eu7.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="mailto:ekim1917@hotmail.com"&gt;ekim1917@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;29 Haziran 09&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Asgari ücrete alay edercesine zam. Türk-İş'in Haziran ayı "Açlık ve Yoksulluk Sınırı" raporuna göre, dört kişilik bir ailenin dengeli, sağlıklı ve yeterli beslenebilmesi için Haziran ayında yapması gereken gıda harcaması tutarı 733 TL olarak hesaplandı. Yoksulluk sınırı ise 2 bin 389 TL oldu. Mayıs ayında açlık sınırı 744 TL, yoksulluk sınırı 2 bin 424 TL olmuştu. Evet Yoksulluk sınırı 2 bin 424 TL ve asgari ücret 527 TL’den 546 TL oluyor, Emeğiyle kazanları ve insanlığı yok sayan bu sistem yoksulluk sınırın çok altında olan asgari ücrete 19 TL zam yaparak adeta işçilerle alay ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakanlık çalışma genel müdürü ve yardımcısı, Bakanlık iş sağlığı ve güvenliği genel müdürü ı, Devlet İstatistik Enstitüsü Ekonomik İstatistikler Dairesi Başkanı (veya yardımcısı), Hazine Müsteşarlığı temsilcisi, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı'ndan konu ile ilgili dairenin başkanı veya yetki vereceği bir görevli, en çok işvereni bulunduran işveren kuruluşunun değişik işkolları için seçeceği 5 temsilci ve nihayet en çok işçiyi örgütlemiş bulunan Konfederasyonun değişik işkolları için seçeceği 5 temsilciden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu'ndan başka bir oranın çıkması mümkün değildi. İnsanlığa açlığı ,yoksulluğu reva gören bu sistem, sistemlerinin sür git devam etmesi için ellerinden geleni yapıyor. Tarımı, köylülüğü ve hayvancılığı bitirerek insanların yaşam alanını kısıtlayan, onlardan zorla aldıklarını onlara sadaka vererek gönüllerini kazandıklarını sanan bu sistem hala daha insanları kandırmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların günümüzde bir ekmek parası bile bulamazken , yoksulluk sınırının çok altında olan asgari ücret yaşama , öl der gibi insanlarla alay edilircesine ölüme terk ediliyor. Gençler pempe dizilerle uyutuluyor, Polat vari dizilerle katillik normal bir şeymiş gibi sunuluyor.&lt;br /&gt;Bir yandan halkın değerlerini yok ediyorlar, bir yandan da halkı bölerek birbirine düşmanlaştırıyor. Çünkü birleşen ve örgütlenen bir halkın karşısında hiçbir gücün duramayacağını çok iyi biliyor. Sömürücüler bir avuç. Halklar ise milyonlardan oluşuyor .Bunun için artık bizlerle alay edemeyeceklerini onlara göstermeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmit'te Emine-Fahri Ödügel ailesinin içinde bulunduğu insanlık ayıbını anlatmaya kelimeler yetmez. Emine-Fahri Ödügel çifti 4 ay öncesine kadar M.Alipaşa Mahallesi’nde oturuyordu. Fahri Ödügel, Sanayi Sitesi’nde bir boya atölyesinde görev yapıyor. Biri 2, diğeri 1 yaşında iki çocuğu olan çift, kirayı ödeyemedikleri için evlerinden atıldılar. Bunun üzerine Körfez Mahallesi Şehit Remzi Sokak’ta bir tanıdıklarının yanına sığındılar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bunun örneklerini yazmakla bitiremeyiz, sokakta yatan , hala daha çöpten ekmek toplayarak yaşayan ve ölüme terk edilen milyonlaraca insanın sadece 19 TL ye ihtiyacı yok, onların ihtiyaçlarını sizler daha iyi biliyorsunuz. Demokratik haklarını bile kullanmasını bilemeyen bu insanların bu zaafından bile yararlanan bu sistemden ,insanlığı ancak insanlık düzeni kurtaracaktır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-3138486111587461608?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/3138486111587461608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/06/kemal-dogan-durmak-yok-aclk-ve-sefalete.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/3138486111587461608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/3138486111587461608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/06/kemal-dogan-durmak-yok-aclk-ve-sefalete.html' title='Kemal Doğan / Durmak Yok, Açlık ve Sefalete Devam !'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Skjcj1X8mOI/AAAAAAAAADU/mJGFccMGulY/s72-c/untitled5eu7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-3000492474087526165</id><published>2009-06-22T10:58:00.000-07:00</published><updated>2009-06-22T11:00:55.108-07:00</updated><title type='text'>AVUKAT FİLİZ KALAYCI HALA TUTUKLU… SORUYORUZ, “NEDEN”?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sj_GyWwlRPI/AAAAAAAAAC8/fp_SA5I0zWg/s1600-h/16_162CEZA2%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350213450744546546" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sj_GyWwlRPI/AAAAAAAAAC8/fp_SA5I0zWg/s320/16_162CEZA2%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;İnsan hakları savunucusu, İnsan Hakları Derneği Merkez Yönetim Kurulu üyesi, avukat Filiz Kalaycı, 27 Mayıs 2009 günü bir müvekkiliyle ilgili olarak gittiği 11. Ağır Ceza Mahkemesi önünde gözaltına alınarak Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü, ardından da birkaç saat önce avukat olarak gittiği mahkemeye bu kez “sanık” sıfatıyla çıkartıldı. Kalaycıoğlu, o tarihten bu yana Sincan F Tipi Cezaevi’nde tutuklu olarak yargılanmayı bekliyor.&lt;br /&gt;Filiz Kalaycı daha önce de, 12 Mayıs 2009 tarihinde üç avukat arkadaşıyla birlikte gözaltına alınmış ve ancak 15 Mayıs’ta çıkartılabildiği mahkeme tarafından, diğer arkadaşlarıyla birlikte yurtdışına çıkmaması koşuluyla serbest bırakılmıştı. Kalaycı’nın yeniden tutuklanması, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının bu tahliye kararına itirazı sonucu gerçekleşti. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Kalaycı’nın tutuklanma şekli, Türk hukuk sistemine aşina herkesin malûmu bir tarzda gerçekleşti: tehdit ve şantaj sonucu alındığı bizzat imzalayan kişi tarafından mahkeme huzurunda dile getirilen bir ifade… iki yıllık aralıksız “teknik takip” sırasında kaydedilen ve olmadık anlamlar çıkarsanan ucu açık, rasgele cümleler… Basın önünde yaptığı, insan hakları ihlalleriyle ilgili açıklamalar… Herhangi bir Baro’ya kayıtlı olmadığı Ankara Barosu’nca açıklanan bir “avukat”ın (?) ihbar mektubu… Benzer suçlamalarla gözaltına alınan diğer avukatların serbest bırakılmasına karşın Kalaycı’nın “suçun önlenmesi ve kamu düzeninin sağlanması” gerekçesiyle yeniden gözaltına alınması, bir Kafka cumhuriyetinde yaşamakta olduğumuzu bir kez daha anımsatıyor hepimize… &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Ama biz Filiz Kalaycı’nın neden tutuklandığını biliyoruz… O, her onurlu insanın yapması gerektiği gibi sömürünün, her türlü tahakkümün, kaba milliyetçiliğin, ırkçılığın, cinsiyet ayırımcılığının karşısına dikilen ödünsüz muhalefeti nedeniyle tutuklu şimdi. O, tıpkı apar topar tutuklanan KESK’liler, DTP’liler gibi, AKP hükümetinin ezilenler-sömürülenler cephesinin muhalefetine yönelik “şantaj” politikasının sonucu tutuklandı. AKP iktidarı, insan hakları savunucuları, emek örgütleri, ezilenlerin temsilcilerine yönelik baskıları yoğunlaştırarak bunalımlarının üzerini örtmeye çalışıyor. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Kişinin salt haksızlıklara karşı durduğu için muğlak gerekçelerle tutuklandığı ve yargılanmasının belirsiz bir süreye yayıldığı bir Kafka ortamı, egemenlerin sık sık gönderme yapmayı pek sevdikleri “Hukuk Devleti” fikrini zehirler. Bu zehrin, hiç kimse, ne yargıçlar, ne Adalet bakanları, ne Başbakanlar için bir panzehri yoktur.&lt;br /&gt;Bu zehirli iklime “Hayır” diyoruz! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Filiz Kalaycı’ya ve öteki İnsan Hakları aktivistlerine özgürlük!&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-3000492474087526165?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/3000492474087526165/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/06/avukat-filiz-kalayci-hala-tutuklu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/3000492474087526165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/3000492474087526165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/06/avukat-filiz-kalayci-hala-tutuklu.html' title='AVUKAT FİLİZ KALAYCI HALA TUTUKLU… SORUYORUZ, “NEDEN”?'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sj_GyWwlRPI/AAAAAAAAAC8/fp_SA5I0zWg/s72-c/16_162CEZA2%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-1497760772646608077</id><published>2009-06-21T04:32:00.000-07:00</published><updated>2009-06-21T04:35:51.849-07:00</updated><title type='text'>Mutlu ŞAHİN / UĞUR KAYMAZ'A MEKTUBUMDUR - 4</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sj4bEqkJh5I/AAAAAAAAAC0/c0L7IBXvzEA/s1600-h/10265.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349743174322063250" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 310px; CURSOR: hand; HEIGHT: 210px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sj4bEqkJh5I/AAAAAAAAAC0/c0L7IBXvzEA/s320/10265.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Ben kargaşalığın çocukluğunu oynuyor, soytarısı olmayan kelimelerin krallığını yapıyorum. Ve ölülerimi yatırıyorum gözlerime... Her masal kendinden kaçıştır derdin, ve her masal bir kahraman yaratır içinde... Kirpiğine asılı kalıyor masal.. Gidişlerini imzalıyor kahraman...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Ceplerinde kırık gece masalları duruyor, öksüzlüğünü avutuyor sonbahar.. Kuşlar yuvalarını terk ediyor, saatleri infaza çekiyor gelmeyişin, yavaş yavaş meçhule gidiyor hayat, teker teker gidiyorlar hiç olmayan ülkelere, hiç olmayan coğrafyalara hiç olan haritalarda... iki cenaze arası mola vermiş iştahlı bir ölü taşıyıcısı gibi yabancı kalmış ruhum özgürlüğe ve hayata...Ey çocuk alfabetik sırayla kurşuna dizdiler bizi, satır satır kestiler, kelime kelime..&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Kimimiz semaha döndük yangınlarda, kimimiz güneşli bir pazar sabahı hücre hücre açlığa yatırdık bedenlerimizi, lakin sevgili uğur, İran'lı bir şair diyor ki: ''Aşk'a uçarsan kanatların yanar'' , ve bu şiire cevaben Mevlana diyor ki: ''Aşk'a uçmazsan kanat neye yarar''...''Aşk'a kanatlanan'' sevgili uğur bekle bizi maviye sevdalı bir ülkede, bekle bizi Leyla'sına ağlamaklı mecnun yoldaşım, Aslı'sına kavuşması prangalı Ferhat, bekle bizi hase'nin Naze'ye olan sevdası gibi...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-1497760772646608077?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/1497760772646608077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/06/mutlu-sahin-ugur-kaymaza-mektubumdur-4.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/1497760772646608077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/1497760772646608077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/06/mutlu-sahin-ugur-kaymaza-mektubumdur-4.html' title='Mutlu ŞAHİN / UĞUR KAYMAZ&apos;A MEKTUBUMDUR - 4'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Sj4bEqkJh5I/AAAAAAAAAC0/c0L7IBXvzEA/s72-c/10265.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-52470284720927888</id><published>2009-06-10T06:15:00.000-07:00</published><updated>2009-06-10T06:18:13.302-07:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan / Yeni 15-16 Haziranlara......</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Si-ydYqyEYI/AAAAAAAAACM/3Wa3Sn_EAi0/s1600-h/15haziran.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345687500619911554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 213px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Si-ydYqyEYI/AAAAAAAAACM/3Wa3Sn_EAi0/s320/15haziran.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Türkiye İşçi Sınıfı tarihinde 15-16 haziran işçi ve emekçilerin önemli köşe taşlarından biridir. 15-16 haziran 1970 işçilerin ayaklanması türkiye devrimci hareketi içinde önemli adımlar atılması ile beraber mücadelenin önündeki engellerin aşılmasında bir adım ileriye taşımış oldu. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;16 Haziran'da ise Gebze'den başlayan işçi yürüyüşü, Kartal'dan katılan işçilerle birleşerek Bağdat Caddesi üzerinden Kadıköy İskele Meydanı'na kadar ulaştı. 16 Haziran'da da, kentin Topkapı dışındaki kesimlerinden gelen kollar birleşip, Aksaray üzerinen önce Sultanahmet'e, oradan Cağaloğlu'ndan geçip Eminönü'ne geldiler.  Valilik Haliç üzerine yer alan o zamanki iki köprüyü de açtırarak, işçi ve emekçilerin Beyoğlu tarafına geçmesini engelledi.  Levent ve Beyoğlu'nda da küçük yürüyüş kolları oluşmuştu.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;İşçiler, emekçiler pek çok fabrikadan 150 Bine yakın İşçi katıldı. Olayların birinci günü akşamı Bakanlar Kurulu 60 günlük bir sıkıyönetim ilan etti .  DİSK ve bağlı sendikaların yöneticilerinin ve İşçilerden pek çoğu sıkıyönetim mahkemelerince tutuklandılar ve yargılandılar. 16 Haziran'da Ankara, Adana, Bursa ve İzmir'de de vb yerlerde emekçiler sokaklara döküldü. O büyük günde Kadıköy'de açılan ateşle 3 işçi yaşamını yitirdi, 200'den fazla işçi yaralanmıştı. 15-16 haziran büyük işçi direnişinin 39. yılında Türkiye Devrimci Hareketi ve işçi sınıfı yeni 15-16 haziran ruhunu bizlere yaşatacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Yaşasın 15-16 Haziran Direnişimiz!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Yaşasın sınıf dayanışması!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-52470284720927888?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/52470284720927888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/06/kemal-dogan-yeni-15-16-haziranlara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/52470284720927888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/52470284720927888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/06/kemal-dogan-yeni-15-16-haziranlara.html' title='Kemal Doğan / Yeni 15-16 Haziranlara......'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Si-ydYqyEYI/AAAAAAAAACM/3Wa3Sn_EAi0/s72-c/15haziran.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-571981685080413489</id><published>2009-06-06T11:27:00.000-07:00</published><updated>2009-06-06T11:34:19.371-07:00</updated><title type='text'>TEMEL DEMİRER / ÜÇÜ BİRDEN GİTTİ[*]</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;“İnsanları severim&lt;br /&gt;haksızlığa yumruk gibi sıkılan insanları.”[1]&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Üçü birden gitti; ardı ardına…&lt;br /&gt;Üçü birden gitti; hepimize onur, vicdan, mücadele, ahlâk, ısrar ve kararlılığın ne demek olduğunu bir kez daha hatırlatarak…&lt;br /&gt;Honore de Balzac’ın, “Yoksulluğun hüküm sürdüğü yerde ne utanma kalır, ne suç, ne namus, ne de ruh,” diye betimlediği coğrafyamızdaki çürümenin orta yerinde Onlar; geleceğin yol gösterici muştularıydı…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Karl Marx’ın, “Bir kutupta servet birikimi, diğer kutupta, yani kendi emeğinin ürününü sermaye şeklinde üreten sınıfın tarafında, sefaletin, yorgunluk ve bezginliğin, köleliğin, cahilliğin, zalimliğin, aklî yozlaşmanın birikimi aynı anda olur”…&lt;br /&gt;Veya V. İ. Lenin’in, “Eğer bir toplumda, devrim ve toplumsal değişim için koşullar olgunlaşmışsa, ama bu toplumsal değişimi gerçekleştirecek bir güç yoksa, o toplum için için çürümeye başlar”…&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ya da Paul Krugman’ın, “İçinde bulunduğumuz siyasi hava ekonomik eşitsizliklerin derinleşmesinde gerçekten de çok belirleyici mi? Evet, siyasi kutuplaşma ve partizan yaklaşımlar ekonomik eşitsizliği daha da derinleştiriyor…”[2] saptamalarının somutlandığı günümüz Türkiye’sinde (ve elbette yerküresinde) Onlar; “haksızlığa yumruk gibi sıkılı insanlar”dılar… Bunun yanı sıra “ne”yi, “nasıl” yapacağımızın da örnekleriydiler…&lt;br /&gt;Nihayet Onlar, Mayakovski’nin dizelerindekiydiler: “Siz/ ürkek çocukları/ hüznün,/ ve siz/ gökyüzünün/ mavi olduğunu unutanlar!/&lt;br /&gt;Dinleyin artık/ Susun da!/&lt;br /&gt;Belki de/ son/ aşkıdır/ bu/ gökyüzünün:/&lt;br /&gt;Ki onulmaz yarası/ Kanar da kanar…” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;AŞIK İHSANİ&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Siq12RXnOsI/AAAAAAAAABs/BlHZHPh5_fA/s1600-h/ihsani_02.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5344283851808520898" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Siq12RXnOsI/AAAAAAAAABs/BlHZHPh5_fA/s320/ihsani_02.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Karanlıkları aydınlatma ısrarının bir diğer adı olan Aşık İhsani, Onlardan biriydi…&lt;br /&gt;“Devrimci aşık geleneğinin ilk temsilcisi”ydi; 68 kuşağının “Militan Ozan”dıydı; “Türküleriyle binlere seslendi” O…&lt;br /&gt;Onu “Korkuyorlar, korkacaklar, korksunlar/Geliyoruz, geleceğiz, yakındır” dizeleriyle başlayan türküsüyle hatırlıyorum… O 21 Nisan 2009 günü, 77 yaşında Diyarbakır’da toprağa verirken, hâlâ da belleğimde çınlıyor sözleri…&lt;br /&gt;Üzerine yıldızların yağdığı bir isyan…&lt;br /&gt;Ya da İrfan Sarı’nın dizelerinde anlattığı: “yürüdü/ tarih olan taşlar arasında/ tarih yazmak için/ sonra/ yavaşça durdu/ gözyaşından buhar çıkarcasına/ son istasyonda durmuş/ kara bir tren gibi...”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Onu 1960’lı yıllardan anımsarsınız…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Göğsüne kadar inen sakalıyla, havaya kaldırılmış sazıyla, kısa boyuna karşın görkemli bir görüntüsü vardı. Sevgilisi, yâreni Güllüşah’laydı çoğunluk sahnelerde…&lt;br /&gt;Hatırlamayan var mı? “Aşık İhsani’deki heyecan, insanı şaşırtacak kadar yüksekti. İşçilerden, emekçilerden, özgürlük ve demokrasiden, sosyalizmden söz edince yerinde duramaz, heyecanlandıkça heyecanlanırdı. İlerleyen yaşına rağmen sazını eline almazdan edemezdi…”[3]&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yoksuldu, yoksullardan yanaydı…&lt;br /&gt;“1961 Anayasası’yla 1962 yılında Türkiye İşçi Partisi (TİP) kurulur ve siyasal yelpazede köktenci bir muhalefet odağı olarak sol uçta yerini alır. O pos bıyıklı, koca sakallı, gür sesli adam da devrimcileşir, esmeye başlayan devrimci rüzgârın seslerinden biri olur. TİP toplantılarında, öğrenci mitinglerinde her zaman sahnededir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;‘Sorumluyum ben çağımdan/ Düz ovamdan dik dağımdan/ Sömürgeni toprağımdan/ sürene dek yazacağım...’ ya da ‘Aracının aldığı fark/ Gümbür gümbür işleyen çark/ Hırsından çatlayan toprak/ Bizim bizim hepsi bizim...’ gibi dizeleriyle kitleleri coştururdu...”[4]&lt;br /&gt;Yaşar Kemal’in, “Aşık İhsani büyük bir şairdi. Bizim edebiyatçılarımız İhsani gibi şairlere halk şairleri diyorlar. Onlar halkın şairleriydi…. İhsani’ler ülkelerin her çağda mutluluklarıdır”; İlhan Başgöz’ün, “Aşık İhsani köy kültürünün soyut aşk şiiri temasından, kent kültürünün yazılı, eleştiri kültürüne geçişin en önemli ismidir. Aşık İhsani’nin şiiri ve hayat hikâyesi toplumun 1940’lardan beri geçirdiği, iyili kötülü sosyal değişimin hikâyesidir ve öğreticidir,” diye betimlediği Onun dizelerine baktığımızda herhangi bir Anadolulu saz şairiyle değil, kelimenin tam anlamıyla bir filozofla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Zaten hayatı da bir derviş gibi diyar diyar gezmek, envayi türlü işleri tutmak ve çalışmakla geçmiş. Bir de Karacaoğlan misali Aşık olmakla... Gönlünü her diyarda bir güzele kaptırmakla...&lt;br /&gt;Filozoftu dedik ya! İşte kanıtı: “Git efendi hançerlenmiş yaramı/ Eşeleyip tazeleme bu sıra/ Köyüm yolsuz/ ben kanunsuz yaşarım/ Utan da şu asıra bak asıra...”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;SEVİM ONURSAL&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Siq177YhiGI/AAAAAAAAAB0/IACNqDBVFl0/s1600-h/sevim.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5344283948985976930" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 252px; CURSOR: hand; HEIGHT: 234px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Siq177YhiGI/AAAAAAAAAB0/IACNqDBVFl0/s320/sevim.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;O; Türkiye sosyalist ve devrimci hareketinin ‘Sevim Abla’sıydı…&lt;br /&gt;1971 başlarına kadar Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi olan Sevim Onursal Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) militanları Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil ve arkadaşlarını İş Bankası, Ankara Emek şubesi kasasını kamulaştırmalarının ardından Kavaklıdere’deki evinde sakladığı gerekçesiyle, sıkıyönetim askeri mahkemesinde yargılanmış ve mahkûm edilmişti.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir yayınevinde grafiker olarak çalışan Sevim Onursal, 1971 Ocak ayında Emek İş Bankası Şubesi soygununa adları karışan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, İbrahim Seven, Necmettin Baca, İrfan Uçar ve Kor Koçalak’ı evinde saklamıştı. Bu durum eve tesadüfen gelen icra memuru, avukat ve bir polisin rehin alınmasıyla ortaya çıktı. Onursal ve arkadaşları evden ayrılarak kayıplara karıştı. Olaydan sekiz gün sonra Onursal savcılığa giderek teslim oldu.&lt;br /&gt;Tarih 17 Ocak 1971 Pazar. Saat 18.00. Ankara Adliyesi’nin koridorunda siyah uzun kürklü palto üzerine beyaz bir atkı atmış bir kadın, dönemin nöbetçi savcısı İrfan Atca’nın odasına girer, karşısına oturur ve bir sigara ister. Resmi binada sigara içilemeyeceği konusunda kadını önce azarlayan savcı, “Ben Sevim Onursal” sözleri üzerine, “O hâlde içebilirsiniz” diyerek bir sigara uzatır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Adliye bu gelişme üzerine bir anda karışır. Savcı Nusret Demiral evinden çağrılır, emniyet müdürleri adliyeye gelir. Ertesi gün bütün gazetelerin manşetlerinde; Sevim Onursal’ın teslim olduğu haberine yer verilir.&lt;br /&gt;Bugün Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmelerinin üzerinden 31 yıl geçti. 6 Mayıs 1972’den bu yana sayısız belge, bilgi ve arşiv yayımlandı. Döneme tanıklık edenler; belgelerle, fotoğraflarla yazdı, çizdi, anlattı. Biri hariç: Sevim Onursal... O, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yargılandığı THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) davasında yargılandı. İki yıl hapis yattı, hiç konuşmadı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kızı Berrin, “Cezaevine götürdüğümüz her çiçeği nasıl tuvallere özenle taşıdıysa geçmişini de aynı özenle taşıyor” sözleriyle anlatıyor annesini.&lt;br /&gt;Arkadaşı Şencan Yelken de “Her zaman her yerdedir. Bir gün rock konserinde, bir gün 1 Mayıs kutlamalarında” diyor.&lt;br /&gt;Sevim Onursal, Gezmiş ve arkadaşlarının hikâyesini sinemaya taşıyan Reis Çelik’in “doğru dürüst kadın rolü’ yoktu yakınmasına inat, evinin her bir köşesine sinen geçmişiyle nasıl bir rolü olduğunu anlatacak gibi duruyor... [5]&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;O; Türkiye sosyalist ve devrimci hareketinin ‘Sevim Abla’sı; buydu…&lt;br /&gt;1926 Yılında doğan Sevim Onursal, 60’lı yılların başlarında TİP içerisinde yer almış ve daha sonra Sinan Cemgil’le birlikte THKO saflarına katılmıştı. Hapishaneden çıktıktan sonra da devrimcileri hep destekleyen “Sevim Abla”nın, üç çocuğu vardı.&lt;br /&gt;İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da yapan Onursal, 1945-1950 arası İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde misafir öğrenci ve 1950’den sonra da Ankara’da Refik Epikman’ın öğrencisi oldu. 1962 ve 1965’de Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi karma sergilerine katıldı. 1965-1967 arası Ankara Amerikan Haberler Merkezi sanat danışmanlığı ve sergi organizatörlüğü yaptı. 1967’de Stüdyo İn grafik stüdyosunu kurdu. 1967-1972 arası çeşitli grafik tasarım, dergi, kitapkapak düzenlemeleri, afiş ve dekor çalışmaları yaptı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sevim Onursal son yıllarını, yalnız yaşadığı evinde düşerek uğradığı ağır bir beyin sarsıntısının ardından gelen felçle geçirmişti. Yakınları bedensel yetilerini giderek yitirmekte olan ‘Sevim Abla’nın en mutlu anının 6-31 Mayıs 2006 arasında onun adına açılan kendi eserlerinden oluşan retrospektif sergisi ‘Denizler’in Anısına’ya tekerlekli sandalyeyle de olsa katılabilmek olduğunu anlattılar.&lt;br /&gt;Sevim Onursal, Çengelköy mezarlığında ailesinin, dostlarının düzenlediği törenle toprağa verildi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Onursal’ın mezarı başında konuşan kızı Berrin Alkaner, annesinin kendisine öldüğünde mezarı başında “üç cümleden fazla konuşmasını” yasakladığını anımsatarak, “Annem çok konuşmayı ve boş konuşmayı sevmezdi. Onu uzun bir yolculuğa çıkarıyoruz, içimizden geldiği gibi uğurlayacağız” dedi.&lt;br /&gt;“Onun hepimizde hakkı var, ödeyemeyiz” diyen Mahir Sayın ise, Sevim Onursal’ın “İnsan sevgisiyle dolu bir yüreği” olduğunu vurgulayarak, “Kötü insan yoktur derdi, kimi zaman tartışırdık, ‘o kadar da değil’ Sevim Abla diye. Ama o ısrarlıydı, insanlara ve insanlığa inanmakta” diye konuştu.&lt;br /&gt;Dualar ve ayinler olmaksızın yaşarken inandığı gibi toprağa verildi Onursal… Bir sosyalist gibi…&lt;br /&gt;Yoldaşları, dostları Sevim Ablayı devrimci harekete olan katkıları, birbirinden güzel tabloları ve özellikle de onun “kötü insan yoktur” iyimserliğiyle hep hatırlayacak ve yaşatacaklardır kuşkusuz…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ŞİRİN CEMGİL&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Siq2DmlxrPI/AAAAAAAAAB8/h-TssdVhTeg/s1600-h/%C5%9Firin.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5344284080843369714" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 242px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Siq2DmlxrPI/AAAAAAAAAB8/h-TssdVhTeg/s320/%C5%9Firin.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Sönmez Targan’ın deyişiyle, “O bize ağlamayı değil, savaşmayı öğretti.”&lt;br /&gt;“Şirin 1960’ların devrimci öğrenci kızlarından biriydi; ama güçlü, korkusuz, güvenilir olanlarından biri... Yere sağlam basıyordu ayaklarını. Kendine güveni kuşkusuzdu ve tehditler karşısında gözünü bile kırpmayacağı apaçıktı,” derken Arif Şentek; Atilla Keskin de ekliyor: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Türkiye İşçi Partisi’nin Çankaya ilçesinde delişmen, ateşli, hiç bir konuda erkeklerden geri kalmayan bir kadın yoldaşımızdı Şirin.&lt;br /&gt;Sonra kendisinden hiç geri kalmayan yoldaşımız Sinan’la evlendi. Deli fişek, ‘kırk atlı akınlarda çocuklar gibi şen olduğumuz’ günlerdi. Doyasıya yapardık her yaptığımızı. Mitinglerde, seminerlerde, gecekondu gezilerinde, daha hakça bir düzen, daha insanca bir yaşam için kavga verirdik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kavgadan arta kalan zamanlarda hep türküler çığırırdı Şirin bize. O içli, dinleyenleri alıp, umutlarına, sevdalarına, acılarına, sevinçlerine götüren türküler...Bir kez küçücük evlerinde, Ruhi Su ile birlikte çalıp söyledikleri saatleri paylaşmak zevkini yaşamıştım.&lt;br /&gt;Sonra acıları, genç yüreklerimize sığdıramadığımız kocaman acıları yaşadık ayrı mekanlarda.&lt;br /&gt;Dağda, Nurhak’larda yitirmişti koca sevdasını Sinan’ını.&lt;br /&gt;Beş sene sonra cezaevinden çıkıp, kendisini ziyarete gittiğimde artık türküleri ağıtlara dönüşmüştü. Sabaha kadar ağıtlar okudu. Sabaha kadar ağladık yitirdiklerimiz için doya doya...”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Evet (“Nurhak sana güneş doğmaz... Uçan kuşlar yuva kurmaz,” deyişindeki üzere!) Sinan, Kadir, Alpaslan Nurhak’ta öldürüldüğünde “Takvim 31 Mayıs 1971’de dondu… 31 Mayıs 1971 Pazartesi günü, radyonun 13.00 haberlerinde peş peşe iki haber yayımlanmıştı. Birinci haberde, Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesi İnekli Köyü’nde jandarmalarla girdiği çarpışma sonucu ODTÜ öğrencisi Sinan Cemgil ile Alpaslan Özdoğan ve Erzurum Atatürk Üniversitesi öğrencisi Kadir Manga’nın öldürüldüğü, Mustafa Yalçıner’in yaralı, Hacı Tonak’ın da sağ yakalandığı açıklanır. İkinci haberde de Cihan Alptekin ve Tayfur Cinemre adlı gençlerin Tekirdağ’da jandarma tarafından yakalandığı açıklanır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Turhan Feyizoğlu’nun &lt;em&gt;‘Nurhak Dağlarından Sonsuzluğa’ adlı kitabında Denizli’nin Buldan ilçesinde oturan Yazıcıoğlu ailesi damatlarının öldürüldüğünü duyunca yıkıldığını anlatır. ‘Çok sevdikleri Sinan’ın duvarda asılı duran fotoğrafına bakarak ağlayan Yazıcıoğlu ailesi, duvarda asılı olan takvimin yaprağını o günden sonra koparmaz. Takvim 31 Mayıs 1971 tarihinden itibaren koparılmamış olarak hâlen duvarda asılı durmaktadır.’ &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cemgil ailesi de oğullarının öldürüldüğünü radyodan duyar. Adnan Cemgil, Nazife Cemgil ve aile dostları Orhan İyiler Sinan’ın cenazesini almak için Gölbaşı’na gider. Emekli albay olarak ordudan ayrılan ve o sıralar Sinanları yakalamakla görevli bir subay olan Yılmaz Erkekoğlu daha sonra yazdığı ‘Nurhak Ey Nurhak’ adlı kitabında o günü objektifliğiyle anlatır: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;‘Geldiler!.. Evraklar imzalandı, başsağlığı dilendi. Cenazeler teslim edildi. Baba Adnan Cemgil, şu konuşmayı yaptı:&lt;br /&gt;‘Ben varlıklı bir aileden geliyorum. Öğretmenim. Ekonomik durumum oldukça iyi. Oğlumu en iyi şekilde yetiştirdim. En iyi okullarda okuttum. Ülkenin en güzide üniversitesi ODTÜ’de okuyordu. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktu. Ölmese yüksek mühendis çıkacak ve o da varlıklı bir hayat yaşayacaktı. Fakat o sizin iyiliğiniz için öldü. Bunu bilesiniz diye söylüyorum.’ &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Köylülere baktım. Adnan hocanın sözü bitince başlarını öne eğdiler.’&lt;br /&gt;Sinan’ın babası Adnan ve annesi Nazife de sosyalist mücadelenin içinden geliyordu. Yaşamları boyunca inançlarının bedelini ödemişlerdi. Sinan’ın yoldaşı Atilla Keskin’in anlattığına göre bir gün Sinanların Göztepe’deki evlerine gidiyorlarmış. Apartmanların arasında kalmış, beton bloklara direnen bir köşkü görünce ‘Şuna bak’ demiş, ‘Nasıl da direniyor’. Sinan gülmüş: ‘O bizim ev. Zaten bizim aile de direnmeyi çok sever’…”[6]&lt;br /&gt;Şirin de Sinan gibi, Sinan da Şirin gibi direngendi… Birbirlerine hep yakıştılar; ve nihayetinde de kavuştular…&lt;br /&gt;Mezarı başında “Hayatta aslında her şeyimi ve ne yaptıysam ona borçluyum” diyen Taylan, annesinin ömrü boyunca fikirlerine sadık ve ödünsüz yaşadığını söyleyerek, tamamlamaya vakit bulamadığı yarım kalmış anı kitabını hazırlamasının, artık kendisi için bir görev olduğu belirtip, annesinin kararlı ve sevgi dolu, fikirlerinden taviz vermeyen ve nasıl düşünüyorsa öyle yaşamaya çalışan bir kadın olduğunu anlattı...&lt;br /&gt;Ertuğrul Kürkçü ise, o dönem sosyalist hareketin içinde kadın bir militan olarak öne çıkmanın zorluğunu vurguladı. Şirin Cemgil’in inatçılığı ve mücadeleciliğinin yanı sıra, kadife sesinin etkili güzelliği ve eylemlerde söylediği türkülere ve Ruhi Su Dostlar Korosu’nda çalışmalarına değindi…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sevim Tarı-Belli, “Bir yiğit kadınımızı daha yitirdik” derken; Su Apaydın da ekledi: “Şirin proleterya aydını bir kadın, bir anneydi…”&lt;br /&gt;Ve nihayet bu topraklarda yetişmiş nice kadın var, güçlü, mücadeleci, “gelecek güzel günlere inanmış” ve onun için yaptıkları, yapmayı göze alacakları, öyle her babayiğidin kolayca göze alabileceği şeyler değildi; Metin Çulhaoğlu’nun, “Gençlik yıllarımda hep korktuğum ve ‘her an fırça atma’ modunda gördüğüm nadir kadınlardandı,” diye betimlediği Şirin Cemgil’in “suretine”, Rakel Dink’e yazdığı mektupta da görmek mümkündü.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“SONUÇ YERİNE”&lt;br /&gt;Onlar; biz ardı ardına bırakıp giden üç kişi…&lt;br /&gt;Onlar’a “sonuç” yazılmaz! Onlar sonsuzluktur…&lt;br /&gt;Publius Terentius Afer’in, “Bir insanım, insanlıkla ilgili hiçbir şey bana yabancı değil”; Marcus Aurelius’un, “Kovan için gerekli olmayan arı için de gerekli değildir”; F. Dostoyevski’nin, “Bir ağacın önünden, onu sevmeden, onun var oluşundan mutluluk duymadan geçilebileceğini aklımız almaz,” sözlerini doğrulayan Onların yaşamı bizlere sonsuzluğu ve Edip Cansever’in şu dizelerini anımsatır:&lt;br /&gt;“Ölü mü denir şimdi onlara/ Durmuş kalbleri çoktan/ Ölü mü denir şimdi onlara/ Kımıldamıyor gözbebekleri/ Ölü mü denir peki/ En büyük limanlara demirlemiş/ En büyük gemiler gibi/ Kımıldamıyor gözbebekleri/ Ölü mü denir şimdi onlara./… /&lt;br /&gt;Unutulsun bir gövdeye duyulan hasret/ Unutulsun bu alışılmış duyarlık/ O kadar sade, o kadar kalabalık ki/ Unutulmaya değer onların insan gövdeleri/ Ve unutulmalı mutlaka/ Dolsunlar diye yüreklere/Dolsunlar damarlara./&lt;br /&gt;Ölü mü denir/ Ölü mü denir şimdi onlara.”&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;15 Mayıs 2009 10:36:28, Ankara.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;N O T L A R&lt;br /&gt;[*] Esmer, No:52/6, Haziran 2009…&lt;br /&gt;[1] Hasan Hüseyin Korkmazgil.&lt;br /&gt;[2] Paul Krugman, Bir Liberalin Vicdanı, Çev: Neşenur Domaniç, Literatür Yay., 2009.&lt;br /&gt;[3] Ender İrmek, “Aşık İhsani’nin Ardından”, Evrensel, 25 Nisan 2009, s.6.&lt;br /&gt;[4] Deniz Kavukçuoğlu, “O Pos Bıyıklı, Koca Sakallı, Gür Sesli Adam”, Cumhuriyet, 26 Nisan 2009, s.17.&lt;br /&gt;[5] Belma Akçura, “Bir Ömür Mücadele Etti, Hiç Konuşmadı”, Milliyet, 6 Mayıs 2003.&lt;br /&gt;[6] Celal Başlangıç, “Nurhak’ta Güneş Batmaz”, Radikal, 6 Haziran 2005.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-571981685080413489?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/571981685080413489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/06/temel-demirer-ucu-birden-gitti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/571981685080413489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/571981685080413489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/06/temel-demirer-ucu-birden-gitti.html' title='TEMEL DEMİRER / ÜÇÜ BİRDEN GİTTİ[*]'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/Siq12RXnOsI/AAAAAAAAABs/BlHZHPh5_fA/s72-c/ihsani_02.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-6722491142358518560</id><published>2009-06-01T05:25:00.000-07:00</published><updated>2009-06-01T05:32:25.479-07:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan / Seninleyiz Temel Demirer !</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SiPJ8FtbB2I/AAAAAAAAABk/rFhsrRdo3Cs/s1600-h/01a.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342335617153566562" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 248px; CURSOR: hand; HEIGHT: 237px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SiPJ8FtbB2I/AAAAAAAAABk/rFhsrRdo3Cs/s320/01a.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; 1 Haziran 09&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:ekim1917@hotmail.com"&gt;ekim1917@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Değerli Dost,Araştırmacı -Yazar Temel Demirer, 7. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında düzenlenen bir panelde yaptığı konuşma nedeniyle, önceki gün Malatya Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren dava sonucu 6 ay hapse mahkum oldu. Onu hepimiz yazılarıyla ve aktif mücadele içersindeki eylemlerden tanırız. Hemen , hemen bütün eylemlerde en önde olan değerli dost şimdi 6 ay hapse mahkum oldu. Bu Ülkede düşünce özgürlüğü var diyenler nerede şimdi, ne kadar düşünüp , ne kadar söyleyebiliyoruz düşündüklerimizi?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;İşte Temel hoca her zaman söyleyenlerden oldu. Hem söyleyenlerden , hemde söylediklerinin arkasında duranlardan. Bunu en iyi sevgili Adil Okay anlatıyor ,bir ay kadar önce Ankara'da Temel hocayla sohbet eden Adil Okay &lt;em&gt;“Ne yapacaksın Temel, ceza verecekler gibi görünüyor. Gidip yatacak mısın.” &lt;/em&gt;Diye soruyor. Temel hocanın direngenliği ve mücadelede ısrarı verdiği cevap gibi nettir. &lt;em&gt;“Tabi ki gidip yatacağım. Ben, sen, o, birilerimiz bu faşist ceza yasalarını teşhir etmezsek, gerekirse zindanda çürümeyi göze almazsak nasıl aydınlığa çıkar bu ülke. Gençlere nasıl örnek oluruz. Hem yeteri kadar sürgünde yaşamadık mı. Hadi diyelim o zamanlar, 12 Eylül faşizmi yüzbinlerce insanı zindanlara doldurmuş, senin, benim gibi onbinlerce insanı da sürgünde yaşamaya mahkum etmiş, gıyabımızda kalem kırmıştı. Biz ilk fırsatta ülkeye niye döndük. Avrupa’nın konforunu neden terk ettik. Bize ihtiyaç var diye. Temele bir tuğla daha koymak için, iğneyle kuyu kazmak için bize ihtiyaç var dedik ve döndük.”&lt;/em&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;İşte Temel Yoldaş ateşin içinde söyleyeceklerini söyledi-söyleyecekte. Kendi deyimiyle Avrupa konforunu uzak durup mücadeleye devam etti. Bir çok sözüm ona Devrimci avrupa da sıcak köşelerinde yazıp-çiziyorlar. Oradan yazıp-söylemek kolay, ama Temel Demirer olmak zordur. Şimdi daha sıkı sarılmalıyız devrim ve sosyalizm mücadelesine ,bundan sonra nice Temeller düşünce Özgürlüğünden yargılanmasın diye. Değerli Dost seninleyiz her zaman..&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-6722491142358518560?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/6722491142358518560/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/06/kemal-dogan-seninleyiz-temel-demirer.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/6722491142358518560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/6722491142358518560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/06/kemal-dogan-seninleyiz-temel-demirer.html' title='Kemal Doğan / Seninleyiz Temel Demirer !'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SiPJ8FtbB2I/AAAAAAAAABk/rFhsrRdo3Cs/s72-c/01a.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-2830285113825000527</id><published>2009-05-31T01:02:00.000-07:00</published><updated>2009-05-31T01:45:03.388-07:00</updated><title type='text'>Kemal Doğan / Nurhak Dağların'dan Ölümsüzlüğe !</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SiI8ohxf95I/AAAAAAAAABM/HW-Jjhks4Y0/s1600-h/sinanlar.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5341898774973249426" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 228px; CURSOR: hand; HEIGHT: 175px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SiI8ohxf95I/AAAAAAAAABM/HW-Jjhks4Y0/s320/sinanlar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;"Sorunun esası şudur:&lt;br /&gt;Ya devrim yolunu seçeceğiz...&lt;br /&gt;ya da, bu düzenin baskılarına, haksızlıklarına boyun eğerek,&lt;br /&gt;şu ya da bu biçimde teslim olarak yaşamayı seçeceğiz.&lt;br /&gt;Bu çeşit bir seçiş, yok olmanın bir biçimidir."&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yılmaz Güney&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Mayıs ayı devrimci mücadele de şehit düşen bir çok devrimci değeri andığımız aylardan bir tanesidir. Buna 77, 1 Mayısında Ölümsüzleşen emekçilerden,1989 1 Mayıs'ında Mehmet Akif Dalcı ve 1 Mayıs 96’ da Hasan Albayrak, Dursun Odabaş, Yalçın Levent , 3 Mayıs'ta Bolu'da Faşistler tarafından katledilen Kenan Mak ile başlayarak,4 Mayıs'ta Fikri Sönmez,6 Mayıs'ta Deniz , Yusuf , Hüseyin'in idamına,18 Mayıs'ta Kaypakkaya'yı ve 31 Mayıs 1971'de Nurhak dağlarında Ölümsüzleşen Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan mücadele içinde ölümsüzlüğe uğurladığımız devrimci önderlerdendir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Sinan Cemgil arandığı günlerde Vietnam kasabı olarak bilinen Kommerin arabasını yakanlardandır. Eylemde birlikte yer aldığı arkadaşı Mustafa Taylan Özgürün İstanbul'da öldürülmesi üzerine Ankara da toplanan kalabalığa, şöyle seslenir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;"Bir devrimci kardeşimiz polis kurşunu ile kahpece öldürülmüştür. Devrimci şehitlerin matemini tutacak zamanımız yoktur. Devrimcilerin postunu ucuza satmayacağız. Gün gelecek Türkiyenin bağımsızlığı ve kurtuluşu için gerekirse hepimiz vurulacağız. Bunlar bizi korkutmuyor, üzmüyor ancak kinimiz bileniyor. Taylan Özgürün ardından matem tutmayacağız, mersiyeler düzmeyeceğiz. O, 24 saatini devrime adamış bir kişiydi. Yapılacak çok işlerimiz vardır, İkinci Kurtuluş Savaşının ilk kurşunlanan devrimcilerinden sonra bizler de düşebiliriz, bunu korku değil varacağımız şerefli bir nokta olarak kabul ediyoruz. Taylan, Komerin arabasını yakarak devrim için ilk kıvılcımı atmıştı. Bu kıvılcım devam ettirilecektir. Türkiyede CIA artık bir adam temizleme kampanyası açmıştır. Yılmıyoruz, korkmuyoruz. "&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Yakın zamanda kaybettiğimiz Şirin Cemgil ile evlenen Sinan Oğlunun ismini Taylan olarak koyar. Kürecik Radar Üssüne yapacakları baskın öncesinde Sinan Cemgil , Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan, İnekli Köyü muhtarının ihbarı üzerine kuşatılır ve orada Sinan Cemgil , Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan Ölümsüzleşir. Adıyaman Gölbaşı ilçesinde cenazeyi almaya giden Sinan Cemgil'in annesi Nazife Cemgil, çevresini saran kadınlara Sinan'ı gösdererek.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SiI8tzPgRWI/AAAAAAAAABU/kh9zEbFkuyY/s1600-h/index.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5341898865561847138" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 224px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SiI8tzPgRWI/AAAAAAAAABU/kh9zEbFkuyY/s320/index.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;"Bu oğlum Sinan. . . Bunlar da onun arkadaşları (Kadir ve Alpaslan), kardeşleri. . . . Onlar da oğullarım. . . Bu çocuklar, bu oğullar; bu ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler. Başka bir istekleri yoktu. Her biri birer dehaydı. Her biri üstün zekalı birer güzel insandı. Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlardı. Birer milyoner olurlardı. Ama onlar, halkı, sizleri sevdiler. Sizin sorunlarınızı omuzladılar. Size yalan söylüyorlar. Onlar eşkiya değildi."&lt;/em&gt; Diyerek oğlunun ve arkadaşlarının mücadelesini omuzlayan yürekli anne olarak yaşadı.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-2830285113825000527?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/2830285113825000527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/05/kemal-dogan-nurhaktan-daglarndan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/2830285113825000527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/2830285113825000527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/05/kemal-dogan-nurhaktan-daglarndan.html' title='Kemal Doğan / Nurhak Dağların&apos;dan Ölümsüzlüğe !'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SiI8ohxf95I/AAAAAAAAABM/HW-Jjhks4Y0/s72-c/sinanlar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957654610892592152.post-7468137760032765894</id><published>2009-05-30T01:00:00.000-07:00</published><updated>2009-05-30T01:04:01.412-07:00</updated><title type='text'>Nazım Hikmet'i Anıyoruz !</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SiDoZm6aWRI/AAAAAAAAAA8/FXniLlKzxI8/s1600-h/oysaumutnekadarazdi_gokcesair_kart15B25D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5341524684701325586" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 161px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SiDoZm6aWRI/AAAAAAAAAA8/FXniLlKzxI8/s320/oysaumutnekadarazdi_gokcesair_kart15B25D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;Nazım Hikmet ölümünün 43. yılında şiir, müzik ve tiyatro gösterimiyle anılacak Nazım Hikmet, ölümünün kırk altıncı yılında Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi'nce hazırlanan etkinlikle Kadıköy’de anılıyor. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;Konuşmalar, şiir, şiir-gösterimi ve müzik dinletilerinin yer alacağı etkinliğe çeşitli dallardan sanatçılar katılıyor..&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;Geceye katılacak konuşmacılar: &lt;em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ahmed Ahmedov, Müslim Çelik, Arif Damar Refik Erduran, Mustafa Öneş, Afşar Timuçin Gecenin şiir-gösteri bölümünde Zafer Diper, şiir seslendirmesi yanı sıra, KASDAV Oyuncuları’nın katılımıyla Taranta Babu’ya Mektuplar adlı yapıttan kurguladığı bir bölümü yorumlayacak. Cezmi Ersöz ise şiir okuyacak...Dinleti bölümünde:Tiyatro Açıkça ve Muzaffer ÖZDEMİR, Nazım Hikmet’in şiirlerinden bestelenmiş şarkılar sunacak.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek etkinlik 03 Haziran 2009 Çarşamba saat 20:00’de başlayacak…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957654610892592152-7468137760032765894?l=komunistdirenis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/feeds/7468137760032765894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/05/nazm-hikmeti-anyoruz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7468137760032765894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957654610892592152/posts/default/7468137760032765894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://komunistdirenis.blogspot.com/2009/05/nazm-hikmeti-anyoruz.html' title='Nazım Hikmet&apos;i Anıyoruz !'/><author><name>Komünist Bir Dünya Kuracağız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09756512115291775146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XGN5_Gy5OrQ/SiDoZm6aWRI/AAAAAAAAAA8/FXniLlKzxI8/s72-c/oysaumutnekadarazdi_gokcesair_kart15B25D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
